Almanya'daki Mülteciler Merkel Suriyelilerin Annesi Mi?

Merkel, hem Almanya’da hem de Suriye’de “Anne” olarak adlandırılıyor artık. Merkel’e duyulan bu şükranın değişip değişmeyeceği, onun gösterilen popülist tepkilere karşı kararlı durabilmesine bağlı. Bu kararlılığı ise zaman gösterecek.

Rabia Şanlıalp 1 Mart 2016

Almanya’da 2013 yılındaki Federal Meclis Seçimlerinde CDU’nun seçim kampanyalarında ya da Şansölye Angela Merkel’in ziyaretlerinde sıkça kaldırılan afişlerden birisi de üzerinde “Mutti” (Annecik) yazılı afişlerdi. Onu ilk kez kimin bu şekilde adlandırdığı bilinmese de Merkel temkinli duruşu, sakin ve bazen ruhsuzluğa varan gerçekçi yaklaşımıyla Alman ulusunun annesi olarak görülüyor. Forbes’a göre dünyanın en güçlü kadını olan Şansölyeyi, “anne” olarak adlandıranlar sadece Almanlar da değil üstelik. Bugünler de Merkel’in yeni evlatları var: Suriyeli mülteciler.

Almanya mülteci kabulünde üst sınır tartışmaları ile Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisinin mültecileri sınırda silahla kovalama önerisini tartışadursun, ülkede sığınma arayan 1.1 milyon mülteci günlük yaşamın olağan akışına kapılmaya başladı bile. Savaştan kaçıp, meşakkatli bir yolculuğun ardından yeni bir ülkede yaşama adapte olmaya çalışan on binlerin bu çabasını kolaylaştırmak için başta İslami cemaatler olmak üzere çeşitli sivil toplum kuruluşları canla başla çalışıyor. Köln’de Müslüman Kadınlar Danışma ve Eğitim Merkezi (BFmF) de bu kurumlardan bir tanesi.

Mültecilere Almanca dil kursu sunan BFmF’e gelenlerden bir tanesi de Araz Rachid. Bir buçuk senedir Almanya’da ailesiyle birlikte yaşıyor. Öncesinde Suriye’de hukuk okuyan Araz savaş nedeniyle eğitimini yarıda bırakıp Almanya’ya kaçmak zorunda kalmış. Şu an bir tenis kulübünde yardımcı olarak çalışıyor.

Suriye’de Araz gibi hukuk öğrencisi olan 28 yaşındaki Milad Sayed 7 aydır burada ve geride bıraktığı eşini yanına aldırmaya çalışıyor. Suriye’ye geri dönmeyi planlamıyor, bunun yerine Almanya’da ailesiyle yeni bir yaşama başlamak niyetinde.

29 yaşındaki Hani Al Hadr ise 3 erkek kardeşiyle birlikte Almanya’ya gelmiş. Avrupa’ya uzanan yolda parçalanan ailelerin en bariz örneği de Hani’nin ailesi olsa gerek. Hani’nin kardeşlerinden birisi Köln’de, diğeri Hannover’de, öteki ise Leipzig’te. Annesi, babası ve kız kardeşi ise Şanlıurfa’da mülteci kampında. Bir diğer kardeşi kuaför olduğu gerekçesiyle IŞİD tarafından kaçırılmış ve kendisinden şimdiye dek haber alınamamış. Kendi ülkesinde bir petrol firmasında çalışan Hani, şimdi bir otelde kahvaltıları hazırlıyor.

Üçü de Suriye’den çıkarken hedeflerinin Almanya olduğunu söylüyor. Şansölye Merkel’in Suriye’deki lakabı “Ümmi Suri”, yani “Suriye’nin Annesi”. Merkel’in çoğu zaman CDU’nun içindeki muhafazakârlar tarafından bile sıkça eleştirilen iltica politikası, Suriye’de savaş içerisindeki çaresiz halk tarafından bir yardım simidi olarak görülüyor. Milad, Hani ve Araz Merkel’e minnettar olduklarını söylüyor örneğin. Bir mülteci yurdunun ufak bir odasında kalan Hani ve Milad’ın, Almanya’da ev bulmakta hayli zorlanıyor olmaları bu minnettarlığı azaltmamış. Ailesiyle birlikte kalabileceği bir apartman dairesini zar zor bulan Araz’da da durum farklı değil. Mültecilerin çoğunun günü çalışmakla geçiyor, Hani ve Araz’ın yaptığı gibi stajyer olarak çalışmak ya da Almanca öğrenmek onların ana meşguliyeti şu sıralar. Üçünün de hedefi önce Almancayı öğrenmek, ardından da hemen iyi bir iş bulmak. Hani, “Ne kadar çok çalışırsam o kadar çok para kazanırım, böylece az da olsa rahata kavuşurum.” diyor sakince.

Karmaşık olmayan bir yaşam sürdüklerini söyleseler de her şey güllük gülistanlık değil. Araz sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de mülteci karşıtı politikaların meşrulaştırılması için kullanılan Köln’deki yılbaşı olaylarını hatırlatıyor. Yeni yılın ilk iki haftasını bu tartışmalar nedeniyle evde geçirmiş. “Korku yüzünden değil de, çıkabilecek sorunlar yüzünden.” diyor ve burada edindiği Alman arkadaşlarının bu olaylardan etkilenmemiş olmasından mutluluk duyduğunu belirtiyor. Hani ve Milad ise Alman medyasında Müslümanlarla Hristiyan mültecilerin durmadan birbirlerini boğazladıkları bir yer olarak tasvir edilen “karışık” mülteci yurtlarından birinde kalmalarına rağmen herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamışlar.

Belki de bu noktada, kötü yurt koşullarından, uzun bürokratik süreçlerden ve ırkçılıktan şikâyet eden mültecilerin aksine bu üç genç insanın da içinde bulundukları durumdan gayet memnun olmalarının nedenini sorguluyor insan. Gerçekten de Merkel’in “kusursuz” iltica politikası, yurtlardaki “güzel” şartlar, çoğunluk toplumunun “müsamahakâr” tavırları ile Almanya’ya bu kadar minnet dolu olmaları, insana bir süre sonra Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi’nin bir reklam filmini izliyormuş hissi veriyor çünkü. Fakat bu düşüncedeki haksızlık payı, bu üç genç anlatmaya devam ettikçe kendisini belli ediyor. Mülteci yurtlarına yapılan saldırılar söz konusu olduğunda üçü de ağız birliği etmişçesine şu yorumu yapıyor: “Bunlar elbette üzücü gelişmeler. Fakat biz geldiğimiz yerde şiddetin en kötüsünü yaşadık.”

“Daha kötüsünü” hatta “en kötüsünü” görmüş olmak, Almanya’ya gelen mültecilerin buradaki şartlardan memnuniyetsizlik duymalarını büyük ölçüde engelliyor. Yükselen ırkçılık, yapılan saldırılar, iç politika tartışmalarında araçsallaştırılmaları, onlar için şu anda kafalarına her an bomba düşme ihtimalinden daha dramatik tehlikeler değil. Kendilerine yönelik bütün girişimleri minnettarlıkla karşılıyor, aslında uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış haklarının kendilerine veriliyor oluşunu bir lütuf olarak değerlendirebiliyorlar. Mevcut durumda Almanya’nın iltica politikası, mazlumların tehlikeden kurtulduktan sonra bir süre devam eden haklı sarhoşluk nedeniyle mültecilerin kendileri tarafından henüz eleştirilmiyor.

Fakat bu durumun değişmesi oldukça olası. 2015 yılının temmuz ayında Rostock’ta “Almanya’da İyi Yaşamak” konusunda öğrencilerin sorularını cevaplayan Merkel, Filistinli bir kızın sınır dışı edilmeyle ilgili sorusuna verdiği cevabıyla “empati yoksunu” olarak nitelendirilmişti. Almanya’dan her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşadığını söyleyen bir 6. sınıf öğrencisine “Burada herkes kalamaz.” diyen Merkel’in mülteci krizindeki rolü yüz binlerce kişinin geleceğini etkileyebilir. Suriyeli mültecilerin arkalarında bıraktıkları kötü şartlar nedeniyle Almanya’da şükranla karşıladıkları “sorun”ların çözümü Mutti’nin kararlılığına bağlı. Hamiliğini üstlendiği evlatlarını, komşuların sözlerine ya da aile içindeki ayıplamalara rağmen bağrında barındırmaya devam mı edecek, yoksa onları sahiplenmesi için başka bir merciye mi havale edecek bunu zaman gösterecek.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar