Hamtramck İl Meclisi Seçimleri “Her Anlaşmazlığın Nedeni Etnik Ya Da Dinî Olmak Zorunda Değil”

ABD’deki Hamtramck şehrinde 2015 yılı kasım ayında İl Meclisi Seçimleri oldu. Seçimlerin sonunda meclisteki 6 koltuktan 4’ünü Müslüman adayların kazanması üzerine ülkede gözler Hamtramck’a çevrildi. Hamtramck Belediye Başkanı Karen Majewski ile bu durumun neden garip karşılandığını konuştuk.

Meltem Kural 1 Mart 2016

Geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerde Müslüman adayların İl Meclisinde dört sandalye kazanmasından bu yana Hamtramck basının ilgisini çekiyor. Amerika gibi çeşitliliği ve çokkültürlülüğüyle övünen bir toplumda bu ilginin nedeni ne?

Çok uluslu Amerikan kimliği deneyimi yalnızca bir hikâye değil; bazen çekişmeli, bazen ilham verici, fakat asla sona ermemiş, süregiden ve devingen bir süreç. Ulus olarak mücadele, otokontrol ve hatta endişe kanalıyla kendimizi yeniden meydana getirmeye devam ediyoruz. Elbette ki, Müslüman cemaatlerin daha da büyüdüğü ve Amerikan toplumunun giderek daha da görünür birer parçası hâline geldiği bir zamanda, 11 Eylül’den bu yana bütün dikkatler Amerika’daki Müslümanlara çekilmiş durumda. Ben Hamtramck’ın çoğunluğu Müslüman olan İl Meclisi hikâyesinin soldan sağa birçok değişik siyasi görüşten haber kuruluşuna hitap ettiğini, çünkü bunun süregiden Amerikan anlatısının bir parçası olduğunu düşünüyorum.

CNN’in bir röportajında size, çoğunluğun Müslüman olduğu bir meclisten korkup korkmadığınız soruluyor. Kitlesel basının “Müslümanlar Amerika’yı ele geçiriyor” histerisinin kökeninde ne var?

Burada cevaplayamayacağım kadar büyük bir soru bu. Zannederim biz şu anda burada konuşurken bu mevzuda kitaplar kaleme alınıyordur. Ama şunu söyleyebilirim: Amerikan sağı kendi siyasi emelleri için korkuyu istismar etme sanatı yarattı. Basın da bu korkular üzerinden izleyici kitlesi oluşturmaktan gayet memnun.

Peki, mecliste çoğunluğu Müslümanlar aldıktan sonra değişen herhangi bir şey oldu mu?

Değişen bir şey olmadı. Meclis daha 1 Ocak’ta kuruldu. Yeni meclisin yöneleceği meselelerin neler olduğu konusunda bir tahminim yok. Meclisin bir blok hâlinde dinî çizgiler doğrultusunda oy kullanıp kullanmayacağını da bilemiyorum. Fakat öyle sanıyorum ki, böyle bir mesele zuhur etmeyecek. Dini ne olursa olsun şehrin sakinleri şehrin iyi idare edilmesini, toplumu ilgilendiren meselelere eğilinmesini, hizmetlerin iyileştirilmesini ve mahallelerinin yaşanmaya değer yerler olmasını istiyorlar. Bunlar dinin ötesinde mevzular.

Hamtramck’ta etnik veya dinî temelli çatışmalar yaşıyor musunuz?

Medya her anlaşmazlığı etnik veya dinî bir çatışma olarak yorumlama eğiliminde. Basit, yüzeysel ve peşin hükümlü bu çatışma yorumunun içerisine oturtulmaya çalışılıyoruz. Hamtramck, işe gidip gelirken bütün gün boyunca komşunuzu bile görmeden doğruca evinize varabildiğiniz Amerika’nın klasik kenar mahallelerinden biri değil; burada farklı olduğunuz için sizden kaçan insanlar yoktur. Sadece iki kilometrekare alanda 25 bin kişiyle eyaletteki en yoğun şehir Hamtramck. 9000 parselde dip dibe yaşıyoruz. Komşularımızın başka dillerde konuştuklarını işitiyoruz. Ocaktaki yemeklerinin kokusunu alıyoruz. Caddede park yeri bulabilmek için onlarla rekabete giriyoruz. Onları bankada, köşedeki dükkânda görüyoruz. Hristiyanlar ezanı işitiyor. Müslümanlar kilise çanlarını duyuyor. Bunların her ikisini Hindular, Budistler ve inançsızlar duyuyor ve beraber yaşamayı başarabiliyoruz. Bazen tartışıyoruz. Uyuşmadığımız bazı meseleler var. Hamtramck öteden beri burada yaşayan, buraya güçlü bir biçimde bağlı, aidiyet kuran ve güçlü duygulara sahip insanların yaşadığı bir yer. Ancak şehirdeki değişimlerden memnun olmayan kimseler dahi size en çok değer verdikleri şeyin şehrin çeşitliliği olduğunu söyleyecektir. Bu açıdan, küçük Hamtramck -bireysel ve psikolojik olsa bile- Amerika’nın kapsayıcı ülküsüne uygun olarak yaşama mücadelesinin sembolü. Bana kalırsa anlatmaya değer olan şey bu.

ABD başkanlık seçimleri adayı Trump’ın Müslümanların ABD’ye girişinin tamamen yasaklanması yönünde yaptığı çağrı tepkiye neden oldu. Fakat bu çağrı bazı Amerikalılarda karşılık buluyor. Bu Müslüman karşıtı söylem Amerikan kamuoyunu nasıl etkiliyor?

Amerikan kamuoyu hakkında söz söyleyecek benden daha donanımlı uzmanlar vardır elbette. Ancak şunu söyleyebilirim; bazı Hamtramcklı sakinlerin Müslümanların şehre gelmesiyle ilgili yaşayabileceği endişe her ne olursa olsun, bunlar terörizmle ilgili meseleler değil. Üzerinde yoğunlaşıldığını duyduğum endişeler daha çok sorumlu ve etik yönetim, mülkün korunması, ekonomik kalkınmanın yönetilmesi ile ilgili sıradan meselelere dair. Bunlar etnik ya da dinî imaları varmış gibi görünse de aslında güvenliğimiz hakkında değil, şehrimizin uzun vadede refahı ve yaşanılabilirliğiyle ilgili yerel meseleler.

Suriye’den kaçan binlerce mültecinin Avrupa’ya akınıyla birlikte Müslüman düşmanlığında gözle görülür bir artış var. Özellikle Doğu Avrupa ülkeleri sınırlarını mültecilere kapatarak mültecilerin Batı toplumuna entegre olamayacağını, toplumsal çatışma ve düzensizliğin ortaya çıkacağını iddia ederek mültecileri kabul etmek istemiyor. Çok etnisiteli bir şehrin tecrübeli belediye başkanı olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Bu ülkelerin motivasyonları ya da iç siyasi ve ekonomik dinamikleri hakkında bir tahminde bulunmak zor. Hamtramck için konuşacak olursak, bizim hem İkinci Dünya Savaşı’ndan hem de eski Yugoslavya’daki savaşlardan sonra iyi bir iltica geçmişimiz var. Haberlerde Hamtramck’ta Suriyeli mülteci ailelerin olduğunu duyan sakinlerden işittiğim tek şey “Nasıl yardım edebilirim?”, “Neye ihtiyaçları var?” gibi sorular oldu. Yine bu geçmiş deneyimlerden yola çıkarsak, elbette mülteci ya da göçmen, yeni gelen her grubun yabancısı oldukları hayata alışma süreci uzun ve zorlu. Bizler onların dillerini veya memleketlerine duydukları sevgiyi terk etmelerini beklemiyoruz. Biz onların toplumun bir parçası oldukları ve aynı zamanda Amerikan kültürüne maruz kaldıkları Hamtramck’taki bu geçiş sürecinin kolay olmasını umuyoruz. Bu geçişin bir anda olup biten değil, nesiller boyu süren bir geçiş olacağı açık.

“Öteki” korkumuzu aşarak birlikte yaşamayı nasıl öğrenebiliriz?

Sanırım bu bir süreç. Tanışma ve kurulan yakınlıklar bu süreci daha da kolaylaştırıyor. Beraber yaşayıp çalıştığımızda, yan yana eğitim aldığımızda, yani birbirimizi günlük hâllerimizle gördüğümüzde bu süreç hızlanacaktır. Bu inançlarımızdaki farklarımızı unutmamız ya da göz ardı etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Bu farklılıklar son derece ilgi çekici ve yeni şeyler öğrenme merakımızı celp etmeli. Şüphesiz, yakınlık kurmak çatışma ve uyuşmazlık ihtimalini de arttırır -ki ben bu çatışmaları “etnik” veya “dinî” olarak tanımlamakta çok aceleci olduğumuzu düşünüyorum-, fakat bu ortaklaşa çalışma fırsatı da doğurur. Çok basit şekillerde –örneğin komşuya hafifçe kafamızı sallayarak selam verdiğimizde bile– bu yakınlık oluşacaktır. Nesiller boyunca birlikte yaşayan insanlar arasındaki ölümcül anlaşmazlıkların da ortaya koyduğu üzere bu öyle kolayca başarılacak bir şey değil. Biz burada, bu küçük şehirde, mükemmel olmasa da bunu bir şekilde başarıyoruz. Bu bir seçim değil, bizim kimliğimizin bir parçası. Bu tüm sorunları ve potansiyeliyle bir toplumda beraberce yaşamanın müşterek gerekliliği.

Meltem Kural sordu.

Fotoğraf: © KarenMajewski

Meltem Kural

Londra Üniversitesi SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) yüksek lisans eğitimini tamamlayan Kural Perspektif dergisi yayın kurulunda yer almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar