Marakeş Deklarasyonu Gayrimüslim Azınlıklar Müslümanlardan Gerçek Bir Destek Bulabilecek Mi?

Marakeş Deklarasyonu, Müslüman ülkelerde yaşayan gayrimüslim azınlıkların haklarının iyileştirilmesine yönelik 2016 yılının başında dünyanın farklı ülkelerinden Müslümanların katılımıyla Marakeş’te ilan edilen bir bildirge. Deklarasyonun hedefine ulaşıp ulaşamayacağını ise zaman gösterecek.

TravIs Wussow 1 Mart 2016

“Bu hastalığın şifasının İslam’ın kutsal kanun eczasında mevcut olduğuna inanıyoruz.” Şeyh Abdullah Bin Beyyah tarafından söylenen bu sözler bana göre ocak ayında düzenlenen Marakeş Deklarasyonu konferansından en çok hatırda kalan sözler. Şeyh Bin Beyyah’ın bahsettiği “hastalık”, çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda bulunan dinî azınlıkların mevcut konumu ile alakalı.

25-26 Ocak 2016’da yüzlerce müftü, imam, şeyh, âlim, fıkıhçı, siyasi ve diplomat Fas’ın Marakeş şehrinde çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda yaşayan gayrimüslimlerin haklarını tanımlayan bir bildirge hazırlayıp yayınlamak amacıyla bir araya geldi. Konferans, Müslüman Toplumlarda Barışı Temin Forumunun (İng. “Forum for Promoting Peace in Muslim Societies”) ev sahipliğinde Fas Kralı 6. Muhammed’in himayesinde düzenlendi. Toplantıya Fas’tan Suudi Arabistan’a, İran’dan ABD’ye, Pakistan’dan Çeçenistan’a, Rusya’dan Bangladeş’e ciddi oranda Müslüman nüfusu bulunan neredeyse her ülkeden dinî lider ve devlet yetkilisi iştirak etti. Coğrafi ve teolojik çeşitlilik çarpıcıydı.

Ben de Hristiyan, Budist, Yezidi, Yahudi, Sâbiî ve diğer gayrimüslim liderlerin bulunduğu bir heyetle toplantıya katılma şerefine nail oldum. Bizler tebliğleri dinlemek ve konferansın çıkaracağı taslak ve nihai bildirgeye yorumda bulunmak için davet edildik.

Ancak konferansın kendisi, Müslüman cemaatin kendi içerisinde dinî azınlıklara muamele ile ilgili bir diyalog şeklinde cereyan etti. Müslüman konuşmacılar Müslüman dinleyicilere İslam hukukunda azınlıklara nasıl muamelede bulunulması gerektiğine dair sunumlar yaptılar. Bu hakikaten tarihî bir olaydı ama konferansta konuştuğum hiç kimse bu meseleyle ilgili başka bir konferansın İslam tarihinde şimdiye dek düzenlenmemiş olduğunun farkında değildi. Bu durumda üzerinde ittifak edilen bir bildirgenin, mevcut çeşitlilik düşünüldüğünde çok önemli bir başarı olduğu açık.

İslam Hukukuna Göre Dinî Azınlıkların Konumu

Şeyh Bin Beyyah konferansın teolojik çatısını ve temelini ortaya koydu. Bu temel, İslami geleneğe göre Peygamber tarafından Medine’de yaşayan farklı dinlere mensup kabileler arasında barışı tesis eden bir anlaşma olan Medine Sözleşmesi’ne dayanıyordu. Medine Sözleşmesi ve İslam hukuk tarihinden yola çıkarak Şeyh Bin Beyyah “ötekiyle olan muamelelerde” İslam’ın on temel değerinden bahsetti. Bu 10 değer şunlardı: Nezaket, onur, iş birliği, uzlaşma, insan kardeşliği, bilgelik, kamu yararı, adalet, merhamet ve barış. Şeyh Bin Beyyah’ın sunumu insan onuru ve eşitliğine dair bu ilkeler üzerine bina edilmişti. Konferanstaki âlimler arasında bu on değerin İslam geleneğinde ve hukukunda yer aldığı ve İslam geleneğinin dinî azınlıklara eşit muamelede bulunduğu konusunda bir fikir birliği bulunuyordu.

Marakeş Deklarasyonu

Birkaç gün süren oturumlar ve müzakere sunumlarından oluşan maratondan çıkan doküman İngilizce ve Arapça olarak yayımlandı. Üzerinde düşünmeye değer olan bildirge “anayasal vatandaşlık” düşüncesi üzerine odaklanıyor ve hareket özgürlüğü, mülkiyet, karşılıklı dayanışma, savunma ve “kanun önünde adalet ve eşitlik ilkeleri” gibi bir dizi temel hakkı dile getiriyor. Bildirge aynı zamanda BM Sözleşmesi ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ni de tasdik edip İslam hukukunun bu bildirgelere uygun olduğunu ifade ediyor.

Marakeş Deklarasyonu Ne Anlama Geliyor?

Marakeş Deklarasyonu saman alevi gibi geçici mi olacak yoksa Orta Doğu’da önemli bir dönüm noktası mı olacak? Bunu bize ancak zaman gösterecek. Bildirge bizatihi önemli bir başarı ve kilometre taşı, fakat asıl iş şimdi başlıyor. Zira bildirge her şeyden önce “laf”. Konferansın organizatörleri ise ciddiler ve bu meseleye öncelik verme konusunda kararlılar. Konferansa çeşitli ülkelerden katılan 300 kişinin bu meseleleri ülkelerine taşıyarak gündem maddesi yapıp yapmayacağını da zamanla göreceğiz.

Bir sorunu çözmeye doğru atılan ilk adım o sorunun var olduğunu kabul etmektir; bu açıdan konferans iyi bir başlangıç. Deklarasyonun kendisi çok güçlü bir açıklama mahiyetinde olsa da delegelerin pek çoğunun yaptığı konuşmalar bu meselenin bugünkü öneminden bihaber olduklarını gösteriyor. Örneğin İranlı bir temsilci İran’ın Zerdüşt, Yahudi ve Hristiyanlarla olan çoğulculuğunu anlatıyor fakat deklarasyondan henüz iki hafta öncesine kadar Hristiyan bir papazın dört yıl hapse mahkûm edildiğini yahut Bahailerin İran’da hâlâ baskı altında acı çektiklerini gözden kaçırıyor. Suud bir konuşmacı ise Müslümanların gayrimüslim ülkelerde gördüğü muameleye odaklanıyor; fakat Batı’da yüzlerce Selefi camisinin inşa edilmesine izin verilirken Suudi Arabistan’da bir tane bile kilise olmayışını göz önünde bulundurmuyor.

Öte yandan Şeyh Bin Beyyah ve diğerleri, çoğunluğu Müslüman olan pek çok toplumda yaşayan gayrimüslim azınlıkların içinde bulunduğu güç durumu kınıyor. Umulur ki bu değerlendirme geniş bir alanda duyulur ve kabul görür.

Deklarasyona uluslararası tepkiler ise hayli çeşitli. Bazıları konferansın eyleme dönüşebileceği noktasında ümitli. Diğerleri ise tarihten çıkarılan derslere göre, bildirgeye dair umudun olmadığını söylüyor. Konferansa katılmış birisi olarak ben umutlu ve hatta iyimser olduğumu söyleyebilirim. Yüzlerce Müslüman liderin dayanışma içerisinde benim cemaatimin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da gördüğü muameleden hoşnut olmadığını söylemeleri muhteşem bir şey. Konferansı düzenleyenler İslam’ın bugün karşılaştığı büyük bir meseleyle başa çıkmak için ciddi ve samimi bir çaba gösteriyorlardı ve ortama hakiki bir iş birliği ruhu ile azınlıkların yaşamını beraberce daha iyi hâle getirme arzusu hâkimdi. Kendi toplumlarında bir çözüm için çalıştıkları sürece dualarım, bu insanlarla olacak. Zira bölgede bulunan Hristiyan cemaatin buna oldukça ihtiyacı var.

Fotoğraf: ©Shutterstock.com/Yavuz Sariyildiz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar