Almanya'da İslami Cemaatler Müslümanlarla İlişkilerde Kurumsal Tedirginlik

Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinde İslami cemaatlerle eyalet hükûmeti arasında Devlet Anlaşması müzakereleri sürerken mevcut hâliyle anlaşma Müslümanlara yönelik kurumsal tedirginliğin ete kemiğe bürünmüş hâli olarak görülüyor.

Semih A. Ateş 1 Haziran 2016

2016’nın nisan ayında Aşağı Saksonya Şurası yeni yönetimini seçti. Şimdiye kadar Şura’nın müdürü olan Recep Bilgen seçim sonucu Şura Başkanı oldu. 45 yaşındaki mühendis Bilgen, Şura’ya uzun seneler başkanlık yapan Avni Altıner’in yerine geçmişti. Bu gayet sıradan gelişme ortalığı velveleye verdi; sebep olarak ise yeni başkan Recep Bilgen’in İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) kökenli olması gösterildi.

Yeni yönetime dair tartışmalar ve Şura ile eyalet hükûmetinin gerçekleştirdiği Devlet Anlaşması müzakereleri Müslüman temsil kurumlarına güvensizliği bariz bir şekilde gösteriyor. Aşağı Saksonya Şurasıyla -IGMG’nin de gösterdiği destek sonucu- ortaklaşa çalışmaların iyi sonuçları hatırlandığında bu durum oldukça üzücü.

Şura’da yeni yönetimin seçilmesinden kısa bir süre sonra eyalet hükûmeti Avni Altıner’in görevden ayrılışını üzüntüyle karşıladığını belirtti. Hükûmet sözcüsünün ifadelerinden çok açık bir kuşku okunuyordu. Yeni yönetime güvensizliğin olmadığı, ama yeni idarenin kendisini nasıl takdim edeceğinin beklendiği söyleniyordu.

Recep Bilgen’e göre ise yönetimdeki kişi değişiklikleri Şura gibi demokratik yapıya sahip olan bir kurumda oldukça normal: “Şura Aşağı Saksonya’daki Müslümanların bağımsız bir dinî cemaati ve kendisini Alman toplumunun bir parçası olarak görüyor.” Ayrıca Bilgen’in ifadelerine göre Aşağı Saksonya Şurası’nın kurulduğu günden bu yana IGMG cemiyetleri Şura’yı biçimlendiren ve inşa eden aktörler arasındalar.

Devlet Anlaşması’ndan Çark Mı Ediliyor?

Bunun ardından eyalet hükûmeti hiç beklenmedik bir şekilde Şura, DİTİB ve Alevilerle bir Devlet Anlaşması’nın yakın zamanda imzalanmayacağını açıkladı. Oysa Anlaşma Şura ile büyük oranda müzakere edilmiş, Eyalet Parlamentosu’nda tartışılmıştı ve çoğunluğun onayından geçeceği tahmin ediliyordu. Ayrıca Devlet Anlaşması Aşağı Saksonya’daki Protestan Kilisesi ile Katolik Kilisesi tarafından da savunuluyordu. Yine birçok kez 2013 yılının sonunda başlayan müzakerelerin tamamlanması sözü verilmişti. Dolayısıyla anlaşmanın tamamlanmasının tehir edilmesi bütün taraflarda şaşkınlığa neden oldu.

Özellikle -parti politikalarına dair ince hesaplar nedeniyle- en sert eleştiri muhalefet saflarından geldi. CDU Grup Başkanı Björn Thümler eyalet hükûmetinin kararını şaşırtıcı bulduğunu belirtti. Thümler’e göre bu tavır hükûmetin samimiyetsizliğinin ve başarısızlığının bir göstergesiydi. FDP Grup Başkanı Stefan Birkner ise daha açıktı: “Demokratik bir seçim gerekçe gösterilerek (çizilen) amaç tehlikeye atılıyor. Acaba Katolik Kilisesi size uymayan bir Papa seçtiğinde ne yapacaksınız? Kilise ile olan anlaşmayı mı feshedeceksiniz?”

Açıkta kalan birçok soruya rağmen Aşağı Saksonya Şurası’ndaki görev değişiminin ardından Eyalet Başbakanı Stephan Weil (SPD) anlaşmanın sene sonuna kadar imzalanmış olacağını umduğunu belirtti. Weil çözülemeyecek bir ihtilafın olmadığını söyledi ve IGMG’nin Şura’da olumlu bir rol aldığını ve artık Anayasayı Koruma Dairesi’nin gözetlemesinde olmadığını söyledi.

Anlaşmanın Tartışmalı Maddeleri

Mutat yönetim değişikliğinin ardından meydana gelen tartışmada devletin Müslümanların demokratik temsil kurumlarına karşı çok da anlaşılır olmayan kurumsal bir tedirginliğe sahip olduğunu görüyoruz. Bu durum, üzerinde müzakere edilen Devlet Anlaşması’nın içeriğinden de anlaşılıyor.

Aşağı Saksonya Almanya’nın Dinî Cemaat Hukuku kapsamındaki ilk anlaşmasını Eyalet Protestan Kilisesi ile 1955 yılında imzaladı. Bunu Katolik Kilisesi (1965) ve Yahudi Cemaati ile (1983) yapılan anlaşmalar takip etti. Devletin Aşağı Saksonya’daki İslam dinî cemaati ile münasebetinde de bugüne kadar büyük ölçüde bu anlaşmalar belirleyici oldu. Meselenin tarihsel arka planından hareketle Devlet Anlaşması’ndan beklenen de İslami cemaatlerin kiliselerle eşit muamele görmesiydi. Müzakereler başladığında eyalet hükûmeti ve dinî cemaatler de amaçlarının bu olduğunu ifade ettiler.

Devlet Anlaşması’nın mevcut taslağı ise bazı sorulara kapı aralayarak Aşağı Saksonya’da rüştünü çoktan ispat etmiş Şura’ya hükûmetin güveninin tam da olgunlaşmadığını ortaya koyuyor. Zira Müslümanlar ve Yahudiler için geçerli olan bazı konular Müslümanlar söz konusu olunca -her zaman ve aynı ölçüde- geçerli değil. Örneğin anlaşmanın hemen girişinde tarafların “kadın-erkek arasındaki eşitlik” gibi değerleri garanti ettikleri vurgulanıyor. Oysa bu tarz bir vurgu diğer dinî cemaatlerle yapılan anlaşmalarda yok. Anayasal düzenin hukuki amaçları ve Aşağı Saksonya Anayasası’nın, dolayısıyla temel hakların ve özgürlükçü demokratik düzenin Şura ile yürütülen müzakerelerin temelini oluşturduğu herkesin malumuyken bu tarz bir meselenin vurgulanması şaşırtıcı. Anlaşma metninin farklı yerlerinde “hukuki düzenlemelere uymak” gibi ifadelerin baş göstermesinin hangi nedene dayandığı da anlaşılmıyor.

Anlaşmanın birçok yerinde somut haklar değil, “niyetler” var. Harç muafiyetine dair (19. Madde) eyaletin kiliselerle kıyaslanabilir bir muafiyet için çaba sarf edeceği belirtiliyor. Radyo-televizyon kurumları (13. Madde) söz konusu olduğunda ise İslami cemaatlerin radyo-televizyon kurumlarında temsil edilmesi için eyaletin bu anlamda anlaşmalar imzalanması amacıyla müzakerelerin yürütülmesine çaba sarf edeceği şeklinde bağlayıcılığı olmayan bir ifade yer alıyor.

Anayasal açıdan garanti altına alınmış meselelerin yinelenmesi İslami cemaatlerle yapılan devlet anlaşmasının içeriğini oluşturuyor. Anlaşma taslağının 2. maddesinde inanç özgürlüğünün ve İslami cemaatlerin kendi başlarına hareket etme haklarının vurgulanmasıyla sanki Müslüman cemaatler din özgürlüğüne önem vermiyorlarmış gibi bir izlenim doğuyor. Aynı düzenlemede anlaşma taraflarının “devletin din ve dünya görüşlerine karşı tarafsızlığının ve yasaların dikkate alınacağına” inandıkları belirtiliyor.

Anlaşmanın, muhaliflerinin belirttiği gibi bir “kayırma”dan ziyade şu anki içeriğiyle Aşağı Saksonya’daki İslami cemaatlere olumsuz bir özel statü verdiği aşikâr. Geriye Şura ile eyalet hükûmeti arasındaki iş birliğinin devam etmesi, Müslümanların bu özel statüden kurtulması ve Almanya’nın tabi birer parçası olarak görülmelerini umut etmek kalıyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar