Dosya: "Almanya'da Devlet Anlaşmaları" “Devlet Anlaşmasına Giden Yol Kolay Değil”

Dr. Volkmar Schön 2010 yılına kadar Hamburg Eyaleti devlet müşaviri olarak görev yaptığı sürede Müslüman cemaatlerle eyalet hükûmeti arasında sürdürülen müzakerelerde yer aldı. Schön ile müzakereler ve anlaşmaya giden engebeli yolu konuştuk.

Burak Altaş 1 Kasım 2016

Almanya’da Hamburg Müslüman ve Alevi derneklerle devlet anlaşması imzalayan ilk federal eyalet. Devlet anlaşması neleri değiştirdi?
Sadece müzakerelerin kendisi bile hem İslami cemaatler ile devlet arasındaki ilişkiyi, öte yandan toplumda cami cemiyetlerinin çalışmalarına yönelik algıyı etkiledi. Görüşmelerin oldukça uzun sürmesi, yoğun geçmesi ve görüşmelere münferit konulardan sorumlu resmî personelin dâhil olması önce bu iki pozisyon arasında bir uzlaşının oluşmasını sağladı. Ardından birlikte çözüm arayışına gidildi. Bu sayede müzakerenin taraflarının kendi yetki alanlarına giren konulara dair sorumluluk bilinçleri de güçlendirilmiş oldu. Aynı zamanda özellikle Hristiyan kiliseleri ve Yahudi cemaati olmak üzere diğer dinî cemaatler de müzakerelere büyük ilgi gösterdi ve bu görüşmeleri iyi sonuçlandırmamız için destek verdiler. Nihayetinde medyanın konuya ilgisi arttı ve böylece İslami cemaatlerin meseleleri daha büyük bir kitleye ulaştı.

Benim artık mevzunun dışında biri olarak müzakerelerin ardından Müslümanlarla devletin iş birliği bakımından değişen şeyin ne olduğunu değerlendirmem mümkün değil. Bu konuda halefime danışılması daha doğru olur. Ancak İslami cemaat ve derneklerle devam eden temaslarıma dayanarak geçen süre içinde özgüvenin arttığını söyleyebilirim. Bunun dışında tamamen farklı bir beklenti söz konusu olduğu için hayal kırıklığı yaşandığına şahit olmadım.

Görüşmeleri uzun bir dönem boyunca yürüttünüz. Bu sürede umutsuzluğa kapıldığınız anlar oldu mu?
Kesinlikle en zor konu Hristiyan kiliseleri ve Yahudi cemaatleri ile kıyaslandığında bağımsız cami cemiyetleriyle birlikte İslami cemaatlerin sahip olduğu farklı yapı idi. Dolayısıyla mesele öncelikle İslami bir dinî cemaatin ne olduğunu açıklığa kavuşturmakla ilgiliydi. Bu tarz bir tanımlama kulağa her ne kadar teorik gelse de din dersi gibi önemli ayrıntıların düzenlenmesine temel teşkil ettiği için oldukça önemliydi. Bu münasebetle müzakere edilen konulardaki tüm farklılıklara rağmen bizimle devlet anlaşmasını görüştükleri ve böylece Hamburg’daki cami cemaatlerinin yüzde 90’ından fazlasını temsil ettikleri için partnerlerimize ne kadar müteşekkir olduğumu vurgulamam gerek. Bu tüm toplum için de önemli bir işaretti.

İslam’a ve İslami ülkelere yabancı olmasam da bu görüşmeler boyunca ben de çok şey öğrendim. Bu görüşmeleri daha önceden Protestan ve Katolik Kilisesi ve Yahudi cemaati ile gerçekleştirme şansına sahip olmam bana yardımcı oldu. Bu durum farklılıkları ve ortak yönleri daha iyi görebilmemi sağladı ve zaman zaman bazı karmaşalara çözüm bulunmasını kolaylaştırdı.

Diğer federal eyaletlere de bu adımı mutlaka atmalarını ve gerekirse bunu şu an olduğu gibi zor zamanlarda gerçekleştirmelerini tavsiye edebilirim. Emin ve güvenilir muhataplara sahip olmak devlet için olumlu bir durum.

Müzakereler benim yıllar boyu görüşmeler yürüttüğüm birçok insanla dostluğa dayalı bir bağ kurmamı sağladı. Kendi açımdan bu görüşmelerin bana zenginlik kattığını söyleyebilirim.

Aşağı Saksonya’da devlet anlaşması müzakerelerinin sekteye uğramasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Görüşmelerin dışarıdaki üçüncü kişiler tarafından değerlendirilmesi bana hep zor gelmiştir. Ancak tüm katılımcılara böylesine önemli ve uzun vadeli etkileri olan bir konuyu kısa vadede toplumda puan toplamak için gündelik gelişmelere kurban etmemelerini tavsiye edebilirim. Böyle bir tutum hem güveni zedeler hem de amaca ulaşılmasına engel olur. Aşağı Saksonya’da devlet anlaşması tartışmasının hararetlenmesi sebebi ile müzakerelere ara verilmesinin faydalı olup olmayacağına katılımcılar kendileri karar vermeli. Bu ancak katılımcıların moladan sonra yapıcı bir şekilde çalışmalara devam edeceklerini bilmeleri durumunda anlam ifade edecektir.

Hamburg eyalet hükûmetinde oldukça yüksek bir konumdaydınız. Bu sayede yüksek konumdaki siyasetçilerin diğer gruplarla olan ilişkilerini gözlemleme fırsatına sahip oldunuz. Sizce siyasetçilerin Müslümanlarla iletişimlerinde aşamadıkları zorluklar var mı?
Ben siyasetçilerin diğer insanlardan farklı düşündüklerini ve hissettiklerini sanmıyorum. İslam birçok kişi için yabancı bir olgu, tam da bu durumun değişmesi için toplumun bir çok kesiminin yapması gerekenler var. Şu da bir gerçek ki insan yabancı olduğu şey karşısında dikkatli, çekingen ve hatta ürkektir. Benim deneyimlerime göre birçok kültürde bu durum pek de farklı değil. Her ne kadar kiliseler her türlü toplumsal soru hakkında görüş bildirse ve kiliseye ait sosyal yardımlarla toplumda aktif rol oynasa da kültürümüzde din gitgide daha da özel bir konu hâline geldi. İslam’da bu özelin ve bireyselliğin kabul edilip edilemeyeceği konusunda şüphe duyuluyor. Aynı zamanda son 20 yıldır haberlerin de etkisiyle İslami ülkelerdeki gelişmeler daha yakın bir şekilde takip ediliyor. Ayırt edici bir algı kabiliyeti askıda kaldığında insanların çoğu ana mesaj olarak bu bölgelerle şiddeti bağdaştırıyorlar. Sonuçta bu bölgelerden bize sığınan insanlar da şiddetten kaçıyorlar. Bu konu ve korkularla oynayan ve bunları temel alan siyasi gruplaşmaların artış gösterdiğine şahit oluyoruz. Maalesef bu durum yeniden seçilmek isteyen siyasetçilerin bu duruma karşı bilinçli bir şekilde girişimde bulunmak yerine daha dikkatli davranmalarına yol açıyor. Dolayısıyla son gelişmeler etkileşimi maalesef daha da zorlaştırıyor.

İslam’ın Almanya’ya ait olup olmadığı tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anlamsızca yürütülen bu tartışma benim için bir şey ifade etmiyor. İslam’ın Almanya’ya ait olduğunu veya olmadığını söyleyen birinin bu söz ile ne ifade etmek istediğini açıkladığını nadiren görüyoruz. Bu cümle maalesef iki taraf için de bir savaş sloganına dönüşmüş durumda. Müslümanlar nesillerdir Almanya’da yaşıyor, Almanya’nın birer parçasılar. Elbette onlarla birlikte kimliklerinin önemli bir parçası ve dinleri de Almanya’ya ait. Almanya’nın bunlardan dolayı Müslüman bir ülke olmadığını da hepimiz biliyoruz, zaten bildiğim kadarıyla böyle bir şeyi iddia eden de yok.

Hamburg devlet anlaşmasında diğer maddelerin yanı sıra, “köken, cinsiyet, cinsel yönelim, inanç veya dinî ya da siyasi görüş sebebiyle şiddet ve ayrımcılığa karşı çıkma” gibi bir ibare var. Diğer dinî cemaatlerle yapılan devlet anlaşmalarında bu ifadeler bulunmuyor. Bu madde eşitlik ilkesine ters düşmüyor mu?
Öncelikle bu konunun eşitsizlik olarak algılanabileceği hususunda size katılıyorum. Buna rağmen o dönemde bu şekilde yapılmış olmasını doğru buluyorum. Buna ek olarak bu anlaşma ile siyasi yelpazenin öbür ucunda bulunan ve kazanmak istediğimiz tereddütlü insanların olduğunun bilinmesi gerek. Bir yanda devletin şiddetten tamamen uzak olmayan gruplarla anlaşma yapmasından endişe duyanlar; diğer yanda ise örneğin kadının rolü veya eşcinsel hakları gibi hakların münferit gruplar tarafından sorgulanacağından endişe edenler var. Böyle grupların varlığı biliniyordu ve bu yüzden müzakere partnerlerimiz gerektiğinde “zıt görüşlere karşı çıkabileceklerini“ (Hamburg Devlet Anlaşması 1. Madde, 2. Paragraf) açıkça beyan etmeye de hazırdı. Bunu somut olarak da gerçekleştirdiler. Ayrıca bu endişelerden bazıları yalnızca siyasi alanda mevcut değildi. Müzakerelere paralel olarak üyelerinin büyük çoğunluğu Müslüman olan Hamburg ve Çevresi Türk Toplumu (Alm. “Türkische Gemeinde Hamburg”) gibi daha seküler yönelimli göçmen gruplarıyla da sohbetlerimiz oldu. Bu grupların içinde de devlet anlaşmalarının kendilerine ve dinî davranışlarına baskı uygulayacağı yönünde endişe duyanlar vardı. Son olarak bu görüşmeleri gerçekleştirdiğimiz dönemde -haklı veya haksız- bazı temsilcilerin Anayasayı Koruma Dairesi raporlarında yer aldığını hatırlatmak isterim. Bu yönden eleştirilen maddeleri parlamentoda çoğunluk elde etmek için dâhil etmek sadece pragmatik açılardan bile mantıklı bir hareketti.

Dinî cemaatlerle yapılan devlet anlaşmaları aslında güvenlik ya da entegrasyon anlaşmaları değiller. Ancak Aşağı Saksonya anlaşmaları çerçevesinde gerçekleşen tartışmalara baktığımızda güvenlik unsurlarının ve uyum politikası taleplerinin baskın olduğunu görüyoruz. Siyaset Hristiyan veya Yahudi cemaatlerine karşı sergilediği tutumu İslam’a karşı sergilemekte neden zorlanıyor?
Dinî cemaatlerle yapılan anlaşmaların ne güvenlik ne de entegrasyon anlaşması olmadığı konusunda sizinle aynı fikirdeyim. Ancak biraz önce de belirttiğim gibi belli bir ölçüde uzlaşmaya gitmek yararlı ve kabul edilebilir bir durum. Bu açıdan bakıldığında Hamburg’da sağladığımız uzlaşmanın yalnızca mantıklı ve haklı bir karar olmakla kalmadığını, aynı zamanda Müslüman vatandaşlar için resmî tatil düzenlemesi gibi somut iyileştirmeleri de beraberinde getiren veya eğitim ve yüksekokul başta olmak üzere, cezaevinde manevi rehberlik veya cenaze işleri gibi alanlarda diğer somut iyileşmelerin önünü açacak olan devlet anlaşmasını yapmamızı sağladığını düşünüyorum. Bence asıl mesele de budur; daha iyi bir toplumsal yaşam ve karşılıklı saygı. Devlet anlaşmasına giden yol da işte bu yüzden o kadar kolay değil.

Fotoğraf: ©Dr._Volkmar_Schoen_2014

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar