DÜNYA Musul’u IŞİD’den Arındırma Operasyonu

17 Ekim’de Musul’u IŞİD’in elinden geri almak için başlatılan Musul Operasyonunun daha da uzun sürmesi bekleniyor. Çatışmalardan en çok etkilenen tarafın sivil halk olduğu Musul’da durum kısa vadede çözüme kavuşmayacak gibi görünüyor.

Alessandra Bajec 2 Aralık 2016

Musul’daki şiddetli çatışmalar ikinci ayını geride bıraktı. Savaşan taraflar görünüşte IŞİD’e karşı ilerlemelerini sürdürürken, Musul operasyonunun ardından Irak’ın yüzleşmek zorunda kalacağı başlıca siyasi sorunlar var. Uzayan bir savaşın kaçınılmaz sonucu olarak getireceği insani kriz de bu sorunlardan biri.

17 Ekim’de ABD, Fransa ve İngiltere’nin desteğiyle binlerce Irak ve Kürt Peşmerge birliği Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul’u IŞİD’den geri almak için geniş çaplı bir operasyon başlattı. Irak güvenlik güçleri, Kürt Peşmergeleri, Şii militanları ve Sünni savaşçılardan oluşan ve Amerika’nın hava ve karadan desteklediği IŞİD karşıtı koalisyon Musul çevresinde ilerlemeler kaydetti. Bu esnada Musul siyasi menfaatlerini korumak isteyen hem dâhilî hem de haricî çıkar gruplarının yer aldığı karmaşık bir savaş alanı hâline geldi.

IŞİD mevzilerine istikrarlı bir şekilde yürüyen Irak silahlı kuvvetleri, harekâtın dışında kalmayı seçen Kürt Peşmergeleriyle birlikte çalışıyorlar. Ancak Kürt peşmergelerinin harekâta dâhil olmama kararı değişebilir. Kürdistan bölgesel yönetimi, Bağdat’ın da hak talep ettiği tartışmalı bölgeler üzerindeki kontrolünü güçlendirme niyetinde. Araplar ve Kürt olmayan azınlıkların itirazlarına rağmen Kürtler tarafından temizlenen tartışmalı bölgelerin Kürt özerk bölgesine dâhil edilmesine yönelik endişeler var. Şii milisler, Irak hükûmetinde daha büyük bir rol almayı ve daha geniş siyasi yelpazede söz sahibi olmayı hedefliyorlar. Bağdat yönetiminin ülkedeki en büyük Sünni şehir olan Musul’dan uzak durmaları isteğine görünüşte uyan Peşmerge ve bazı milis liderleri Musul’da savaşma sözü verdi. Şii militanların ayrıca Türkiye’nin tarihî ve kültürel bağları olduğunu iddia ettiği Tel Afer şehrinde kalıcı bir harekât üssü oluşturma ihtimalleri var. Zira bu hamleyle Şii milisler hem Türkiye hem de Kürt yönetiminin Kuzey Irak’taki hâkimiyet taleplerine karşı engelleyici bir manevra yapmış olacaklar.

IŞİD’den kurtarma operasyonuna katılan her iki Sünni lider de askerî kazanımlarını siyasi kazanımlara dönüştürmek istiyor. Bunun yanı sıra Ankara ve Bağdat yönetimi arasında Kuzey Irak’ta kontrolü ele geçirmek adına geniş bir iktidar mücadelesi mevcut. Ocak 2015’ten beri Irak hükûmeti Musul’un kuzeydoğusunda konuşlanan Türk kuvvetlerinin geri çekilmesinde ısrar ediyor. Buna karşın Ankara yönetimi Musul harekâtında daha büyük bir rol üstlenmiş durumda. Türkiye ayrıca Şii milislerin Tel Afer’deki Sünni Türkmen çoğunluğu yok ederek Musul’u yerle bir edeceğini iddia etmiş, dolayısıyla Şii milislere karşı tek taraflı eyleme geçme tehdidinde bulunmuştu. Bilhassa Türkiye Kuzey Irak’taki mevcudiyetiyle, PKK’nın sınır ötesi ulusçu hırslarını ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Musul üzerindeki mücadele IŞİD’i askerî açıdan yenilgiye uğratma odaklı. Koalisyonun bunu başarma ihtimali yüksek. Atlantik Konseyi’nin Orta Doğu Refik Hariri Merkezi’nin fahri başkanı Nabil Huri şu an kara harekâtında aktif olan aktörler hakkında Perspektif’e bilgi verdi. Huri’ye göre Irak ordusu Amerika’nın eğittiği özel kuvvetlerle birlikte öncü role sahip. Amerika planlama ve koordinasyonu üstleniyor. Şii milisler Musul’un ana girişinde arkada kalarak Iraklı kuvvetlerin savunmasını yürütüyor, bununla beraber Tel Afer’de faaliyet gösteriyor. Başika ve Tel Afer’de sayıları birkaç yüzü bulan Türk kuvvetleri de Sünni milisleri destekliyor.

Bir yandan IŞİD’le mücadele devam ederken, diğer yandan da Musul IŞİD’den kurtarıldığında çatışmaların temelinde yatan siyasi sorunların ele alınması gerekiyor. Operasyonun bitiminde bölgede oluşacak otorite boşluğunu doldurmak isteyen aktörler arasında rekabet oluşacak. Buna ek olarak bölgedeki Türkmenler (Sünni ve Şii), Yezidiler, Hristiyanlar ve Şabak gibi farklı etnik-mezhep gruplarının varlığı nedeniyle gerçekleşen şiddet olayları, bu toplulukların dengesini bozan IŞİD eylemleriyle daha da tırmanıyor. Tikrit, Ramadi ve Felluce gibi tamamı neredeyse Sünnilerden oluşan Arap şehirlerini kurtarma operasyonlarıyla kıyaslamak gerekirse sözde İslam Devleti tarafından kontrol edilen bölgelerdeki karma nüfus yapısı göz önüne alındığında Musul’u kurtarmak çok daha karmaşık ve güç.

Azınlık gruplarının birbirleriyle huzur içinde yaşamalarını sağlayacak siyasi bir anlaşma hayati önem taşıyor. Devlet gücünün yeniden yapılandırılabilmesi için Şii Irak hükûmeti, Sünni Arap çoğunluğu, Hristiyan azınlıklar, Yezidiler, Türkmenler, Şabaklar ve diğer grupları destekleyen ve bölge topluluklarının güçlenmesine izin veren bir tür iktidar paylaşım modeli oluşturulmalı.

Merkezî hükûmetin uzun zamandır görmezden geldiği diğer bir faktör ise Irak Sünnilerinin bölgedeki entegrasyona duydukları ihtiyaç. Eğer bu sorun layıkıyla ele alınmazsa IŞİD gibi isyancı gruplar Sünni Arapların marjinalleşmesini kendi çıkarlarına göre kullanacaklar ve dolayısıyla Irak uzun vadede istikrar yüzü göremeyecek. Irak’taki Sünni Araplar 2003’te Amerika’nın işgaliyle ülkenin yönetim şeklinin bozulmasından ve Şii çoğunluğun iktidarı ele geçirmesinden beri Irak yönetimine şüpheyle bakıyor. Bu da belli grupların tarihsel olarak elinde bulundurdukları pozisyonlarda ayrışmalara neden olmuş; toplumsal, siyasi ve ekonomik elitlerin Bağdat hükûmetine inançlarını yitirmelerine yol açmıştır.

Araştırmacı Derek Verbakel, Euresia Review Dergisinde IŞİD’in Musul ve Nineva vilayetlerinden çıkarılmasının ardından neler olacağına dair herhangi bir görüş birliğinin olmadığını savunuyor. Zira Verbakel’e göre bu kurtarılmış bölgeler silah bırakmak ya da çekilmek konusunda isteksiz birçok IŞİD karşıtı grubun izlediği çıkarların çatışmasına sahne olacak. Yaptığı analizde Verbakel hizip ayrışmalarını önleyecek birleştirici herhangi bir ulusal siyasi projenin olmayacağını, savaşla sarsılmış halkın, yönetimin yeniden inşasına ya da yeni sistemlerin tesisine artık inancının kalmadığını ve bu hassas siyasi arenanın şiddete daha da gömüleceğini öngörüyor.

Konu üzerinde benzer düşünceleri olan Huri, Musul’un kurtarılmasından sonra ne olacağını ve Irak’taki güçlerin ne şekilde konuşlanacağını kimsenin bilmediğini söylüyor. Bir yandan Irak ordusu ve Peşmerge, Nineva içindeki bölgelerin kimin tarafından yönetileceği konusunda uzlaşmaya varmadı. Diğer yandan ise Türkiye Bağdat’ın uyarılarına rağmen kuzey Irak’taki askerlerini çekmedi. Dolayısıyla Musul operasyonu bitince Türkiye müdahalede bulunabilir.

Huri, “Büyük ölçüde Sünni olan yerleşim alanlarında iktidarın paylaşımına, yönetimin yerelleştirilmesine ve hakların tesisine dair belirli bir formül yok; bu da bölgenin kurtarılmasını takip eden süreçte daha fazla şiddete davetiye çıkaracaktır.” ifadelerinde bulunuyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Yönetim hususu en başından beri sorunun temelini oluşturuyordu. Saddam sonrası dönemde Iraklılar hâlâ bir yönetim biçimi belirleyemediler.”

Anlaşmazlık içindeki tarafların muhtemelen erişeceği mutabakat türü ne olursa olsun alınan kararlar ancak Irak halkının birleşme planına dâhil edildiğinde Musul operasyonu başarıya ulaşabilir. Bu birlik planı çerçevesinde -siyasi görüşleri ne olursa olsun- Irak halkı çözüme yönelik samimi gayret göstermeli ve ülkeyi (bir kez daha) işgalci güçlere terk etmemelidir. Musul Operasyonu sonrası dönemde yönetim sorununu çözecek herhangi bir siyasi çerçeve olmaksızın şehrin kurtarılması Irak’taki krizi ya da IŞİD tehdidini sona erdirmeyecektir.

Görünen o ki Irak yönetimi ve uluslararası toplum IŞİD’e karşı askerî başarı elde etmeyi yönetim sorunlarının önüne koyuyor. Oysa koalisyonun Musul kentindeki muhtemel askerî zaferi, çatışmalar dört hafta ya da daha fazla sürdüğünde ciddi bir insani kriz doğuracak. Musul’u yeniden ele geçirme operasyonunun başlangıcından itibaren bir buçuk ay içerisinde Uluslararası Göç Organizasyonu rakamlarına göre 60 bin kişi yerlerinden edildi. Bu rakamların büyük kısmı (yüzde 78) Musul bölgesine ait. Yine Uluslararası Göç Organizasyonu’nun verilerine göre Ocak 2014 ile 10 Kasım 2016 arasında 3.1 milyon Iraklı ülke içerisinde yer değiştirmek zorunda kaldı.

Yardım örgütleri askerî çatışmalar, IŞİD savaşçılarının sivillere yönelik saldırı ve katliamları, onları kalkan olarak kullanması ya da kaçmaya çalışanlara saldırması gibi şiddet olaylarının arasında kalmış 1.2 ila 1.5 milyon sivilin Musul’dan kaçacağı konusunda uyarılarda bulunuyor. Yeniden ele geçirilen bölgelerdeki on binlerce yurtsuz ve yerleşimci ailenin acil hayat kurtarıcı yardımlara ihtiyacı var. Operasyonları uzatmak sadece hâlihazırda 10 milyon vatandaşın yardıma muhtaç olduğu bir ülkede zaten kıt olan temel kaynaklar ile mülteci akını ve insani yardımlar için gereken finans kaynaklarını epey zorlayacaktır. Askerî operasyonlar uzadıkça bölgedeki durum daha büyük bir insanlık dramı hâline gelecek.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar