İtalya İtalya Müslümanları ile Anlaşmaya Eleştirel Bir Bakış

İtalya’da Müslüman kuruluşlarla devlet arasında imzalanan “İtalyan İslam’ı İçin Ulusal Anlaşma”, ülkede İslam’ın tanınması yolunda önemli bir adım olarak görülse de, eleştiriler de yoğunlukta. Eleştirilerden biri, anlaşmanın devletle aynı göz hizasında gerçekleşmediğine dair.

Milena Rampoldi 11 Nisan 2017

İtalya’nın ülkedeki Müslüman cemaatlerle yaptığı anlaşma İtalyan Anayasa değerlerine uygun, açık ve entegre olmuş bir “İtalyan İslam’ı”nı öngörüyor. Anlaşma bir anlamda Avusturya’daki yeni İslam Yasası’nı çağrıştırsa da meselenin İslam Yasası’na doğru evrilmesini engellemek şart. Müslüman cemaatlerle devlet arasında imzalanan anlaşma oldukça yoğun bir şekilde İslami terörizmle mücadeleye ve İtalya’da açık ve ırkçılık karşıtı bir toplumun teşvik edilmesine yönelik olarak dindarlararası diyaloğa odaklanmış durumda. Böylelikle İtalya’da sağcı radikalizmin ve azınlıklara yönelik ayrımcılığın önlenmesi görevi bir azınlığa yükleniyor. Müslümanların başarılı bir şekilde entegre edilmesinin anahtar figürleri ise kendi cemaatleri ve İtalyan toplumu arasında aracı olarak görülen imamlar. Ayrıca hükûmet, camilerin finansmanında şeffaflık talep ediyor. Bu kapsamda ister özel, ister devlet olsun, tüm yabancı bağışçılar terörü destekliyormuşçasına aynı kategoriye dâhil edilecek.
Mevcut durumda anlaşmanın amacına ulaşması için çalışması gerekenler Müslüman dernekler. Devlet onlardan çok fazla talepte bulunuyor, her şeyden önce Charlie Hebdo gibi saldırıların tekrarlanmaması için terörle mücadeleye katılmalarını bekliyor. Ancak görünüşe göre tüm bunlar olurken #JesuisAhmed pek de önem arz etmiyor. İtalya İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, sanki Charlie Hebdo Fransa’da yeterince entegre olamamış Müslümanların öfkesi yüzünden hedef alınmış gibi, Fransız mizah dergisine yönelik gerçekleştirilen saldırının aslında entegrasyon eksikliğinin terörü desteklediğinin bir kanıtı olduğunu belirtiyor.

“Müslüman” veya “İslam” terörü olarak adlandırılan şeyin homojen ve tamamen dinî bir konu olarak basitleştirildiği ve tuhaflaştırıldığı açık. Dindarlararası diyaloğun açık bir toplumu teşvik ettiği ve böylece dinî cemaatler arasında hoşgörü ve karşılıklı saygı inşa ettiği doğrudur. Tıpkı nasyonal sosyalizmin Hristiyanlıkla veya Siyonizmin Yahudilikle ortak noktası olmadığı gibi İslam’la hiçbir ortak noktası olmayan IŞİD teröristleri de, İçişleri Bakanı’nın bahsettiği gibi İncil’deki “kayıp oğul” değiller; daha çok aralarında İtalya’nın da yer aldığı Batılı silah ihracatçılarının sömürgecilikten miras kalan, askerî kültürlerinin birer sonucudur. Sömürgecilik karşıtı terör ve petrol savaşı sadece dindarlararası diyalogla çözüme ulaştırılamaz, bunun için günümüz İslam âleminin Batı neo-emperyalizminden kurtulması gerek. Yakın Doğu’daki silah ihracatlarının yüzde 26’sı kendi ülkelerinde hoşgörü ve barışı savunan, fakat demokrasiyi değil silahı ve en önemlisi savaş bölgelerindeki sivilleri öldüren mayınları ihraç eden AB “değerler birliğinden” geliyor.
Hutbelerin İtalyancaya tercüme edilmesi, Açık Cami Günleri ve çokkültürlü Müslüman cemaatlerin varlığı iyi niyetli öneriler. Fakat İtalya Müslümanları bu “anlaşmanın” güvenlikle ilgili ve genelleyici tüm siyasi içeriğine katkıda bulunmalı mı? Bu sorunun cevabı, biraz temkinli bir yaklaşım gerektirse de, evettir. Zira eğer bu anlaşma sonuç vermezse bunun bir sebebi de İtalyan toplumunun bir parçası olarak Müslümanların yeterli çabayı göstermemesi olacaktır. İtalya’daki Müslümanlar iletişim kanallarını kapatmamalıdır, çünkü onlar İtalya’nın doğal birer parçasıdır. Bununla birlikte işte tam da bu sebepten dolayı Müslümanlar ne yapacaklarının kendilerine dikte edilmesine de izin vermemelidir.

Haklar ve Yükümlülükler

Anlaşmada dikkat çeken şey kendisine görevler dayatılan Müslüman “partnerin” mutlak yükümlülükleridir. Dolayısıyla bu anlaşmada eşit şartlarda gerçekleştirilen demokratik bir uzlaşma değil, devlet tarafından dayatılan bir zorunluluk söz konusudur. Bu gerçektir ve göz ardı edilemez. Genel tablonun ikinci olumsuz yönü ise şudur: “Giriş anlaşmasını” imzalayan derneklerdeki Müslümanlar İtalya’da yaşayan ümmetin tüm Müslümanlarını temsil etmemektedir. Bunun dışında kozmopolitik ve çokkültürlü, ırkçılık karşıtı ve eşitlikçi unsurlara sahip bir din olarak İslam bu anlaşma ile tamamen arka planda kalmaktadır.
Müslümanlar, Almanca konuşulan bölgelerde gerçekleştirilen diğer müzakerelerde olduğu gibi İtalya’daki müzakerelere de başları öne eğik bir şekilde katılıyorlar. Müslüman cemaatler anayasal hukuk açısından şüpheli bir çerçeve içine sıkıştırılıyorlar.
İtalya’daki anlaşma Peter Watzlawik’in inişli-çıkışlı iletişim tezini yansıtıyor. İnsanlar uyumlu ve tamamlayıcı bir şekilde iletişim kurmadığında ve bu iletişim, eşit koşullarda gerçekleştirilecek bir diyaloğu engelleyen güç yapılarına dayalı gerçekleştiğinde, düzgün bir iletişim kurulması mümkün olamaz. Watzlawick’e göre gücün hâkim olduğu yerde, insanlar arası iletişimde katı bir dikey tamamlayıcılık mevcuttur. Dolayısıyla bu iletişimin başarılı olamayacağı en başından beri bellidir.
Peki, İtalya’daki Müslümanlar tüm bunlara rağmen bu anlaşma için özverili olmalılar mı? Cevap: Müslümanlar insan hakları ve insan onuru odaklı eşit ve evrensel bir iletişim paradigması kurmak ve bunu devlet temsilcileri ile birlikte şekillendirmek için bu dikey ve devlet güdümlü iletişim paradigmasını yıkmaya çalışmalıdır.
Müslümanların amacı kendilerine ayrıcalık sağlamak değil, sadece insan ve vatandaş olarak eşit koşullarda muamele ve saygı görmek. Müslümanlar İslam adına (aslında İslam’ın tamamen hilafına) öldüren, İslam adına (aslında İslam’a rağmen) kadınlara şiddet ve baskı uygulayan insanların eylemleri yüzünden sürekli özür dilemekten yoruldular. Aynı şekilde insanlar arasında sosyal, ekonomik ve etnik farklılıklar sebebi ile ayrımcılık yapılmaması gerektiğini açıklamak zorunda kalmaktan da yorgun durumdalar.

Fotoğraf:©Flickr.com/Camera dei deputati

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar