ARAKAN Rohingya Müslümanları: “Bu Zulmün Kimsenin Dikkatini Çekmeden Gerçekleşmesi Delilik”

Myanmar’da yaşayan Rohingya Müslümanlarına yönelik şiddet akıl almaz boyutlara ulaştı. Arakan eyaletindeki azınlıkların haklarıyla ilgili çalışma yapan Fortify Rights’ın yöneticisi Matthew Smith ile bölgeden gelen yardım çığlıklarını ve bu çağrılara sağır kalan uluslararası toplumu konuştuk.

Meltem Kural 11 Nisan 2017

Öncelikle Fortify Rights’ın Rohingya meselesine yönelik çalışmalarından bahseder misiniz?

Biz insan hakları ihlallerini araştırıyor, başkalarını da aynı şeyi yapmak için eğitiyor ve destekliyoruz. İnsan hakları ihlallerine tepki genelde yerel halktan geliyor ve biz de bu tepkileri güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Son zamanlarda Rohingya liderleri ve aktivistleri için strateji toplantıları düzenledik. Bağımsız soruşturmalarımızın yanı sıra, eğitimler, çalıştaylar ve diğer destekler yoluyla istismara direnen ve saldırıya uğrayan topluluklara destek sunuyoruz.

Myanmar’daki Rohingya Müslümanlarının son durumu nedir?

Son aylarda durum oldukça kötüleşti. Elimizde 70’ten fazla görgü tanığının ifadeleri var. Bulgularımız korkunç ve bu bulgular, bu ayın başlarında yayınlanan BM raporuna da birebir uyuyor. Myanmar Ordusu askerlerinin Rohingya kadınlarına ve kızlarına toplu bir şekilde defalarca tecavüz ettiğini, tüm köyleri yıktığını ve ekim ayından bu yana silahsız sivilleri nasıl öldürdüğünü belgeledik. Devlet güvenlik güçleri, erkeklerin boğazlarını kesip onları canlı canlı yakmış; bazı durumlarda ise çocuk ve bebekler de katledilmiş.

BM raporu, Rohingyalara yönelik yıkıcı insan hakları ihlalleri ve zulmü ortaya koydu. Yine de uluslararası toplum, sürmekte olan şiddet konusunda sessizliğini koruyor. Neden?

Yangon’daki diplomatik topluluğun bazı üyeleri kesin bir tavır almak istemiyor. Ülkeler de Yangon’daki elçiliklerini örnek alıyorlar. Nitekim Yangon’daki diplomatik toplum, ülkede var olduğu sanılan siyasi dengenin korunması uğruna işlenmekte olan vahşet suçlarını görmezden gelmeye istekli görünüyor. Bazı diplomatlar, bu konunun üzerine çok fazla gidildiğinde Myanmar’daki “geçiş sürecinin” bozulacağından korktuklarını söylediler. Gerçek şu ki, hükûmet ve ordu, uluslararası toplumu sürekli bir şekilde kandırıyor ve uluslararası toplum, durumun kendilerinin müdahalesi olmaksızın düzeleceğine inanıyor.

Bu suçları durdurmak için rapor yayınlamak haricinde neler yapılabilir?

Cenevre’de İnsan Hakları Konseyi’nin yaklaşan toplantısıyla ilgili olarak AB üye ülkeleriyle konuşmaya çalıştım. Avrupa Birliği, özel raportörün yetkilerinin yenilenmesini masaya yatıracak, ki bu önemli bir adım. Ancak daha fazlasını yapabilirler. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği son zamanlarda Arakan Eyaleti’ndeki durumun araştırılması için “en azından bir soruşturma komisyonu” oluşturulmasını istedi. Özel Raportör, raporunu 13 Mart’ta İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğunda, aynı şekilde bir soruşturma komisyonu oluşturulması çağrısında bulunacak.
AB failleri sorumlu tutmak için, Arakan Eyaleti’ndeki uluslararası ceza hukuku ihlallerine ilişkin bir soruşturma komisyonunun kurulmasına yönelik özel bir çağrı yapılmalı. Almanya’nın bu konudaki desteği çok önemli. Bu konu hakkında henüz herhangi bir AB devletinin ses çıkarttığını görmedik.
AB, özel raportörün görev süresini yenileyerek, raportörün soruşturma komisyonu kurulması önerisini reddedebilir. Bu korkunç istismarların, uluslararası toplumun dikkatini çekmeden gerçekleşiyor olması hakikaten delilik.

Myanmar’ın Nobel barış ödüllü fiilî lideri Aung San Suu Kyi’ye bu zulme müdahalede bulunması için çağrı yapıldı, ancak Suu Kyi bu çağrıları görmezden gelmeye devam ediyor. Suu Kyi ordu ve hükûmet üzerinde iddia edildiği gibi gerçekten de bir güce sahip değil mi?

Rohingyalara yapılan mezalimden eninde sonunda ordu sorumlu, ancak Suu Kyi’nin de sorumluluğu var. Ekim ayından bu yana Suu Kyi’nin hükûmeti Rohingyalara yönelik taciz, tecavüz ve cinayetlerin inkâr edildiği bir propaganda kampanyası düzenledi. Sert, sağcı bir asker tarafından yönetilen bir komisyon atadı. Bu komisyon da suiistimalleri örtbas etmeye çalıştı.

Burma halkı Rohingya Müslümanlarına yönelik işkenceleri nasıl görüyor? Bu meseleyi ele alan yerel insan hakları örgütleri var mı?

Myanmar’da, Arakan Eyaleti’nde uluslararası bir soruşturma açılmasını isteyen ve sayıları giderek artan, Rohingyalar dışında da insanlar var. Ocak ayında 40 sivil toplum kuruluşu Arakan Eyaleti’nde gerçek anlamda bağımsız bir uluslararası soruşturmanın açılması çağrısında bulundu. Eşi benzeri görülmemiş bir şey bu. Bu çağrıyı destekleyen onlarca başka örgüt ve hatta milletvekili vardı, ancak siyasi sebeplerden ötürü kamuoyu önünde desteklerini açıklamak istemiyorlardı.
Bu bize umut veriyor. Eğer BM üye ülkeleri soruşturma komisyonu kuramazlarsa, Myanmar’da bir sonraki aşamanın ne olacağından korkuyoruz ve aynı zamanda ülke içi hareket gücünün kaybolacağından endişe ediyoruz.

Komşu ülkelerden Bangladeş, Malezya ve Tayland’daki mülteci kamplarında yaşayan Rohingya mültecilerinin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Rohingyalar bölge genelinde istismarlarla karşılaşıyor. Bangladeş onlarca yıldır Rohingyalar’a asgari düzeyde yardım ulaşmasını bile engelliyor. Bangladeş’teki kamplar dünyanın en kötü mülteci kampları arasında ve zaten kasıtlı olarak bu şekilde inşa edilmiş. Bangladeş uluslararası toplumdan gelen yardım paketi tekliflerini sürekli olarak reddetti. Mülteciler yeterli yiyecek, barınak, sağlık bakımı ve diğer temel ihtiyaçlardan yoksunlar. Geçim kaynakları yok. Normal şartlarda kolaylıkla önlenebilen hastalık ve ölümlerle karşı karşıyalar ve insan kaçakçılığı tehdidi çok yüksek. Bangladeş bu kötü koşulları ülkeye daha fazla Rohingya çekmemek gibi bir nedenle savunuyor; ancak yetkililerin görmediği şey şu: Rohingyalar zaten Bangladeş’te yaşamak istemiyorlar. Myanmar’da, anavatanlarında yaşamak istiyorlar.
Malezya’daki Rohingyalar da mücadele veriyor. Birçoğu, Malezya’da daha iyi bir yaşam beklentisi için yola çıkmış, ancak Malezya’ya ulaştıklarında mücadelelerinin bitmeyeceğini anlıyorlar. Malezya güvenlik güçleri düzenli olarak Rohingya mültecilerini zorla gasp ediyor ve bu mülteciler çoğunlukla emek sömürüsüne maruz kalıyorlar.

Fotoğraf:©Aizuddin Saad / Shutterstock.com

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar