Musul İnsanlık Felaketinin Eşiğindeki Musul

Daeş’in Irak’taki son kalesi olan Musul’un Daeş’ten temizlenmesi için verilen mücadele sürerken, siviller çapraz ateş arasında. Hem Daeş militanları tarafından hem de ABD önderliğindeki koalisyon güçlerince atılan bombalarla darbe üstüne darbe alan yüz binlerce Musullu kentten kaçıyor.

Alessandra Bajec 12 Nisan 2017

Beş aydan daha fazla sürede âdeta bir savaş alanına dönen Musul, insanlık dramıyla karşı karşıya. Dahası çatışmalar sonlanmadığı takdirde insani kriz daha da korkunç bir hâl alacak.

Musul’u Daeş’ten geri alma operasyonuyla kentin doğusu ocak ayında kurtarılmasına rağmen kentin batısında şiddetli çatışmalar mart ayında da devam etti. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre, Irak güçlerinin Daeş’in elindeki bölgeleri kurtarma operasyonunun başladığı şubat ayının ortalarından beri her gün dört binden fazla sivil Batı Musul’u terk ediyor.

Geçen senenin nisan ayında Batı Musul’daki ABD destekli operasyonun başlatılmasından bu yana, ülke içinde yerlerinden edilen insan sayısı en yüksek rakama ulaştı. Irak İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, son saldırıların başlamasından bu yana kentin batı bölgelerinden kaçan ve evlerini terk eden kişilerin sayısı 46.000 civarında.

İnsanlık krizinin son derece kritik olduğu, yoğun nüfuslu batı semtlerinde yaklaşık 750.000 kişi sıkışmış durumda. Kaçmayı başaran birçok sivil, ciddi gıda sıkıntısı, içme suyu, yakıt, ilaç ve diğer ihtiyaç maddelerinin tükenmesi gibi zorlu yaşam koşullarından bahsediyor. Batı bölümüne giden ana ikmal hattı kasım ayından bu yana kesilmiş durumda.

Sputnik Arapça’ya konuşan ve Musul’un güneyindeki Hamam el Alil kampına sığınmak üzere şehri terk eden bir Batı Musullu, mağdurlara temel yardım sağlamaları için yardım kurumlarına şu çağrıda bulunuyor: “İnsani yardım kuruluşlarına, başta ekmek ve su olmak üzere, acilen insani yardım göndermeleri için sesleniyorum. Ayrıca yine acilen tüp ve ısınma için kalorifer yakıtı, elektrik jeneratörü, çadır gibi diğer ürünlere de ihtiyacımız var.”

Bu çağrıda bulunan Musullu kadın ayrıca sağlık hizmetleri ve çöplerle ilgili eksikliklere de değiniyor. Anlatılana göre üç ailenin tek bir çadırı paylaştığı durumlar söz konusu ve birçok insan sokaklarda yaşıyor.
Şiddetli mücadele şehrin en kalabalık bölgelerine ulaşırken, insani ihtiyaçlar şubat ayından sonra muazzam bir artış gösterdi.
Birleşmiş Milletler Irak Misyonu’ndan (UNAMI) İnsani Yardım Koordinatörü Lise Grande, 16 Mart’ta BM’ye yaptığı bilgilendirme konuşmasında, yerlerinden edilmiş ailelerle görüştüğünü, bu ailelerin Batı Musul’da yaşananları anlattığını söyledi. Musullular son derece kısıtlı yiyecek stokları nedeniyle haftalarca tek öğünle idare ediyorlar. Batı bölgelerinden gelen insanlar tarafından vurgulanan en büyük sorun, su şebekelerine erişimin olmaması.

Grande, Batı Musul’daki operasyonun insani açıdan doğuda olanlardan farklı olduğunu belirtiyor: “İlk olarak, kaçan insan sayısı ve göçün hızı daha yüksek. İkincisi, giderek toplu göç hâlini alan bu göç hareketindeki insanların ihtiyaçlarını yardım dernekleri olarak yeterince karşılayabilir miyiz, bu belli değil.”

BM’nin eski Irak sözcüsü, Birleşmiş Milletlerin ortaya çıkan insanlık krizini çözecek kaynağı olmadığı görüşünde. Batı Musul’dan kaçan çok sayıdaki insan nedeniyle, bölgedeki insani yardım ajansları ve yardım kuruluşları yüzlerce yaralı ve mülteci ile başa çıkmaya çalışıyor. Güvenlik taramasından geçirildikten sonra insanlar şehirdeki kamp ya da acil durum yerlerinde barındırılıyor ve yardım paketleri alıyorlar.

BM’deki bilgilendirme toplantısında, Irak İnsani Yardım Koordinatörü, kentin batısında kalan sivillerle, bölgeyi terk eden sivillerin “eşit derecede tehlikede” olduğunu belirtti. Kentin batısındaki dar sokaklar ve nüfus yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle kenti terk etmemiş olan sivillerin, çapraz ateş altında kalma riski yüksek.

Yoğun çatışmalardan kaçan insanlar, yalnızca Daeş savaşçıları tarafından zarar görmüyor; aynı zamanda, son derece yıkıcı silahların Iraklı güçlerce hatalı kullanımı ve ABD güdümlü koalisyonun şiddetli hava saldırıları nedeniyle de büyük kayıplara uğratılıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından mart ayı ortasında yayınlanan bir rapor, Daeş’e karşı verilen mücadelede, sivil bölgelerde ağır tahribat silahlarının, sivil ayrımı gözetilmeksizin sürekli bir şekilde kullanıldığı ve bunun “savaş suçu” olarak nitelendirilebilecek yasaların ihlali olduğunu ortaya çıkardı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) raporunda ayrıca şu ifade de yer alıyordu: “Batı Musul’daki Daeş’e karşı verilen mücadelenin, şehrin doğu kısmını Daeş’ten geri alma mücadelesine göre siviller için daha ölümcül olduğuna dair endişe verici kanıtlar var.”
Ana akım medyanın, Musul kentini kurtarmaya yönelik kampanya olarak lanse ettiği şey aslında savaşın daha da uzamasıyla felakete dönüşmesi kaçınılmaz olan bir insanlık dramı ve umutsuz, kirli bir operasyon.

Bir yandan Daeş birçok sivili insan kalkanı olarak rehin tutuyor ve kaçmaya teşebbüs eden insanlar, yakalandıklarında vahşetle karşılaşıyorlar. Öte yandan ABD öncülüğündeki bombalı saldırılar nedeniyle ağır sivil kayıpları oluşuyor ve şehrin altyapısı yerle bir ediliyor. İnsan hakları grupları, koalisyon güçleri tarafından çok sayıda sivil kayıp verdirildiğine dikkat çekiyor.
19 Mart’ta UNAMI insani yardım koordinatörü, önümüzdeki haftalarda 320.000 kişinin daha Batı Musul’dan ayrılmasının beklendiğini bildirdi. Operasyonun başladığı geçen ekim ayından bu yana 300 binden fazla kişinin kenti terk ettiği söyleniyor. Musul’daki durum oldukça dramatik ve bu durumun daha da kötüye gitmesinden endişe ediliyor.

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar