GÜNDEM Hollanda, Camilerin Yurt Dışı Finansmanını Yasaklamıyor

Hollanda hükûmeti, Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı camilerin Türkiye tarafından finanse edilmesini yasaklamayacağını açıkladı. Bu olumlu karar aynı zamanda ülkedeki Müslümanlar için bir uyarı olarak algılanabilir.

Meryem Özdemir 1 Mayıs 2017

2016’nın Eylül ayında Hollanda Parlamentosunda “Darbe girişimi sonrası Hollanda Türk toplumunda yaşanan gerginlikler” konulu bir oturum düzenlendi. Bu oturumda Türkiye’nin, Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenli vatandaşları kendi siyasi amaçları için olumsuz yönde etkilediği iddiası gündemdeydi. Hristiyan Demokrat Parti (CDA), Hristiyan Birlik Partisi (CU) ve Toplumcu Reform Partisi (SGP) de bu kapsamda Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı camilerin yurt dışından finanse edilmesini yasaklamak için parlamentoya önerge sundu.

Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı cami sayısı 140’ın üzerinde. Bu sayı Hollanda’daki toplam cami sayısının yaklaşık yüzde 30’unu, Türk camilerinin ise yarısını kapsıyor. Yurt dışı finansmanı yasaklamaya dair önerge parlamentonun çoğunluğu tarafından kabul edildi. Hollanda’daki siyasi sisteme göre kabul edilen önergeler, hükûmete bu yönde adım atılması için bir telkin niteliği taşıyor.

“Camilerin Finanse Edilmesini Yasaklamak Din Özgürlüğüne Aykırı”

Değerlendirme sonucunda hükûmet geçtiğimiz nisan ayında, başta Anayasa’nın 6. maddesinde belirlenen din özgürlüğü olmak üzere, bazı hak ve özgürlüklerin zarar göreceği endişesiyle yurt dışı finansmanın yasaklanmasına ilişkin önergeyi reddetti. Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı camiler böylelikle Türkiye tarafından finanse edilmeye devam edecek.

“Türkiye’deki Siyasi Gelişmeler Türkiye Kökenlileri Etkiliyor”

Ancak Hollanda hükûmeti ret açıklamasında “Hollanda’daki Türkiye kökenlilerin Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelerden olumsuz yönde etkilendiğini ve buna karşı önlemler alındığını ve alınmaya devam edeceğini” ifade etti. Açıklamada hükûmet, Türkiye’nin diaspora politikasının özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde ve mart ayında yaşanan Hollanda-Türkiye krizinde belirgin hâle geldiğini açıkladı. Hükûmet bu kapsamda olumsuz bir örnek olarak Hollanda’daki Türk Başkonsolosluğunun eski din ataşesi ve Hollanda Diyanet Vakfı’nın eski başkanı Yusuf Acar’ı gösterdi. Acar, FETÖ’ye yakın kişi ve kuruluşların adlarını Türkiye ile paylaşmakla suçlanıyordu.

Hollanda Diyanet Vakfı’nın Türkiye’yle İlişkileri Yeniden Düzenlenecek

Bu nedenle bundan sonraki süreçte Hollanda hükûmeti, Hollanda Diyanet Vakfı’nın yönetiminde görev alacak olan kişilerin diplomatik bir kimliğe sahip olmaması için telkinde bulundu. Hollanda Diyanet Vakfı da bu öneriyi dikkate alacağını ifade etti. Bu durum Hollanda Diyanet Vakfı’nın Türkiye ile olan ilişkilerinin yeniden düzenleneceği anlamına geliyor.

Hükûmet Türkiye’den Hollanda’ya gönderilen imamların Hollanda’nın dil ve kültürüne uyum sağlamalarını da istiyor. Ayrıca imamlardan Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenlilerin uyumuna katkı sunmaları isteniyor. Bu noktada da Hollanda Diyanet Vakfı, Hollanda’ya gelen imamların bir uyum sürecinden geçmesinden yana ve bu konuda imkânları araştıracağını söyledi.

Bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından koordine edilen Uluslararası İlahiyat Programı projesi de Hollanda tarafından göz ardı edilmemeli. Bu proje yurt dışında yaşayan Türkiye kökenli gençlere Türkiye’de ilahiyat öğrenimi imkânı sağlıyor. Yurt dışında yaşayan bu gençler, Türkiye’den gönderilen imamlara kıyasla içinde yaşadıkları ülkenin diline ve kültürüne hâkim.

“Müslüman Türk Kuruluşların Katkıları Göz Ardı Edilmemeli”

Hollanda siyaseti, siyasi gelişmelerden dolayı savunmacı bir refleks geliştirdi. Ancak Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı camiler dâhil olmak üzere Türk kuruluşların Türkiye kökenliler üzerinde olumlu etkileri görmezden gelinemez. 2014 yılında Müslüman Türk kuruluşları üzerinde araştırma yapan Thijl Sunier ve Nico Landman’a göre Hollanda’daki bütün göçmen gruplar arasında en iyi Türkiye kökenliler organize oluyor ve topluma en fazla katılımı da Türkiye kökenliler sağlıyor. Araştırmacılara göre bu bulgular tesadüf değil. Zira Türkiye kökenlilerin kendi kuruluşlarında ve cemaatlerinde aktif olmaları, onların aynı zamanda Hollanda toplumuna katılımını da artırıyor. Birinci olgu sosyolojide “dayanışmacı sosyal sermaye” (İng. “Bonding”), ikinci olgu ise “aracı sosyal sermaye” (İng. “Bridging”) kavramları ile tanımlanır. Ayrıca farklı araştırmalar, Türkiye kökenli gençlerin Fas kökenli gençlere kıyasla aşırı akımlara kapılmadığı doğrultusunda. Bu konuda da Müslüman Türk kuruluşların rolü büyük. Bu sebeple Hollanda siyasetinde bu kuruluşlara yönelik tutumun daha yapıcı olması ve diyalog içerisinde yürütülmesi bütün ülkenin menfaatine.

Hollanda’da İmam Okulu İmkânları

Geçtiğimiz aylarda camilerin yurt dışından finanse edilmesinin yasaklanması endişesi, İslam’ın Hollanda’daki kurumsallaşma sürecinde Müslümanların hangi mesafeyi kat ettikleri sorusunu da gündeme taşıdı. Bu kapsamda söz konusu tartışmalar, ülkedeki Müslümanlar için bir uyarı olarak da algılanmalı.

Şimdiye kadar Hollanda’da farklı imam okulları oluşturulsa da, bu okullar Müslüman cemaat tarafından her zaman kabul görmedi veya başka sebeplerden dolayı devamlılığını sürdüremedi. Örneğin Inholland ve Leiden Üniversitesi imam eğitimlerini durdurdu. Özel okul statüsünde olan Rotterdam İslam Üniversitesi ilahiyat eğitimi veriyor, fakat uzun süredir olumsuz bir şekilde siyasetin gündeminde ve rektörün yapmış olduğu açıklamalardan dolayı kapatılmak dahi isteniyor.

Amsterdam Üniversitesi (Vrije Universiteit Amsterdam, VU) ve Müslümanlar ile Devlet Arası İletişim Organı (CMO) ise Eğitim Kültür ve Bilim Bakanlığı’nın desteğiyle Hollanda’nın kendi imamlarını yetiştirmesi için girişim başlattı. Hedeflerin arasında meslek yüksekokulu düzeyinde bir eğitim programı ve akademik düzeyde yüksek lisans eğitimi oluşturmak var.Kurumlar önceki girişimlere kıyasla bu süreci, Müslümanları dâhil ederek yürütmeyi amaçladıklarını iddia ediyor. Fakat CMO’nun dinî cemaatleri ve cami yönetimlerini imam eğitimi konusuna yeteri kadar dâhil etmediği de yapılan eleştiriler arasında.

Hollanda Ve Türkiye Arasında Türkiye Kökenliler

Hollanda siyasetinde Türk Müslüman kuruluşlar daha önce de gündeme geldi. Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Lodewijk Asscher (PvdA) 2014 yılında, kuruluşların entegrasyona katkı sağlamadığını söyledi. Araştırmacı Thijl Sunier’in bu konuda yaptığı eleştiri dikkate alınmalı: “Müslüman Türk kuruluşların entegrasyona katkı sağlamalarını istemek tuhaf. Dinî kuruluşlar, Anayasa’da belirlenmiş din özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğüne sahiptirler. Asıl amaçları entegrasyona katkı sağlamak değildir. Bunu örneğin Katoliklerden de beklemiyoruz.” Sunier, din-devlet ilişkilerinin ayrı olduğu bir ülkede dinî kuruluşlara siyasetin müdahale etmesini de eleştiriyor.

Aynı sene Motivaction tarafından yayınlanan fakat sonradan birçok hatası olduğu tespit edilen bir araştırma da ülke gündemine oturmuştu. Bu araştırmayı esas alarak “Hollanda’daki Türkiye kökenli gençlerin yaklaşık yüzde 90’ının Daeş’i desteklediği” iddiası ile Türkiye kökenlileri zan altında bırakan Bakan, ülkedeki birçok Türkiye kökenlinin tepkisine sebep olmuştu. Bu çerçevede düzenlenmek istenen entegrasyon politikasına güvenoyu vermeyen Türkiye kökenli milletvekilleri ise İşçi Partisi’nden ihraç edilmişti. Hollanda’daki Türkiye kökenliler ile başlayan bölünme, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve 2017 yılının mart ayında yaşanan Hollanda-Türkiye krizi ile devam etti.

Son dönemde belki de en fazla Hollanda’daki Türkiye kökenlilerin içerisinde bulunduğu psikolojik durum dikkatlerden kaçıyor. Çift aidiyete sahip olan Türkiye kökenliler, iki ülke arasındaki siyasi gerilimden en fazla etkilenen grup. Türkiye kökenli gençlerin Türkiye ile duygusal bağları güçlü, fakat doğup büyüdükleri ve yurt edindikleri ülkenin bir parçası olmak için de her gün mücadele veriyorlar. Ancak sadece aşırı sağın yükselmesinden dolayı değil, aynı zamanda Hollanda’da azınlık olmalarından dolayı da zayıf bir konumdalar. Bu sebeple Türkiye kökenlilerin durumunun ve içinde yaşadıkları şartların dikkate alınması; Türkiye’nin diaspora politikasında hassasiyet göstermesi gereken önemli noktalardan biri.

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Pieter Beens&lt

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar