Almanya Irkçıların Alman Meclisine Girmesinin Ardından

Almanya'da Federal Seçimler'den aşırı sağ güçlenerek çıktı. Aşırı sağın başarısı ülkedeki Türklerde endişe oluşturdu. Peki yalnızca endişe etmek yeterli mi?

Elif Zehra Kandemir 25 Eylül 2017

“AfD Seçmenini Anlamak”

21 yaşında elektrik teknisyeni olan Selim Bey*, dün Almanya Federal Meclis Seçimlerinde oy kullanmak için Duisburg’taki seçim sandığına büyük umutlarla geldiğini söylüyordu. “Buraya aşırı sağcılara karşı çıkmak için geldim. Yabancılara bu kadar yüklenmelerine tepki olarak oyumu kullandım. Yine de gelecek hükümetten umutlu değilim. Hele de AfD Meclis’e girerse.”

24 Eylül akşamı açıklanan sonuçlar Selim Bey’in endişelerini haklı çıkarttı. Almanya dün akşamdan beri, 2. Dünya Savaşı’nın ardından ilk defa aşırı sağcıların Meclis’e girmesinin şaşkınlığını yaşıyor. Federal Meclis’te 93 sandalye kazanan AfD, ülke genelinde yaklaşık 6 milyon seçmenin oyunu alarak üçüncü büyük parti hâline geldi.

Seçimlerin ardından Alman kamuoyunda “AfD seçmenini anlamak” çabası hâkim. Hristiyan Birlik (CDU/CSU) toplamda yüzde 9’luk oy kaybı yaşarken Şansölye Merkel, “AfD seçmenini geri kazanmak istiyoruz. Onların korkularını ve endişelerini ciddiye alacağız.” ifadelerinde bulundu. AfD tabanına kucak açan tek kişi Merkel de değil üstelik. Partiyi ırkçı söylemlerinden dolayı eleştiren birçok siyasetçi, yine de AfD seçmenini “anlamak” gerektiği görüşünde. Bu esnada belki de hiçbir siyasetçinin anlamak için çaba göstermediği seçmen kitlesi ise Türkiye kökenliler denilebilir.

Korkutan Politik Söylemler

Dün oy kullanmak için Duisburg’taki seçim sandığına giden 30 yaşındaki tezgahtar Ayla Hanım* da 24 Eylül öncesinde sesi duyulmayanlar arasında. “Bu politikaları görünce korkuyorum artık.” diyen Ayla Hanım, “Sanki bize şiddet uygulanacakmış gibi bir his var içimde.” diyor. “Çocuklarımı okula yollarken korkuyorum, başlarına bir şey gelir mi diye endişe ediyorum. Öncesi gibi rahat hissetmiyorum kendimi.”

En son, İslam’ın bir “din” değil, “siyasi-dinî bir doktrin” olduğunu iddia eden AfD’nin Federal Meclis’e girmesi başta Almanya’daki Türkler olmak üzere herkesin endişelerini arttırdı. Özellikle Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin sosyal medya paylaşımları, bu karamsar havayı ortaya koyuyor. Türkiye kökenlilerin yaşadığı hayal kırıklığını anlamak mümkün. Fakat öte yandan AfD’nin Meclis’e girmesinin ardından karalar bağlayıp oturmak da doğru bir çözüm değil.

Almanya İslam Konseyi (Alm. “Islamrat”) eski Başkanı Ali Kızılkaya, İslam düşmanı bir partinin bu kadar yüksek oranda oy almasının endişe verici olduğunu söylese de 24 Eylül sonrası için umutsuz olmamak gerektiği görüşünde: “Yerleşik partilerin sağ seçmeni geri kazanmak için dillerini daha da sivriltmesi olası. Yani aslında mevzu yalnızca AfD değil, bütün bir toplum sağa doğru kayıyor. Fakat bu gelişmelere karşı çıkabilmek bütün bir toplum olarak hepimizin elinde.”

Göç ve iltica politikalarında sertleşme olma ihtimaline vurgu yapan Kızılkaya’ya göre Alman Meclisi’ndeki yeni sandalye dağılımının ardından güvenlik politikalarının ağırlık kazanması da olası. Kızılkaya, güvenlik söyleminin kendisini en başta Müslümanlar üzerinde hissettireceğini ileri sürüyor. “Bütün bu endişelere rağmen Almanya’da oturmuş bir demokrasi kültürümüzün olduğunu ve akl-ı selimin ağır basacağını görmemiz gerek. Almanya’daki demokratik güçler, AfD’ye ve onun İslam karşıtı söylemlerine karşı güç oluşturacaktır.”

Seçimin hemen ardından Köln’de ve Berlin’de AfD’ye tepki için spontane bir şekilde sokağa çıkıp protesto yapan yüzlerce insan göz önüne alındığında Kızılkaya’nın sözlerinde haklılık payı olduğu açık.

 

“Kabuğumuzdan Çıkıp, Daha Çok Çalışmalıyız”

Kızılkaya’ya göre çözüm, daha çok katılım: “Bu toplumda beraber yaşamın gereklerini yerine getirerek daha kalıcı bir toplumsal barış sağlamamız ve toplumla iletişimimizi arttırmamız lazım. Kabuğumuzdan çıkıp bu toplumun bir parçası olarak zaten sahip olduğumuz mesuliyeti şimdi daha güçlü bir şekilde yerine getirmeliyiz. Çoğulculuğun karşılıklı faydalarını, farklılıkların zenginlik olduğunu daha kararlı bir şekilde, bu topluma daha çok katkı sağlayarak göstermemiz gerek. Almanya’da İslam düşmanlığıyla mücadele, şık beyanlarla ya da basın açıklamalarıyla olmaz. Her bir bireyin, her bir kurumun ön yargılara daha duyarlı ve aktif bir duruşla toplumun korkularını izale etmeye çaba sarf etmesi gerek; bu korkular her ne kadar yersiz olsa da…”

Özellikle Almanya’daki Türkler için yeni dönem, ülkedeki çoğulcu düzenin idamesi için daha çok çaba sarf edilmesi anlamına geliyor. Bu dönemde Türklerin başucunda asılması gereken slogan ise herhalde şöyle: “Işık ver, karanlık kendiliğinden dağılır.”

*İsimler değiştirilmiştir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar