GÜNDEM Olağanüstü Hâl, Artık Sürekli Hâle Geldi

Son iki senedir terör saldırılarına karşı olağanüstü hâl düzenlemesiyle gündeme gelen Fransa’da yeni Terörle Mücadele Yasası eleştirilerin odağında. Yeni yasa, olağanüstü hâli sürekli bir hâle getiriyor.

Hassına Mechaï 1 Aralık 2017

İsmine “Malik” diyelim. Başına gelenlerin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, 30 yaşlarında olan bu adam, olayların şokunu hâlâ üzerinden atabilmiş değil. Perspektif’e konuşan Malik şunları söylüyor: “13 Kasım saldırısının akabinde olağanüstü hâl ilan edilmişti. Ondan bir ya da iki gün sonraydı. 15 ya da 16 Kasım gecesi olmalı. Uyuyordum. Gece 01:30 civarında ön kapıdan garip bir ses duydum. Kapıya gittim. Geceleri pijamasız uyurum. Çelik kapı üzerime yıkıldığında kendimi aniden geri atarak canımı zor kurtardım. Ardından onlarca polis memuru içeri girdi. Konuşmadılar bile. Üzerime çullandılar ve beni dövdüler. Kafama, göğsüme, sırtıma, her yerime vuruyorlardı. Bir yandan da bağırıyorlardı. Ne dediklerini anlamıyordum. Beni yüzüstü yere yapıştırdılar, ellerimi arkadan kelepçelediler. Söylenenleri anlamıyordum, hâlâ uyku sersemiydim. Bağırışların arasından seçebildiğim tek şey, “129, 129, 129” idi [Fransa’da 13 Kasım 2015 tarihli terör saldırılarında hayatını kaybeden kişilerin sayısı]. “Seni vuracağım.” gibi cümleler duydum. O esnada söyleyebildiğim tek şey, “Ben hiçbir şey yapmadım.” idi. Çenem yerinden çıktı, yüzümün her yeri şişti. Bugün bile bütün vücudum sızlıyor.”

Malik, polisler eve girdiğinde üç çocuğunun nasıl uyandığını, babalarını karşılarında çıplak, kelepçelenmiş ve tartaklanmış hâlde görünce korkudan nasıl çığlık attıklarını anlatıyor. Peki bu yaşananların ardından ne oldu? Cevap: Hiçbir şey. “Boyum 1.83, egzersiz yapıyorum, alnımda bir yara izim var, sakallıyım. Tüm bunlar onlar için yeterliydi. Bana göre her şey bir PR operasyonu gibiydi. Basın oradaydı ve iznimi almadan beni videoya çektiler. Hatta vali beni terörist ilan ederek tutuklandığımı ilan etti. Ama bana ne bir belge gösterdiler, ne de benden herhangi bir belgeyi imzalamamı istediler. Çocuklarım ne zaman bir polis memuru görse korkuyorlar.”

Olağanüstü Hâl Tedbirleri: Gece Baskınları

Malik, Fransa’daki olağanüstü hâl tedbirlerinden ve gece vakti yapılan baskınlardan mağdur olan pek çok kişiden yalnızca biri. Resmî rakamlara göre, olağanüstü hâlin ilan edildiği 14 Kasım 2015 ile 3 Haziran 2017 arasındaki periyotta Fransız yetkilileri 4.534 arama, 708 ev hapsi hükmü verdi; gösterileri ve protestoları yasakladığı 71 koruma alanı belirledi. Bunun yanı sıra, 618 vatandaşı ülke dışına çıkmaktan men ederken, 46 ibadethaneyi kapattı.

Olağanüstü hâl, adından da anlaşılacağı üzere olağanüstü bir hukuk rejimidir. Bu kavram belirli bir bağlamda -Cezayir savaşı koşullarında- doğdu. Bu yönetim şekli devletin, “kamu düzeninin ciddi şekilde ihlal edilmesinden kaynaklanan tehlike durumlarında veya halkı felakete uğratan olaylarda” özgürlükleri kısıtlayıcı önlemler almasına imkân sağlar. Bu kapsamda belli mercilere olağanüstü yetkiler teslim edilir: Trafiğe çıkma yasağı, sokağa çıkma yasağı, belirli yerlerin kapatılması, gösterilerin yasaklanması gibi…

Olağanüstü hâl rejimi devlete, “davranışının kamu güvenliği ve düzeni için bir tehdit oluşturduğuna dair ciddi gerekçelerin bulunduğu” herhangi bir kimseye karşı idari araştırma açılması yetkisini verir. Fransa’da 20 Kasım 2015’te kabul edilen düzenleme, Acil Durum Kanunu hükümlerini değiştirmiş ve güçlendirmiştir. 3 Nisan 1955 kanunundaki kamu güvenliğini tehdit eden “faaliyet” kavramı, “davranış” olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik, yetkililere bu “davranış”ı öznel olarak değerlendirme olanağı sağlamaktadır.

Olağanüstü Hâlin Muhtemel Etkileri

Olağanüstü hâlin bir başka muhtemel etkisi ise ev hapisleridir. Bu durumda söz konusu kişinin, kentin polis karakoluna günde 2 ya da 4 kez gitmesi ve yoklama defterini imzalaması gerekmektedir. Buna ek olarak, kişinin ikamet ettiği kenti terk etmesi yasaklanırken, 20:00 ila 06:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı da uygulanabilmektedir.

Olağanüstü hâl kapsamında uygulanan bir başka önlem ise, pasaporta el koymak suretiyle uygulanan ülkeyi terk etme yasağıdır. Olağanüstü hâl kapsamında içinde “nefret, şiddet veya terör faaliyetlerini destekleyen ifadeler”in kullanıldığı ibadethaneler kapatılabilir. Halka açık toplantılar da yasaklanabilir.

Fransa’da olağanüstü hâl, önceden bir yargı kararına ve dolayısıyla herhangi bir denetime de tabi olmayan olağanüstü yetkiler ön görmektedir. Bir diğer önemli sorun ise, idari yargıcın istihbarat servisleri tarafından sunulan ve “beyaz notlar” adı verilen, mesnetsiz istihbarat raporlarını “geçerli” kabul edebilmesidir. “Beyaz notlar” denilen kâğıtlarda ne başlık, ne imza, ne isim, ne de kanıt vardır; bunlar bir dizi şüphenin yansıtıldığı gayri resmî kâğıtlardır. Bu notlar delil değildir ve örneğin cezai yargılamalarda normal şartlarda kabul edilemez. Çoğu durumda hatalı bilgiler, tahminler ve kısaltmalar ile doldurulmuştur. Böylece herhangi bir komşunuzun, tanıdık ya da yakın akrabanızın bir şekilde kadraja girmesi, bu kişiye yönelik olağanüstü hâl tedbirlerinin uygulanmasını tetiklemektedir.

Yeni Terörle Mücadele Yasası

Fransa’da olağanüstü hâl altı kez yenilendi. Olağanüstü hâl iki senedir yürürlükteyken Fransa Ulusal Meclisi 3 Ekim’de yeni Terörle Mücadele Yasasını kabul etti ve böylece bu istisnaî rejim artık kural hâline gelmiş oldu. 3 Ekim 2017 tarihli terörle mücadele yasasıyla, olağanüstü durumun dört önemli tedbiri, olağan yasalara aktarıldı: Korunaklı alanlar, ibadet yerlerinin kapatılması, ev hapsi ve idari aramalar. Ancak yasa bununla da kalmayıp, polis memurlarına yabancı olduğu düşünülen kişilere, tren istasyonlarının, havalimanlarının ve transit noktalarının etrafındaki alanlarda da denetim yapmasına olanak sağlıyor. Yasa aynı zamanda resmî görevlilere ya da çalışanlara da şüpheyle yaklaşılmasına imkân tanıyor. Bazı sektör çalışanları, radikalleşme bahanesiyle görevden atılabiliyor. Olağanüstü hâl ile bağlantılı olarak şimdiye kadar pek çok vaka da kayda geçmiş durumda. Fransız İç İstihbarat Birimi’nde (DGSI) çalışan bir memurun, umreye gitmesinin ardından tüm gizli servis yetkilerinin iptal edilmesi ve işine son verilmesi bu vakalar arasında yer alıyor.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, henüz taslak hâlindeyken söz konusu Terörle Mücadele Yasasının ayrımcılık içerdiğini vurgulamıştı. Muiznieks, “Yalnızca failler cezalandırılmalı, bütün bir topluluk değil.” uyarısında bulunarak, aradaki çizginin kaybolma tehlikesine işaret etmişti. Fransa’da 2015’te devreye sokulan olağanüstü hâl tedbirlerinin yüksek ihtimalle devam etmesini sağlayacak yeni yasanın öncesindeki tartışmalar sürerken, 27 Eylül 2017’de Birleşmiş Milletler Fransa’dan “uluslararası insan hakları taahhütlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmesini” istemişti.

“Dindarlık Terörizmle Eş Tutuluyor”

Fransa’da, kendisi de hâkim olan, aynı zamanda Hâkimler Birliği Genel Sekreteri olan Laurence Blisson, Perspektif’e yeni Terörle Mücadele Yasası’nı şu şekilde değerlendiriyor: “İslam’ın dinî kurallarına sıkı bir şekilde bağlı kalmak ile terörist ağlara yakınlık duymak arasında Fransız yönetiminde ciddi bir odaklanma sıkıntısı var.”

Fransız yetkililerin radikalleşme kavramından anladığı şey de endişe verici. Fransız İçişleri Bakanlığı, önceden belirlenmiş kriterlere dayalı olarak “radikalleşmiş” kişilerin listesini oluşturdu. Bakanlık, bu listeyi tüm kurumlara “radikalleşme” kavramı hakkında bir kılavuz olarak gönderdi. Bu kılavuza göre, dış görünüşteki değişiklik (fiziksel değişim, kıyafetteki değişim), aşırı ritüelleştirilmiş bir dinî uygulama, kimi gıda yasakları, ev dekorasyonlarındaki değişiklikler, asosyal yorumlar, otoriteyi reddetme ya da sorgulama, demokratik sistem konulu tartışmalar, Fransız devletinin eleştirisi ya da kadınlara yönelik ayrımcı bir tutum “radikalleşme” emareleri olabilir.

İşte bu bulanık göstergelere dayanılarak 18.500 kişilik bir dosya oluşturuldu. Burada öne çıkan soru şu: Dinî pratik konusunda neyin “kabul edilebilir” olup neyin olmadığına karar vermek, laik olduğunu iddia eden devletin işi midir?

Şunu unutmamak gerekir ki bu bağlamda Fransa’daki Müslümanlar üç kat mağduriyet yaşamaktadır. Örneğin Nice’deki saldırı kurbanlarının üçte biri Müslümanlardı. Radikalleşmenin belirsiz işaretlerine dayandırılmış olağanüstü hâl tedbirleri, Müslümanları “içerdeki düşman” gibi hedef aldı. Yaygın şüphe etkisi ırkçılık, ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın norm olduğu hâlihazırdaki karmaşık durumu daha da kötüleştirdi.

Yeni Bir “Azınlık Raporu” Dünyası

Fransa’daki sivil toplum kuruluşları artık daimî olağanüstü hâl yönetiminin, terörizmle pek de alakalı olmayan toplumsal veya politik protestoları bastırmayı mümkün kılmasından endişe ediyor. Bu durum, Paris’teki COP 21 İklim Değişikliği Zirvesi sırasında çevre aktivistlerine yönelik baskınlar ya da ev hapisleri ile de kendisini gösterdi. Benzer şekilde, Macron’un yeni Çalışma Yasasına karşı düzenlenen gösteriler sırasında eylemciler gösterilere katılmaktan alıkonulmuş ve diğer gösteriler yasaklanmıştı.

Fransa, suç eylemi henüz gerçekleşmemişken, suçlama ve cezalandırmanın yapıldığı bir “Azınlık Raporu” (İng. “Minority Report”) dünyasına doğru mu evriliyor?

Bu durumu, Fransa’da bir üniversitede çalışan, Tunus kökenli Fransız Profesör Jazia özetliyor. Kendisi Fransa’da “başarılı entegrasyon” örneklerinden biri olsa da kardeşinin başına gelenler oldukça ilginç. Yaşadıklarını Perspektif’e anlatan Jazia şöyle diyor: “Ağabeyim terörle suçlanmıştı. Yıllarca adalete inandım. Eğer masumsanız, korkacağınız bir şey yok diye düşünüyordum. Kardeşim için ‘Cihatçılara karışmış!’ dediler. Madem öyle, onu neden mahkemeye çıkarıp, cezaevine koymadılar? Müslüman bir gelenekte eğitildik. Kardeşimin sakalı var, ama moda sakalı. Umreye gitti. Sıradan bir dindar. Umreye gitmiş olması, tehlikeli bir faaliyet gibi gösterildi ve ona karşı kullanılan suçlamalar arasında yer aldı. Maneviyatla ilgili bir ibadet, suç kapsamında bir faaliyet sayılıyor! İdari yargıya, karısının peçe takmadığını, mayo ile denize girdiğini açıklamak zorunda kaldı. Ama sonuç olarak bu argümanlar da komikti. Çünkü bu ifadelerle peçe ya da başka bir şeyin terör faaliyetleriyle aynı anlama geldiğini ima etmek zorunda bırakılıyorduk. Fransız yetkilileri istihbaratlarını ve iddialarını doğrulayamadı. Gerçek ve somut kanıt sunmak bize düştü. Bu sefer de takiyye bahanesiyle, sunduğumuz kanıtlar görmezden gelindi. Ağabeyim ev hapsine mahkûm edildi. Tüm bunlar dolaylı olarak beni de etkiledi. Artık bu toplumdaki yerimi sorguluyorum.”

©Shutterstock.com/Hadrian

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar