Avusturya Yeni Hükümetin 5 Yıllık Programı: Hakları Kısıtlayıcı ve Düşmanca

Avusturya’da ÖVP ve FPÖ koalisyon hükümeti yemin ederek göreve başladı. Aynı gün binlerce kişi tarafından protesto edilen yeni hükümetin programı büyük oranda ırkçı etkiler altında.

Sevde Özdemir 3 Ocak 2018

“Daha nelerin mümkün olacağına çok şaşıracaksınız.” Herhâlde Avusturyalılar önümüzdeki beş yıl boyunca Norbert Hofer’in Federal Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaptığı bu açıklamayı sık sık hatırlayacaklardır.

Avusturya’da seçim öncesi kendilerine verilen boş vaatler yerine getirilmediği için Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ve Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) seçmenleri arasında hayal kırıklığı hâkim. ÖVP ve FPÖ seçmeni büyük bir sürprizle karşı karşıya. Çünkü yeni hükümetin programında kendisine yüklenilen sadece “kötü yabancılar” değil. Kendisini “gariban halkın partisi” olarak gösteren FPÖ, gelecekte Avusturya’daki sıradan halkın da kemerlerini sıkmasını öngörüyor.

Yeni Hükümeti Protestolar Karşıladı

18 Aralık günü Avusturya’da yeni hükümet yemin ederek göreve başladı. Avusturya Federal Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen’in 2015 yılındaki “FPÖ liderliğindeki bir hükümeti onaylamayacağı” yönündeki ifadesine dayanarak kendisinin yeni koalisyonda bazı bakanları reddedeceğine ilişkin boş umutların aksine yemin töreni resmî ve sakin bir şekilde gerçekleştirildi.

Öte yandan aynı günün sabahı saat sekizden gecenin geç saatlerine kadar yaklaşık 5.500 Avusturyalı, yeni siyah-mavi hükümete karşı gösteriler düzenliyordu. Yeni hükümetin kadrosuna ve parti programına bir göz atıldığında böylesine büyük bir direnişin sebebi de anlaşılıyor.

Yeni Kabinedeki Bakanlar

Hükümetin zirve kadrosunda Sebastian Kurz’un federal başbakan, FPÖ Başkanı Heinz Christian Strache’nin ise başbakan yardımcısı olması kimse için sürpriz değildi. Bunun yanında Özgürlük Partisinin meşhur “İslam yerine Vatan” (Alm. “Daham statt Islam”) afişlerini hatırlayanlar için kabinede bir yenilik daha vardı. FPÖ’nün seçim kampanyasındaki bu afişlerin arkasındaki beyin olan Herbert Kickl, Avusturya’nın yeni İçişleri Bakanı oldu. Aynı zamanda FPÖ’nün Genel Sekreteri olan Kickl, böylece Avusturya’daki en hassas bakanlığın da başına geçmiş oldu. Zira Anayasayı Koruma Dairesi ve Terörle Mücadele Federal Ofisi gibi kilit makamlar İçişleri Bakanlığında bulunuyor. Bu tarz önemli bir makama yıllardır aşırı sağcılarla ve hatta anayasa düşmanı çevrelerle yakın ilişkiler içinde olduğu bilinen, aynı zamanda adı yolsuzluk skandallarına karışmış birisi getirilmiş oldu.

Dışişleri makamına ise genellemeci bakışı ve önyargılarıyla azınlıklara karşı kışkırtıcı bir tutum sergileyen ve FPÖ adına makama geçecek olan “Orta Doğu uzmanı” Karin Kneissl getirildi. Kendisi kısa bir süre önce Arapçada “gelecek zaman” diye bir şey olmadığını ifade etmiş ve Arap kökenli insanların gelecek odaklı olmamalarını ve ilahi kader zihniyetine sahip olmalarını bununla gerekçelendirmeye çalışmıştı.

Savunma Bakanı olarak Mario Kunasek, Ulusal Konsey’in üçüncü başkanı olarak ise Anneliese Kitzmüller ile aşırı sağcı “Kimlik Hareketi” ve antisemitik fikirlerle temas içinde olan diğer FPÖ politikacıları da kadroya dâhil oldu. Fakat ÖVP milletvekili Martin Engelberg’e göre bütün bunlar bir sorun teşkil etmiyor. Engelberg, kendi tabiriyle “İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde ilk aktif Avusturyalı Yahudi milletvekili olarak” İsrail’deki Ha’aretz gazetesine yaptığı açıklamada partisinin FPÖ ile gerçekleştirdiği koalisyonu şöyle savunuyor: “Avusturya’da gerçek antisemitik tehdit Nazilerden değil, Müslümanlardan kaynaklanıyor.” Avusturya’daki Musevi Cemaati’nin 2016 yılına ait Antisemitizm Raporu ise bu ifadenin doğru olmadığını gösteriyor. Nitekim bu raporda antisemitist saldırı vakalarının yüzde 68’inin sağcılardan kaynaklandığı belirtilmişti.

Avusturya’nın Yeni Hükümet Programı

Şimdi de ÖVP ve FPÖ partilerinin “Birlikte. Avusturya’mız için” sloganıyla yeni yasama dönemindeki projelerini tanıttıkları hükümet programına bir göz atalım. Yeni hükümet programına göre “Avusturya’nın Doğu ile Batı arasında bir köprü, aktif bir diyalog zemini olması planlanıyor.” Hemen bu maddenin altında yer alan bir alt madde ÖVP-FPÖ’nün diyalog anlayışının ne anlama geldiğini gözler önüne seriyor: “AB sınırlarının etkin bir şekilde korunmasına katkıda bulunulması ve sınır bölgesi kontrolleri ile kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması.” Yani bu anlayışa göre verimli bir diyalog duvarlar, tel örgüler ve Frontex demek.

Ayrıca hükümet programı Avusturya’nın ihtiyaçları doğrultusunda yasal göçün desteklenmesinden, iltica sebepleri ile mücadele edilmesinden ve mültecileri daha etkili/hızlı bir geri gönderme politikasından bahsediyor. Buna bir de hâlâ Viyana Belediye Başkan yardımcısı olan Johann Gudenus’un “göçmenlere Avusturya’nın hiç de sanıldığı kadar rahat olmadığını göstermek için” Viyana şehrinin dışında mülteci kampları kurulması önerisi eklenebilir.

Hükümet programında “entegrasyon” maddesi altında İslami kreşlerin ve İslami özel okulların daha sıkı kontrollere tabi tutulacağı ve yasal koşulların yerine getirilmemesi durumunda buraların kapatılabileceği açıklaması da yer alıyor.

Ayrıca ÖVP ve FPÖ koalisyonu Kur’an baskılarının standartlaştırılmasını ve “(İslami) öğretinin daha kapsamlı olarak kontrol edilmesini” de planlıyor. Yurt dışı finansmanlarının sadece cami dernekleri ile kısıtlı kalmaması, bu yasak uygulamasının eğitim alanında da hayata geçirilmesi yeni hükümetin planları arasında.

Avusturya’da 30 Yıl Kalanlara Vatandaşlık

Yeni hükümet çifte vatandaşlığı destekliyor; fakat sadece Güney Tirol’de anadili Almanca veya Ladino olanlar için. Göçmenler ve göç kökenli olanlar için Avusturya vatandaşlığına geçmek eskiye göre daha uzun sürecek gibi. Hükümet programının “Vatandaşlık Yasası’nın yeniden düzenlenmesi” isimli kısmında Avusturya vatandaşlığına geçişte şimdiye kadar olduğu gibi 6 yıldan değil; 10, 20 ve 30 yıllık ikamet sürelerinden bahsediliyor.

İltica başvurusunda bulunanların temel haklarının büyük ölçüde kısıtlanması da planlar dâhilinde. Buna göre göçmenler sığınma başvurusu sırasında prosedür masraflarının karşılanması için sahip oldukları tüm nakit parayı beyan etmekle yükümlü. Ayrıca kişisel bilgileri ve sosyal medya hesapları yardımıyla seyahat güzergahları ve kimliklerinin belirlenebilmesi için sığınmacıların cep telefonlarını sığınma makamlarına teslim etmeleri gerekiyor. İltica hakkına sahip olan ve geçici koruma statüsünde olan kişilerin asgari güvencelerinin daha da azaltılması ve sığınmacıların sadece “ayni yardımlardan” faydalanmaları öngörülüyor. Sığınmacı ailelerin çocuklarının normal okullara başlamadan önce sığınma kamplarındaki “köprü sınıflarda” ders görmeleri planlanıyor. Ancak bu kamplar genellikle şehir merkezlerinin dışında konumlandırıldığı ve çok küçük olduğu için buralarda özel ders verilmesi neredeyse mümkün değil. Bu uygulamayla sınır dışı edilmesi olası olan öğrencilerin, okul arkadaşlarının ve ebeveynlerinin desteğinden mahrum bırakılmalarının planlandığı tahmin ediliyor. Zira son zamanlarda birçok öğrenci, sınıf arkadaşlarının ve ailelerinin protestoları nedeniyle sınır dışı edilememişti.

“Yoksullukla Değil, Yoksulun Kendisiyle Mücadele”

İsveç’te altı saatlik iş günü uygulaması hayata geçirilirken Alpler Cumhuriyeti olan Avusturya’da “daha fazla esneklik” sağlaması umuduyla 12 saatlik iş günü uygulaması söz konusu. Oysa bizzat Strache’nin kendisi 2013 yılında verdiği bir röportajda bu tasarıyı eleştirmiş ve tüm çalışanlar için net kazanç kaybı anlamına geleceği için bunu “anti sosyal, performans düşmanı bir fikir” olarak nitelendirmişti.

Ayrıca yükseköğrenimde harç uygulamasının başlatılması, ilkokullarda sayı ile not verme uygulamasının tekrar yürürlüğe sokulması da yeni hükümetin planları arasında. Mayıs 2016 tarihinden itibaren gastronomi sektöründe yürürlüğe girmesi planlanan mutlak sigara içme yasağı da siyah-mavi hükümet tarafından kaldırıldı.

Eski Federal Başbakan ve SPÖ Başkanı Christian Kern yeni hükümetin planlarını çok güzel bir şekilde özetliyor: “Siyah-mavi hükümet yoksullukla değil, yoksullarla mücadele yönünde bir politika güdüyor.”

Bununla beraber Avusturya’da FPÖ’nün katıldığı hükümet koalisyonlarının tümü iktidar periyodunu tamamlayamadan sonlanmış ve içinde FPÖ’nün olduğu hiçbir koalisyon üç yıldan uzun süre iktidarda kalamamıştı. Umarız şansımız yine yaver gider.

©Aşkın Kıyağan/Anadolu Ajansı

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar