Dosya: "İslam Din Dersi" “Çocuklar Dinlerini Almanca Da Öğrenmeli”

DOSYA

Almanya’da devlet okullarında sunulan İslam din dersi hakkında Müslümanlar ne düşünüyor? Bu konuyu İslam din dersi öğretmenleri, öğrenci velileri ve cami cemiyetleriyle konuştuk.

admin 1 Şubat 2018

Üç çocuk annesi Ayşe Hanım*, ilk çocuğunu okula kaydettirirken İslam din dersinin okulda sunulması için kendisinden imza istendiğini anlatıyor. İmzasının ardından İslam din dersi diğer Müslüman velilerden de yeterince destek gördüğü için okulda sunulmaya başlamış. Toplamda 12 velinin imzası olması durumunda Kuzey Ren-Vestfalya’da devlet okullarında İslam din dersleri verilebiliyor.

İki çocuk annesi Merve Hanım* da aynı şekilde imza toplandığını ve desteklediklerini bildiriyor. Fakat çocukları yine de derse katılamamış: “Din dersine katılmalarını çok istedim. Fakat öğleden sonra olduğu için zaman açısından uymadı.” Çocukların camide de din dersi aldıkları için yoğunluktan dolayı okuldaki İslam din dersine katılmak istemediklerini anlatan Merve Hanım, ders saatlerinin içinde olsaydı çocukların mutlaka gitmek isteyeceklerini ifade ediyor. Ayşe Hanım ise “Büyük oğlum eve gelip tekrardan din dersine gitmesi gerektiği hâlde severek katıldı.” diyor. Ayşe Hanım’ın küçük oğlunun okul döneminde yeni düzenlemeyle İslam din dersi ders saatine eklenmiş, ikisi de bu düzenlemeden oldukça memnun.

“Çocuklar Dinini Almanca Da Öğrenmeli”

Veliler okulda verilen İslam din dersi ile camilerdeki din dersinin yerlerinin ayrı olduğu görüşünde. Çocukların dinlerini hem anadilleri olan Türkçe hem de Almancadan öğrenmesini isteyen veliler, okullarda İslam din dersinin olmasını destekliyor fakat bunun tek başına yeterli olmadığını düşünüyorlar. Çocuğun okulda en fazla haftada bir defa, o da 45 dakika İslam din dersi göreceğine değinen Murat Bey*, “Çocuk camide en azından cami atmosferini yaşıyor.” diyor.

Ayşe Hanım ise çocukların dinlerini Almanca dilinde öğrenmelerinin önemli olduğunu ifade ediyor. “Çocuklar okulda İslam din dersi olduğu zaman kendilerini güvende hissederler. Okulda dinlerinin kabul edilmesi çocuklara özgüven verir.” diyen Ayşe Hanım, camide dinini Türkçe dilinde öğrenen çocukların, bunun paralelinde okulda Almanca İslam din dersi görmelerinin yararlı olduğu kanaatinde. Merve Hanım da bu görüşü destekleyerek, “Çocuklar Türkçe anlayamadıkları konuları Almanca, Almanca anlayamadıkları konuları Türkçe eğitimde tamamlıyorlar.” diyor.

Bir çocuk annesi Zehra Hanım da Almanca dilinde öğretilen İslam din dersini destekliyor. “Birisi çocuğuma neden İslam’ı tercih ettiğini sorduğu zaman ona sebebini anlatabilme seviyesine gelmesini istiyorum.” diyen Zehra Hanım, çocuğun dinini Almanca anlayıp anlatabilmesini istiyor.

“Öğretmenin Ne Öğrettiği Önemli”

İslam din dersi öğretmeninin kim olduğuna dair titizlik gösteren veliler, öğretmenin nereden geldiğini ve ne yaptığını da önemsiyorlar. Öğretmenin özel hayatının da önemli olduğunu vurgulayan veliler, öğretmende İslam dini ile uyuşmazlıkların olmaması gerektiğini düşünüyorlar. “Çocuklarımızı onlara emanet ediyoruz. Öğretmenin ne öğrettiği bizim için çok önemli.” şeklinde konuşan Merve Hanım, “İçki içen bir öğretmen çocuğa ne kadar ders verebilir?” diyor. Zehra Hanım ise “Camide itikadını bildiğim hocalar var, çocuğumu güvendiğim yere yolluyorum ve hocaları tanıyorum.” şeklinde konuşurken, velilerin okullardaki İslam din dersi öğretmenlerinin bu hususta yeterli olup olmadıklarını gözlemlemeleri gerektiğini düşünüyor.

Sürece Başından Beri Eşlik Eden İki Öğretmen

2003 yılında Almanya’da İslam din dersi vermeye başlayan ilk öğretmenlerden olan Mustafa Tütüneken ilahiyat mezunu ve İslam, din bilimleri ve Türkoloji alanında yüksek lisans yapmış. Hâlihazırda iki ilkokulda ve bir ortaokulda öğretmenlik yapıyor. Ayrıca İslam din dersi öğretmenlerinin günlük ihtiyaçlarını karşılama amaçlı kurulan “Suffa” platformunda sekreter ve materyallerin sunulduğu “Federkorb” internet sitesinin de redaktörü. Kuzey Ren-Vestfalya’daki İslam din derslerinin başlangıcından bugüne en tecrübeli isimlerden biri olan Tütüneken, “Ana motivasyonumuz, bizim tecrübelerimizi yeni başlayan arkadaşların öğrenmesi, onların da bize katkı sağlaması.” diyor.

İslam din dersi henüz pilot proje hâlindeyken öğretmenliğe başlayan Duran Terzi de Tütüneken gibi sürecin en başından beri içinde olan deneyimli öğretmenlerden biri. Konya İlahiyat Fakültesi’nde okuyup Ankara İlahiyat Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamlamış. Almanya’da ise Türkoloji, Arabistik ve İslam İlahiyatı alanlarında üniversite eğitimi almış. Okullarda İslam din dersi hizmetinin verilmesini önemli bulan Terzi, bu yüzden bu alanda görev yapmaya karar verdiğini söylüyor.

Tütüneken’e göre İslam din dersinde ilk ve ortaokulda öğretilenlerin birbirinden farklı olması gerek: “İlkokulda öğrencilere din dersini sevdirmeyi başarmak gerekiyor. Ortaokulda ise öğrenciye kendi İslam anlayışıyla alakalı toplumdan gelen soruları kendisinin cevaplama yeteneği kazandırılması amaçlanıyor.” Öğrencilerin sadece din dersi öğretmeninden değil bağımsız farklı kanallardan da din hakkında bilgilendiğini belirten Tütüneken’e göre İslam din dersinin temel hedefi, “öğrencinin kendi imanıyla barışık olmasının yollarını gösterecek birtakım akli süreçlerin başlatılması” olmalı.

Her eğitimcinin öğrencilerinin mümkün olduğunca mükemmel insanlar olması için uğraştığını söyleyen Terzi ise, “Elimizde bir müfredat var. Bu müfredat çerçevesinde gençleri dinini anlayan, inançla ilgili konularda özgün karar verebilen fertler hâline getirmek istiyoruz.” diyor.

“Okuldaki Dersin Karakteri Daha Farklı”

Okullardaki İslam din dersleri, camilerde verilen dinî hizmetlere ve eğitime rakip olarak görülmüyor, çünkü bu iki ayrı alanda farklı hedefler gözetiliyor ve farklı beklentiler var. Veliler gibi öğretmenler de okuldaki İslam din dersini destekleyici olarak görüyor. Tütüneken’e göre cami ve okulların birbirini desteklemesi şart. Böylece birinin eksik bıraktığı veya bilerek giremediği konu alanında diğer organın bu boşluğu doldurması mümkün.

Terzi’ye göre, camilerde verilen hizmet önemli olsa da sayı itibarıyla öğrencilerin ihtiyacını karşılamaya yeterli değil: “Okuldaki eğitimin şekli, çerçevesi, şartları ve amacı farklı. Ayrıca haftada belki sadece iki saat İslam din dersi veriliyor. Bu yüzden öğretim metodu da farklı olmak zorunda. Birisi yaygın eğitim diğeri örgün eğitim.” Terzi’ye göre okuldaki eğitimde diğer dinlere mensup insanlarla iletişim, onlarla konuşma ve kendi dinini anlatabilme becerisini öne çıkarmak daha önemli. Terzi, İslam din dersine katılan öğrencilerin velilerinden bazılarının “Çocuğumun İslam din dersine gitmesini istiyorum ama namaz kılmasını beklemiyorum, dinini bilsin yeter.” şeklinde beklentileri olduğunu anlatıyor ve hedef kitlenin farklı, derse katılan öğrenci yelpazesinin ise oldukça geniş olduğuna vurgu yapıyor.

“İslam Din Dersinin Henüz Geleneği Yok”

Tütüneken, “İslam din dersinin bir müktesebatı ve bu hususta herhangi bir geleneği yok. Gelenek olmadığından herkes doğru bildiği sistem üzerine bir şeyleri deniyor.” diyerek, deneme sürecinin bir yerde biteceğini ve bir standart seviyeye kavuşulacağını belirtiyor. “Bu standardın kalitesinin, bizim acizane yaptığımız çalışmaların bir araya toplanmasıyla ortaya çıkacağını ümit ediyorum.” diye ekliyor.

“Radikalleşmeyi Engellemek Eğitimin Genel Hedefi”

İslam din dersi aracılığıyla Müslüman gençlerin radikalleşmesini engelleme beklentisini sorduğumuzda Terzi, bu konuda farklı düşündüğünü belirtiyor. “Müslüman öğrenciler daha iyi entegre olsunlar, hatta asimile olsunlar hayalinde olan insanlar olabilir. Fakat bu beklentiyi sık sık dillendirmek onların ekmeğine yağ sürmek olur, bence devletin ajandasında bu yok.” diyen Terzi’ye göre “radikalleşme”yi engellemek sadece İslam din dersinin değil, genel olarak eğitimin amacı. Bu tür şeylerle aşırı vurgu yaparak İslam din dersinin töhmet altında bırakıldığını söyleyen Terzi, dersin müfredatında olmayan bir hedefin bu şekilde dersin içine zorla sokulduğunu belirtiyor.

“Sunulan İmkanları İyi Bir Şekilde Değerlendirmemiz Lazım”

Kuzey Ren-Vestfalya’da kurulan Danışma Kurulu’nda sekiz üyenin yarısı İslami cemaatler tarafından, diğer yarısı devlet tarafından atanıyor. Terzi, devletin derslerle ilgili amacının müfredatlarda yazılı olduğunu, müfredatı devletin hazırlayıp o dine muhatap olan cemaate onaylattığını anlatıyor.

İslam din dersi verebilmek için öğretmenlerin almak zorunda olduğu icazet, Kuzey Ren-Vestfalya’da Danışma Kurulu’ndan alınıyor. Öğretmenlerin bunun dışında Danışma Kurulu’yla bir irtibatlarının olmadığını bildiren Terzi, kurulun müfredatı belirleme, kitap ve malzeme hazırlama yetkisinin olmadığını söylüyor. “Eğer İslam’ın temel prensiplerine aykırı söylem veya yanlış bir yaşam tarzı açıkça ortaya konulursa, kurul İslam din dersi öğretmenlerine verdiği icazeti geri alma hakkına sahip. Bu Müslümanlara has bir durum değil, kiliselerde de mevcut olan bir durum.”

Danışma Kurulu modeli çok tartışılsa da Terzi’ye göre İslam din dersi verme yetkisini bir ya da birkaç dinî cemaat alsa da İslam din dersleri açısından bir şey değişmeyecek: “Böyle bir durumda dinî cemaatler sadece Danışma Kurulu’nun yetki ve görevini üstlenecekler.” Bu değişimin okullardaki dersi etkilemeyeceğini, şu anki Danışma Kurulu’ndan büyük bir şikayetin de olmadığını belirten Terzi, “Burada sunulan imkanları iyi bir şekilde değerlendirmemiz lazım. Eğer iyi bir eğitim yaparsak sonunda hepimiz karlı çıkarız. Hem Müslüman olarak gençlerimiz karlı çıkar, hem çoğunluk toplumu.”

“Karşılıklı Güvenin Oluşturulması Gerek”

Essen’deki Katernberg cami imamı Halit Pişmek ise veli ve öğretmenlerden bazı konularda daha farklı düşüncelere sahip. Pişmek, İslam söz konusu olunca hâlâ bir kontrol etme, güvenememe, İslam din dersini bütünüyle cemaatlere bırakmama gibi bir tavır gördüğünü, bunun da sıkıntı verici olduğunu belirtiyor. Hiç tartışmasız okullarda İslam din derslerinin verilmesinin gerekli olduğunu düşünen Pişmek, bunun sadece bir şekilde sağlıklı işleyebileceğini anlatıyor: “İslam din dersinin müfredatı, içeriği ve kontrolünün tamamen Müslüman cemaatlere bırakılması lazım.” Karşılıklı güvenin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Pişmek, sağlıklı bir din dersi modelinin bu toplumda zaman içerisinde yerleşeceğini söylüyor: “Güvenin ve karşılıklı saygının olmadığı bu projenin sağlıklı ve uzun süreli yürümesi mümkün değil.”

“Cemaatlerin Potansiyeli Var”

Pişmek’e göre Müslüman cemaatlerin İslam din derslerini bütünüyle yüklenebilecek hazırlığı tam olmasa da Pişmek’e göre böyle bir potansiyel mevcut. “Burada dünyanın çeşitli yerlerinde ilahiyat fakültesini bitirmiş, bunun yanında pedagojik formasyonunu da almış, yetişmiş kalifiye elemanlar var. Bunlar, İslam din dersi öğretmeni olarak kabul edilmiyor.” şeklinde konuşan Pişmek, bu potansiyelin kısa bir ek eğitim verilerek değerlendirilebileceğini söylüyor: “Bir Türkçe öğretmeni, İslam din dersi anlamında kalifiyesi olmadığı hâlde göreve başlarken, beş yıl üniversite okumuş, pedagojik formasyonunu almış insanlar İslam din dersi öğretmeni olamıyorlar.”

 

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar