Dosya: "İslam Din Dersi" İslam Din Dersi Hakkındaki Tartışmalar Neye Dayanıyor?

DOSYA

Almanya’da okullarda verilen İslam din dersleri diğer din derslerine kıyasen eşit muamele görmüyor. En büyük eleştiri konusu ise siyasiler açısından güvenlik ve entegrasyon vurgusunun çok ön planda olması.

Ali Kızılkaya 1 Şubat 2018

Almanya’da devlet okullarında din dersi ülkedeki inançlı vatandaşlara Alman Anayasasının 7. maddesiyle tanınan bir hak. Anayasanın tanıdığı bu haktan Müslümanlar da istifade etmek durumundalar. Almanya’da yaklaşık 700.000 civarında İslam din dersi alacak yaşta Müslüman öğrenci mevcut. Okula giden Müslüman öğrencilerin –eğer cami cemiyetlerindeki din eğitimi kurslarına gitmiyorlarsa ve ailelerinde dinle ilgili temel bilgi düzeyi eksikse- okullarında kendi dinleriyle tanışmaları ve dinlerini öğrenmeleri açısından okuldaki İslam din derslerinin düzenli bir şekilde faaliyete geçirilmesi çok önemli.

Alman Anayasasının devlet okullarında verilmesini öngördüğü din dersinde, Anayasanın 7. maddesine göre dinî cemaatlerin ders içeriğini belirlediği, devletin de denetlediği ve imkânlar sağladığı ve maddi altyapıyı oluşturduğu bir ders yapısı söz konusu. Fakat hâlihazırda Almanya’da herhangi bir eyalette anayasaya uygun olarak İslam din dersinin uygulandığı da söylenemez, çünkü devlet İslam dinî cemaatlerini anayasanın ön gördüğü şekilde dinî cemaat olarak değil daha kısıtlı yetkilerle donatılmış dernekler olarak muhatap alıyor.

Çocukların Dinle Tanışması

Okullarda verilen İslam din dersleri camide verilen derslere bir takviye niteliğinde görülmelidir. Bu dersler camideki derslerin, orada gerçekleşen İslam eğitiminin ya da dinî kimliğin öğretilmesi, yaşanması sürecinin birer “alternatifi” değildir. Bununla birlikte Almanya’da hafta sonları cami cemiyetlerindeki derslere giden çocukların ve dinlerini ailesinden öğrenenlerin haricinde bu konuya ilgisiz kalan, fakat okulda böyle bir din dersi verildiği zaman istifade etmek isteyen birçok veli olduğunu da görmemiz gerekiyor.

İslami cemaatler, Müslüman çocukların dinlerini cami ya da okul olması fark etmeksizin sahih bir şekilde öğrenmeleri, olgun birer İslami kimliğe sahip Müslüman bireyler olarak toplum hayatına karışmaları konusundaki yegâne aktörler olmalarına rağmen, bu hususta Almanya’da devletin “tanıma” politikasının, okullardaki İslam din dersleri üzerinde olumsuz etkileri olduğu da söylenebilir.

Entegrasyon, Güvenlik, İslam Din Dersi

Devlet yetkilileri ise İslam din dersini Müslümanların dini öğrenmesinden çok “entegrasyon” ve güvenlik tedbirleri vasıtası olarak görebiliyor. Bilhassa siyasi aktörlerin kamuoyuna yansıyan açıklamalarında “radikalizm” ile mücadelenin dersler hakkındaki söylemlere dâhil edilmesinin ve diyaloğun –sanki dersin temel amacı buymuşçasına- çok fazla ön plana çıkartılmasının hatalarına işaret etmek gerek. Bu konuların dersin öncelikli amacı olmadığını, hatta bu yaklaşımın kısmen üzücü olduğunu da belirtmek gerek. Müslüman çocuklara “sorun odaklı” yaklaşımın, bilhassa İslam din dersinde yeri olmamalı. Güvenlik, diyalog ve aşırı ideolojilerle mücadele elbette önemli, fakat güvenliğin konuşulacağı yer İslam din dersi değil. İslam din derslerine dair bakışta da bu yaklaşımların öncelikli ve belirleyici olması oldukça hatalı olur. Bu hatalı yaklaşıma dair eleştiri, İslam din dersleriyle ilgili devlet muhataplarında görüşmeler esnasında İslami cemaatler tarafından iletilse de bu tartışmalarda tatmin edici bir mutabakatın ne yazık ki olmadığını ve bu yönde “İslam din dersleri”ne dair temel bakıştaki değişimin uzatmaları oynadığını da söylemek gerekir.

Güvensizlik Çözümleri Erteliyor

Okullarda sunulan din dersi camilerdeki sunulan din dersini takviye edici nitelikte. Camilerde öğretilen dersin tamamen cemaatin kendi tasarrufunda olmasıyla beraber okullardaki din dersi devlet ile anlaşılan bir müfredat ve konular çerçevesi içerisinde veriliyor. Devlet kendi beklentilerini, eğitim standartlarını ve işlenmesi istediği konuları bildirebiliyor ve inancımıza aykırı olmadığı takdirde talep edilen konular eklenebiliyor. İstenilen formasyonda bir mutabakata varıldığında ise konu müfredata alınıyor. Fakat şu anda Almanya’da İslam din dersleri açısından asimetrik bir durum mevcut, “ortak meselelerde” (res mixta) devlet çok baskın gelebiliyor ve bu esnada Müslümanları muhatap olarak “tanıma/tanımama” baskısıyla bazı içerikler de dayatılmış oluyor. Bu durum güven zedeleyici ve Müslümanların ve İslam din derslerinin geleceği açısından sıhhatli bir yaklaşım değil. Devletin Müslüman cemaatleri diğer dinî cemaatler gibi anayasal çerçeve içerisinde bağımsız bırakması şart; eşitsizlik ve farklı muamelenin ortaya çıkmaması için de bu tarz bir gereklilik söz konusu. Ancak bu şekilde İslam din dersleri ve ülkedeki Müslümanların olgun birer İslami kimlik geliştirebilmeleri adına daha rahat ve verimli yöntemlerin geliştirilebileceği bir ortama kavuşabiliriz.

Müslüman cemaatler içinde yaşadıkları toplumlara karşı sorumluluğun bilincindeler. Dolayısıyla aslında devletin güvenlik odaklı yaklaşımının arkasında yatan endişe ve güvensizlik isabetli değil. Bu yaklaşım hem çözümleri erteliyor, hem de İslam din derslerinin kapsayıcı bir şekilde, Müslüman öğrencilerin talep ettiği bütün okullarda sunulmasını zorlaştırarak birçok neslin temel hakkının sağlanamaması sonucunu doğuruyor. Öte yandan cami ve ailesinde din eğitimi alamamış Müslüman çocukların kendi inanç kimliklerini sahih bir şekilde oluşturabilmeleri için var olan fırsat da Müslümanlar açısından ıskalanmış oluyor.

İnanca Dayalı Din Dersi, “Dine Yönlendirici” Bir Ders

Almanya’da “İslam din dersi” denilince, akla dine dair soyut/teorik bilgiler vermek gelmemelidir. “İnanca dayalı” ve Müslüman öğretmenler tarafından verilmek zorunda olan İslam din derslerinin, “dine yönlendirici” bir yanı vardır. Bu açıdan da İslam inancının özünü hakkıyla aktarmak gibi bir zorunluluk söz konusudur. İslam din dersinin amacı İslam dinine mensup çocukların İslam’ı ve kendi Müslümanlıklarını, inançlarını hakkıyla öğrenmelerini sağlamak olmalıdır. Burada basit bir “bilgi edinme” değil, öğrencinin kendi diniyle tanışıp, dinini yaşamasını ve uygulamasını sağlamak ön plandadır. Bunun için din dersi veren öğretmenin de öğrenciyle aynı itikadı paylaşması gerekir. Ayrıca İslam din dersi öğretmeninin kendisinin de İslam’a inanıp örnek bir İslami kişiliğe sahip olması ve öğrencilere itikaden dine yönlendirici bir ders vermesi elzemdir. Basit bir şekilde örneklendirmek gerekirse, sıradan bir “din bilgisi” dersinde öğretmen “Çocuklar, Müslümanların peygamberi Muhammed’dir.” derken inanca dayalı İslam din dersinde öğretmen, “Çocuklar, bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.” şeklinde bir söylemle çocuklara yaklaşır.

Almanya’da İslam Din Dersleriyle İlgili Mevcut Durum

Mevcut durumda Almanya’da inanca dayalı İslam din dersleriyle ilgili Anayasaya en yakın olan uygulama Aşağı Saksonya, belki bir nevi de Hessen eyaletinde uygulanan modeldir. Fakat Hessen’de devlet bir cemaati seçip tercih ederek diğer din dersi vermeye aday cemaatleri devre dışı bıraktığı için üslup ve uygulamada çok yönden sorunlu bir durumdan da bahsedilebilir.

Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde verilen İslam din dersi şimdilik sorumluluk alanı olarak bir “Danışma Kurulu” formatında yapılıyor. Burada dinî cemaatlerin yanı sıra devletin atadığı şahıslarla birlikte çalışılıyor. Bu modelde de dinî cemaatlerin yetkilerini paylaştığı bir format söz konusu wolduğu için anayasadaki çerçeveye uygunluktan bahsetmek hayli zor. Kuzey Ren-Vestfalya’da İslami cemaatlerin İslam din derslerine dâhil olma imkânının daraltıldığını, mevcut şekliyle anayasanın ön gördüğü formatın tam yerine getirilmediğini söyleyebiliriz. Diğer eyaletlerde de “İslami cemaatlerin yetersiz olduğu” veya anayasanın öngördüğü şartları haiz dinî cemaatler olmadıkları iddia edilerek, hiçbir dinî formasyonu olmayan veli derneklerine ders verdiren formatlar görüldü. Bunlar güvensizlikten ve din konusunda tarafsız olması gereken devletin İslam söz konusu olduğunda ortaya çıkan kontrol güdüsüne teslim olmasından kaynaklanıyor.

Müslümanların Hızlı Bir Şekilde Kurumsallaşması Şart

İslam din dersleriyle alakalı temel tartışmada bir diğer sorun ise Müslüman cemaatin “organizasyonu” meselesi. Genelde Müslüman cemaatin İslam din derslerini verecek bir “dinî cemaat” olarak “organize olamadığı” gibi bir tartışma ile muhatap oluyoruz. Bu tartışmanın haklı olduğu söylenemez.

Almanya’da din-devlet ilişkilerini belirleyen düzenlemeler “dinî cemaat” olarak kiliseyi esas alan bir formatta hazırlanmış durumda. Örneğin Almanya’daki hukuki düzenleme Kilise üyeliği kapsamında üye sistemini tanıyor. Müslümanlarda ise bir cemaate dâhil olmak, caminin faaliyetlerinden istifade edebilmek veya orada ibadet edebilmek için kayıtlı üye ön şartı yok. Devlet, dinî cemaatin kendi üyelerine din dersi verebileceğini ve üyelerinin üzerinde dini bir otoritesi olması gerektiğini düşünüyor. İslam dinî cemaatlerinin, “cemaat” üzerinde elbette bir otoritesi var, hocaların vaaz ve fetvalarına itibar ediliyor. Yani bu şartlar prensipte yerine getiriliyor, fakat ortada Kilise yapılanmasından tamamen farklı bir yapılanma var. Buradaki sorunun bir sebebi, devletin İslami cemaatlere güvensiz bakışının yanı sıra, bir de bu Kilise formatından bakış ve onlarda “Kilise”ye benzer bir yapılandırma arayışından kaynaklanıyor.

Müslümanların bu görece yeni soru ve sorunların üstünden gelebilmesi için hızlı bir şekilde kurumsallaşmaları gerek. Öğretmen eğitimi ve dinî formasyon eğitimi için çalışmaların yapılması, icazet ve yeterlilik belgesi verme konusunda dinî cemaatlerin bağımsız bir hâle gelmesi, teolojik ve pedagojik yeterliliklerin geliştirilmesi dinî cemaatlerin atması gereken adımlar arasında. Fakat bunların yanı sıra devlet müdahalesinin azalması, güvenlik boyutu ve entegrasyon vurgularının din dersinin öncelikli konusu olmaması gibi konularda da ilerlemeye ihtiyaç var. Dinî cemaatler bu toplum içerisindeki ayrılmaz yerini bilen, Müslüman kimliğini sağlam bir şekilde oluşturabilmiş gençleri yetiştirme konusunda bağımsız olduğu zaman, bu format elbette toplumsal barışı koruyan bir format olacaktır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar