Almanya “İstisnasız Tüm Dinler Almanya’nın Parçası”

Almanya’da 2018 yılının ilk aylarına artan cami saldırıları damga vurdu. Ülkedeki İslam karşıtı tutum hakkında Fransiskan İnisiyatifi 1219. Din ve Kültür Derneği Müdürü Dr. Thomas Schimmel ile konuştuk.

1 Temmuz 2018

Bu senenin başından beri Almanya’da 40’tan fazla saldırı gerçekleşti. Müslümanlara ve İslam’a yönelik güncel tutuma ilişkin sizin gözlemleriniz neler?
Benim izlenimlerime göre Alman toplumunda din olarak İslam’a karşı düşmanca bir bakış açısı oluşmuş durumda. Bunun Müslümanlar için olumsuz sonuçları var. Müslümanlara genel olarak şüphe ile bakılıyor ve ciddi bir dışlanmaya maruz kalıyorlar. İslam’a diğer azınlık dinlerine bakıldığı gibi bakılmıyor ki bu bana göre çoğulcu bir toplum için son derece tehlikeli. Artık homojen olmayan bir toplumda birlik olmalı ve sağ popülistlerin ve fanatiklerin bizi bölmesine izin vermemeliyiz.

Berlin’deki bir okulda Yahudi öğrenciye yönelik mobbing olayında protesto edilmesini ve büyük bir öfke dalgasının yaşanmasını doğru buluyorum. Fakat asıl problem, “Müslüman” gençlerin Yahudi gençlere karşı ayrımcı bir tutum sergilemesi değil, azınlıkların dışlanması durumunun tekrar tekrar gündeme gelmesi. Bu durum sadece bir grupta değil, toplumun genelinde görülüyor. Bana kalırsa temel sorunu, yani ayrımcılık ve dışlama sorununu ele almamız gerek.

Siz diğer kişi ve kurumlarla birlikte Müslümanları destekleyen bir proje başlattınız. “Fark Etmeksizin” (Alm. “Ohne Unterschiede”) isimli bu inisiyatifin amacı ne ve bu inisiyatifle neyi hedefliyorsunuz?
Uzun zamandan beri medyada İslam ve Müslümanlar hakkında daima genellemeci ve taraflı haber yapıldığını gözlemliyoruz. Buna basit bir örnek vermek gerekirse; mesela ZDF “Almanya’da kaç Müslüman yaşıyor?” konusuna ilişkin bir haber yaptığında ekranda koyu renk çarşaflar giymiş kadın resimleri gösteriliyor. Almanya’da İslam’ı temsil eden resim bu mu? Bu Almanya’daki Müslümanlar hakkında gerçeği yansıtmayan, fakat bir ön yargıyı besleyen tamamen sübjektif bir tablo. Bu masum bir şey gibi görülebilir fakat ARD kanalında yayınlanan ve ön yargılı insanların söz alarak gerçeği yansıtmayan bir İslam resmi çizdikleri cami haberleri gibi başka örnekler de mevcut. Biz bu ülkenin vatandaşları olarak bu tür genellemeci yaklaşımlarla ve ithamlarla mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu gördüğümüz için buna karşı koymak istiyoruz.

Dinî Azınlıklara Yönelik Her Türlü Ayrımcılık Reddedilmeli

Tam olarak nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
Şu anda çoğunluğu gayrimüslimlerden oluşan on kişilik bir gruptan oluşuyoruz. Geçtiğimiz aylarda bir dernek kurduk. Grupta yer alan üyelerin arasında Berlin’deki Protestan Kaiser-Wilhelm-Gedächtnis Kilisesi’nin papazı, Leadership Berlin – Netzwerk Verantwortung e.V. Genel Müdürü ve Lichtenberg Asliye Mahkemesi Başkanı da var. Bu grup çok farklı dünya görüşlerine sahip hukukçulardan, din adamlarından, pedagoglardan, siyaset bilimcilerden, bilim insanlarından veya devlet memurlarından oluşuyor. Aramızda Hristiyanlar, Sihler, Yahudiler, hümanistler, Yeşiller, CDU’lular veya sosyal demokratlar da var.

Yalnızca kendi yandaşlarının menfaatleri ile ilgilenen bir lobi organizasyonu değiliz. Biz kendimiz için konuşmuyoruz. Bizler birer vatandaş olarak ortada bir problem olduğunu görüyor ve bizi doğrudan etkilemese de bu problemi ortadan kaldırmak istiyoruz. Daha yolun başındayız ve çalışmalarımızı nasıl yürüteceğimizi düşünme aşamasındayız. Derneğimizin, insanların katkı sağlayabileceği, bu adaletsiz muameleye karşı alınabilecek önlemler ve eylemler hakkında düşünebileceği bir platform olmasını istiyoruz. İslamcılık, İslam, Müslümanlar, İslam devleti; tüm bu kavramlar iç içe geçmiş durumda. Biz bu kavramları birbirinden ayırt etmeye çalışıyoruz. Bu münferit akımların ne olduğu ve kavramların ne anlama geldiğinin yakından incelenmesi ve anlaşılmasını istiyoruz.

Yanlış haberlere tepki gösteriyoruz. Mesela Protestan Haber Ajansı veya RBB Berlin’de bulunan bir cami cemiyeti hakkında taraflı ve hatta yanlış bir haber yayınladığında buna müdahale ediyor ve burada bazı şeylerin yanlış yansıtıldığını söyleyerek bunun düzeltilmesini rica ediyoruz. Bunu yaparken ajansların nihayetinde haberi düzeltmesini ve ileriki zamanlarda daha doğru haberler yapmasını sağlayacak kadar ısrarcı oluyoruz. Okuyucu mektupları, internette imza kampanyaları ve yetkililerle gerçekleştirilen görüşmeler ile bu konu üzerinde etkili olmaya ve İslam’ın İslamcılık, İslam Devleti, cihat veya şeriat gibi kelimelerden çok daha fazlası olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz. İslam hakkında yapılan haberlerin de tıpkı Hristiyanlık, Yahudilik veya Hümanizm’de olduğu gibi objektif olmasını istiyoruz. Bu arada amacımızın İslam’ı veya Müslümanları eleştiriden korumak olmadığını belirtmeliyim. Gerekli olduğunda eleştiriler dile getirilmeli ancak, tartışmaların en başından sekteye uğramaması için bu adil ve ölçülü bir şekilde yapılmalı.

Bir açıklamanızda hem Antisemitizmle hem de İslamofobi ile mücadele etmek gerektiğini belirtiyorsunuz. Burada ne gibi farklılıklar ve benzerlikler görüyorsunuz?
Hiçbir fark görmüyorum. Ben dinî azınlıklara yönelik her türlü ayrımcılığın reddedilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki Alman toplumu olarak Musevi inancına sahip kişilere karşı özel bir sorumluluğumuz var. Ama esas itibarıyla Müslüman bir gencin Yahudi bir genç kıza hakaret etmesi veya Hristiyan bir gencin bir Budist’e hakaret etmesi arasında hiçbir fark yok. Ayrımcılığa karşı bir yaptırımın olmamasına müsaade edersek, toplumsal barışımız zarar göreceği için kısa bir süre sonra temel bir sorunla karşı karşıya kalacağımız kesin.

Sizce artan İslam düşmanlığının ve çok sayıdaki İslam karşıtı saldırının sebebi ne?
Bunun ana sebebi her şeyin oldukça karmaşık bir hale gelmesi. Çevremiz, iç politika, dünyanın durumu giderek karmaşık bir hâl alıyor. Sürekli yeni bir şeyler öğrenmek zorundayız. Bizlerden birçoğumuzu aşan, basit açıklamalarla çözüm modellerine başvurmamıza yol açan bir öğrenme performansı bekleniyor.

Suriye ve Irak’taki anlaşmazlıkları duyuyor ancak buralardaki karmaşık bağlantıları anlayamıyoruz. Sadece bu bölgelerde bazı kötü şeyler olduğunu biliyoruz: Mesela Daeş’in şiddet eylemlerini İslam ile meşrulaştırması gibi. Daha sonra biri gelip İslam’ın şiddet eğilimli bir din olduğunu iddia ettiğinde bu kişiye daha kolay kulak veriyoruz. Çünkü bu kişiyi dinlemek, bize sömürgecilik, küresel ekonomik düzen, adalet, büyük ve orta güçlerin çıkarları ile mülteci dalgası arasındaki bağlantıları açıklamaya çalışan birinden daha kolay geliyor. Bütün bunların İslam’la hiç alakası olmadığı ve Müslümanların yüzde 99,9’unun da dünya nüfusunun kalan kısmı ile aynı şeyi, yani barış içinde ve endişesizce yaşamak istediği gerçeğine elimizdeki tabloda bir yer bulamıyoruz.

Peki sizin çözüm öneriniz ne?
İnsanları aydınlatmalıyız. İslam’ın ne olduğunu, esaslarının neler olduğunu, dinler arasında ne gibi ortak noktalar olduğunu açıklamalıyız. Toplumumuzda ortak bir yaşamın sadece insanların farklı inançlarını kabul ettiğimiz ve toplumu beraberce şekillendirebileceğimize inandığımız sürece mümkün olduğunu açıklamalıyız. Bu anlamda yerel cami cemiyetlerine de büyük bir görev düşüyor, zira onların da bunu kendi cemaatlerine aktarması gerek. Müslümanlar da Hristiyanlık veya Budizm hakkında bilgi edinmeli ve komşularının inançları ve düşünceleri hakkında bilgi sahibi olmalı.

Bu anlamda örneğin Leadership Berlin imamların ve hahamların beraberce okulları ve din derslerini ziyaret ettikleri ve öğrencilerle görüştükleri “meet2respect” projesini yürütüyor. Bu projeyle dinler arasında bir düşmanlık olmadığını, yüzyıllar boyunca barış içinde bir arada var olunabileceğini gösteriyorlar. Bu sayede dindar, farklı inançlara sahip kişilerin dayanışma içinde olduğunu ve en önemli şeyin barış içinde beraberce yaşamak olduğu ortaya koyuluyor. Berlin’de, büyük bir bisiklet etkinliğinin zirvesinde hahamlarla imamların dayanışma için tandem bisikletler üzerinde katıldığı “meet2respect Tandem Turu” etkinliği de bu çalışmalar arasında.

Elbette siyasetten de beklentilerimiz var. İçişleri Bakanı Seehofer, AfD Eşbaşkanları Gauland veya Weidel’in ifadeleri gibi olumsuz söylemlerin, tıpkı Merkel ve Schäuble’nin yaptığı gibi derhal reddedilmesini bekliyorum. Siyaset, çoğulcu bir toplum olduğumuzu ve istisnasız tüm dinlerin Almanya’nın bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymalı. Bu ülkede barış içinde beraberce yaşamamız ancak bu gerçeği hepimizin kabul etmesi durumunda mümkün.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar