Dosya: "NSU Terörü" Alman Siyasilerden NSU Davasına Tepkiler: “Soruşturmaya Devam Edilmeli”

5 yıldan fazla bir süreye yayılan NSU davası geçtiğimiz temmuz ayında 438. duruşmada karara bağlandı. Davanın baş sanığı Beate Zschäpe hakkında verilen ömür boyu hapis cezası kamuoyu nezdinde olumlu karşılansa da NSU terör örgütü hakkında karanlıkta kalan pek çok soru hâlâ cevaplandırılmayı bekliyor. Almanya’daki siyasi partiler de NSU terör yapısının araştırılmaya devam edilmesi gerektiği görüşünde.

1 Eylül 2018

Almanya’da 2. Dünya Savaşından sonraki en büyük aşırı sağcı terör faaliyeti olarak tanımlanan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) isimli terör örgütünün 1998-2011 yılları arasında işlediği 10 cinayet, 3 bombalı saldırı ve 15 banka soygunu hakkında Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde Mayıs 2013’te görülmeye başlayan davada karar verildi. Davanın baş sanığı Beate Zschäpe “10 cinayet, terör örgütüne üyelik ve kundaklama” suçlarından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak kurban yakınları, dava sürecini yakından takip eden sivil toplum kuruluşları ve pek çok siyasi; devlet kurumlarında var olan çok sayıdaki NSU destekçisi ile sorumluların ortaya çıkarılmadığı kanaatinde. Yargının NSU yapılanmasını ve polis ile Anayasayı Koruma Daireleri’nin bu yapılanmadaki rolünü tümüyle aydınlatmadığını savunanlar “Üstü Örtülemeyecek” (Alm. “Kein Schlussstrich”) sloganıyla NSU soruşturmasının derinleştirilerek devam etmesi gerektiğini savunuyor.

Hristiyan Demokrat Birliği (CDU): “Devletin Sağ Gözü Kör” İddiası Çürütüldü

Diğer partilere kıyasla NSU davasında karar sonrası daha az eleştirel bir tutum benimseyen Hristiyan Birlik Partilerinden CDU Milletvekili ve CDU/CSU Meclis Grubu İçişleri Komisyonu Başkanı Armin Schuster mahkeme ve Federal Başsavcılığın görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerini belirterek, “devletin sağ gözü kör” iddiasının da bu sayede çürütüldüğünü belirtti. Davanın yanı sıra hukuk devleti tarafından eyalet meclisleri ve Federal Meclis’te oluşturulan 13 araştırma komisyonunun olayın aydınlatılmasında büyük rol oynadığını savunan Schuster, kurumsal ve siyasi alanda geniş kapsamlı sistem hatalarının tespit edildiğini, ancak yapılan çok sayıda sorgulama neticesinde hiçbir devlet memurunun teröre bilinçli bir şekilde destek sağlama veya olayın üzerini örtme çabasıyla hareket etmediğinin ortaya konulduğunu savundu. Bununla birlikte bazı noktaların hâlâ karanlıkta kaldığını belirten Schuster, NSU terör kurbanlarının yakınları tarafından sorulan, neden sevdiklerinin hedef alındığı, kimin onları hedef aldığı ve Böhnhardt ve Mundlos’un olay yeri hakkında sahip oldukları derinlemesine bilginin kaynağının ne olduğuna dair soruların cevapsız kaldığı ve aydınlatılması gerektiğini aktardı. Açıkta kalan bu soruların sadece faillerin ifadeleri ile aydınlığa kavuşturulabileceğini savunan Schuster, cinayetlerin aydınlatılması hususunda hukuk devleti ve sivil toplumun üzerine düşen her şeyi yaptığını öne sürdü.

Ancak Hristiyan Demokratlar arasında daha eleştirel sesler de mevcut. CDU eski milletvekili ve CDU Münster’in Onursal Başkanı Ruprecht Polenz NSU terör hücresinin ardında çok daha büyük bir ağın var olduğunu düşündüğünü ve kendisi için dosyanın kapanmadığını belirtiyor. NSU soruşturma dosyalarının üzerine konulan gizlilik kararını da eleştiren Polenz, bu kararın kuşku uyandırıcı ve spekülasyonlara açık olduğunu vurgulayarak daha fazla şeffaflık talep etti. Soruşturmalar kapsamında NSU’nun Münster’de çeşitli adreslere saldırı hazırlığı içerisinde olduğu ve adres listesinde Polenz’in de adının geçtiği ortaya çıkarılmıştı.

Dosya: "NSU Terörü"

Solingen’den NSU’ya: Neonazilerin Ölümcül Şiddeti ve Anayasayı Koruma Dairesinin Rolü

1 Eylül 2018

Hristiyan Sosyal Birliği (CSU): “Hukuk Devleti Görevini Layıkıyla Tamamladı”

Hristiyan Sosyal Birlik Partili (CSU) İçişleri Bakanı Horst Seehofer NSU davasında kararın açıklanmasının ardından yaptığı açıklamada mahkemenin NSU cinayetlerinin aydınlatılması için 438 duruşma günü boyunca yoğun mesai sarf ettiğini ve verilen kararla yargının görevini tamamladığını belirtti. Federal ve eyalet meclislerinde oluşturulan araştırma komisyonlarının NSU’nun aydınlatılmasında oynadığı role de atıfta bulunan Seehofer, NSU yapısıyla ilgili olarak emniyet güçlerinin muhtemel hata ve ihmallerinin incelendiğini ve hâlâ incelemeye devam edildiğini ifade etti. Alman Federal Meclisi tarafından bu doğrultuda yapılan tavsiyelerin de bir önceki yasama döneminde hükûmet tarafından hayata geçirildiğini aktaran Bakan, mahkemede davası görülen suçların gelecekte de Almanya’daki aşırı sağa yönelik gerekli tüm araçlarla kararlı bir mücadele için bir ders ve görev teşkil etmesi gerektiğini vurguladı.

Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder (CSU) ise mahkemenin NSU davasında verdiği kararı insanların memnuniyetle arkasında durabileceği bir karar olarak niteleyerek övgüyle karşıladı. NSU davasının da böylelikle kapanmış olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Söder, kararın hukuk devletinin görevini yerine getirdiğinin ve sıkı kanunlar çerçevesinde hareket ettiğinin göstergesi olduğunu belirtti. Benzer şeyler planlayan çevrelere bir uyarı niteliği taşıdığını savunduğu karar ile ayrıca dünya kamuoyuna da bu şekilde davrananların Almanya’da sert bir şekilde cezalandırıldıklarını göstermiş olduklarını ifade etti.

Sosyal Demokrat Parti (SPD): “Cinayetlerin Tekrarlanmayacağından Emin Olamayız”

NSU’nun sadece 3 kişiden oluşmadığını ve pek çok destekçisi bulunan iyi organize edilmiş bir Neonazi terör ağı olduğunu savunan SPD İçişleri Sözcüsü Uli Grötsch dava süreci sonrası pek çok sorunun açıkta kaldığını savundu. NSU’nun yeraltından eylemlerini gerçekleştirmeye devam ettiğini ve çıkan kararla bu yapının tamamen açıklığa kavuşturulmadığını savunan Grötsch bu nedenle aynı cinayetlerin tekrarlanmayacağından emin olunamayacağı görüşünde.

SPD Grup Başkan Vekili Eva Högl ise Federal Meclis Araştırma Komisyonlarının talep ettiği üzere emniyet birimleri, Anayasayı Koruma Dairesi ve yargı alanında kapsamlı bir reform sürecinin başlatılması gerektiğini savundu. Aşırı sağın toplum için büyük bir tehdit oluşturduğunun atını çizen Högl, hem kurumsal hem sivil toplum kuruluşları bazında aşırı sağa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirtti.

Yeşiller: “Birçok Sorumlu ve Suçlu Hâlâ Serbest”

NSU davasında kararın açıklanmasının ardından bu bağlamda en açık taleplerden biri Yeşiller Partisi’nden geldi. Yeşiller Partisi Aşırı Sağcılık Karşıtı Stratejiler Bölümü Sözcücü Monika Lazar ve partinin İç Politika Sözcüsü Irene Mihalic’e göre birçok sorumlu ve suçlu hâlâ serbest. Beate Zschäpe ve diğer 4 hükümlünün NSU terör oluşumunun bir parçası olduklarından şüphe duymayan Yeşiller, yargılama sürecinde terör ağının sadece küçük bir parçasının aydınlatıldığını düşünüyor. Savcılığın tüm dikkatini sadece Mundlos, Böhnhardt ve Zschäpe ile bir avuç destekçiye vermekte çok aceleci davrandığını belirten Lazar ve Mihalic, böylece bu üç kişinin çok daha geniş kapsamlı terörist bir yapının sadece ufak bir parçası olduklarına dair oldukça güçlü tezin araştırılmadan bir kenara atıldığını söylüyor. Federal ve eyaletler çapında meseleyi inceleyen araştırma komisyonlarının NSU’nun sadece üç kişiden oluşan izole bir hücre olmadığına dair değerlendirmelerine atıfta bulunan Yeşiller, NSU terörünün aydınlatılmasına muhakkak devam edilmesi gerektiği görüşünde. Ayrıca NSU’nun ortaya çıkmasının üzerinden 6 sene geçmiş olmasına rağmen aşırı sağcı yapılar hakkında güvenlik birimleri ve Anayasayı Koruma Daireleri tarafından henüz ciddi bir inceleme başlatılmamış olması da yine siyasilere göre dikkat çekici. Bugün de hâlâ bağımsız ve tek başına hareket ettikleri düşünülen kişilere odaklanıldığını hatırlatan Yeşiller, bu tutumun Neonazi çevrelerin yüksek şiddet ve tehlike potansiyeli açısından sorumsuzca olduğu uyarısını yapıyor.

Dosya: "NSU Terörü" 1 Eylül 2018

NSU-Gizli Servis Karmaşası: Skandallarla Dolu 11 Yıl

Almanya’da 2000-2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi öldüren aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı terör örgütü NSU’nun son üyesi ve örgütün dört destekçisine karşı açılan dava sonuçlandı. Ancak, 438 duruşma günü süren, 95 yan davacının, 60 avukatın, 600 tanığın katıldığı, 250 dilekçenin verildiği ve Nasyonal Sosyalist yeraltından 1.100 resmin gözler önüne serildiği “yüzyılın davası” hakkında verilen karar terör örgütünün derin bağlantıları gibi pek çok konunun aydınlatılmamış olması nedeniyle hayal kırıklığı yaşattı. Kısa bir ön sonuç değerlendirmesi.

Sol Parti: “Gerçek Bir Aydınlatma İsteği Zaten Mevcut Değildi”

NSU davasında karar sonrası Sol Parti’den de oldukça sert tepkiler geldi. Sol Parti Twitter hesabından yayımlanan mesajda NSU davasında verilen kararla bu yapının aydınlatılmadığı, NSU’nun üç Neonazi’den daha fazlası olduğu, ancak Anayasayı Koruma Dairesi çalışanlarının olayın aydınlatılmasını engellediği görüşüne yer verildi. Sol Parti Eşbaşkanı Bernd Riexinger NSU yapılanmasıyla ilgili olarak devletin ve Anayasayı Koruma Daireleri’nin rolüne dair pek çok sorunun cevapsız bırakıldığına vurgu yaptı. Riexinger delillerin imha edilerek karartıldığını ve başından beri olayı aydınlatmak için gerçek bir iradenin bulunmadığını savundu. Sol Parti Milletvekili ve NSU Araştırma Komisyonu Sol Parti Başkanı Petra Pau da Federal Savcılığa aşırı sağcı NSU terör hücresi ile ilgili yürütülen soruşturmaya devam edilmesi çağrısında bulundu. Başbakan Angela Merkel’in cinayetlerin kayıtsız şartsız aydınlatılacağına dair verdiği sözün yerine getirilmediğini belirten Pau, aşırı sağcı grupların oluşturduğu tehlikenin hâlâ devam ettiğine ve konunun aydınlatılması adına dava süreci dışında yapılacak çok şeyin olduğuna vurgu yaptı.

Hür Demokrat Parti (FDP): “Güvenlik Birimlerinde Kapsamlı Bir Reform Şart”

Karar ve dava sürecine ilişkin FDP’den Federal Meclis Grup Başkan Vekili Stephan Thomae tarafından yapılan değerlendirmede reform çağrısına yer verildi. Thomae NSU davasında verilen kararın kurban yakınlarına Alman hukuk devletinin işlevini yerine getirdiğini gösteren açık bir işaret niteliği taşıdığını savundu. Ancak Anayasayı Koruma Dairesi’nin nasıl böyle büyük bir kurumsal başarısızlık sergileyebildiği hakkındaki soruların cevapsız kaldığı ve gerekli siyasi adımların bugüne dek hâlâ yeterli düzeyde atılmadığı eleştirisinde bulunuldu. Bu anlamda Hür Demokratlar olarak koalisyon hükûmetine bir an önce Alman güvenlik birimlerinin yapısında kapsamlı bir reform tasarısı hazırlaması çağrısı yapıldı. Mevcut hâliyle güvenlikten sorumlu pek çok farklı kurumun olduğunu, yapılacak reformun hedefinin yetki sınırlandırmaları ile güvenlik alanındaki çok başlılığın ortadan kaldırılması olması gerektiği vurgulandı.

Anayasa Koruma Teşkilatı’nın Son Raporunda NSU’nun Adı Geçmiyor

Siyasi partilerin Almanya’nın yakın tarihinin en büyük aşırı sağcı terör yapılanması olan NSU davasında kararla ilgili tepkileri genel hatlarıyla bu şekilde özetlenebilir. NSU cinayetleriyle ilgili detayların ve emniyet ile Anayasayı Koruma Daireleri’nin faillerle muhtemel bağlantılarının ortaya çıkarılmasının ardından Almanya’da başlatılan kurumsal ırkçılık tartışması ise davanın sonuçlanmasının ardından uzun bir süre daha devam edeceğe benziyor. Zira eleştirilerin odağındaki Anayasayı Koruma Daireleri’nin anayasa karşıtı aktiviteleri mercek altına aldığı 2017 yılı raporunda, aşırı sağcı NSU terör örgütü tarafından işlenen cinayetlere tek kelime ile de olsa değinilmemiş olması kurumun NSU vakasında oynadığı role dair iddiaları güçlendiriyor. Raporda aşırı sağcıların Almanya’da her geçen gün daha fazla insanı saflarına çekmeye devam ettiği, bu grupların şiddet yanlısı olduğu ve yoğun olarak silahlanma yoluna gittiği bilgilerine yer verilirken, anayasa karşıtı aşırı sağcı bir grup olan “İmparatorluk Vatandaşları”1 (Alm. “Reichsbürger”) adlı oluşumun üyelerinin 16 bin 500’ü bulduğu ve bunların silah kullanmaya hazır oldukları belirtiliyor. Buna rağmen raporda bunlardan sadece 900’ünün aşırı sağcı olarak sınıflandırılması dikkat çekiyor. Raporu yorumlayan Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maaßen ve Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in de NSU terör örgütünden bahsetmemesi, aşırı sağ çevrelerdeki yüksek silahlanma oranına rağmen yeni terör hücreleri kurulması tehlikesinin hükûmet ve devlet kurumları tarafından ne derece ciddiye alındığı sorusunu akıllara getiriyor.

©Shutterstock.com/Gerald Mayer

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar