Fransa'da İslam “Fransa İslam’ı” Raporunun Mimarı El Karoui: “Müslümanlar Fransa’nın Birer Parçası”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yıl sonunda “Fransa İslam’ı” adlı reform programını açıklaması bekleniyor. Merakla beklenen proje ile ilgili bugüne kadar hazırlanıp Cumhurbaşkanı’na sunulan tek raporun mimarı, Fransız düşünce kuruluşu Montaigne Enstitüsü uzmanı ve Macron’a yakın isim Hakim El Karoui ile raporu ve ülkedeki Müslümanların rapora yönelik tepkilerini konuştuk.

Ferhan Köseoğlu 1 Kasım 2018

Avrupa’nın birçok ülkesinde bir “proje” olarak “Fransız”, “Alman” ya da “Avusturya” İslam’ından bahsediliyor. Bu tarz dışarıdan müdahaleyle bir “kimlik oluşturma” çabası, sizce de sorun teşkil etmez mi?

Zannetmiyorum. Müslüman ülkelerin de kendi İslam’ı mevcut. Mesela Türk İslam’ı, Tunus İslam’ı ya da Cezayir İslam’ından farklı. “Fransa İslam’ı” tarihin akışının gereği. Sonra bu İslam, yukardan baskıyla oluşturulacak bir şey değil. Öncelikle Müslümanlarla konuşmak gerekli. Ancak devlet bu görüşmelerdeki taraflardan biri. Bu noktada, Fransa’da İslam’ın ve diğer inançların nasıl organize olduğuna bakmak gerek. Diğer inançların da devlet ile ilişkileri mevcut. Tabii ki devlet ne yapacaklarına karar vermiyor. Ancak iki taraf arasında ilişkiler mevcut. Burada devlet, dinî grubun ortaya koyduğu değerlerin cumhuriyet değerlerine düşman olmamasını gözetiyor. Bu Müslüman ülkelerde de diğer ülkelerde de bu şekilde.

Cumhurbaşkanı Macron’un “Fransız İslam’ı” isimli bir reform programı açıklaması bekleniyor. Müslümanlara dair reform “dışarıdan”, hele hele laik bir cumhurbaşkanından gelebilir mi sizce? Bu tarz bir reform ne kadar başarılı olur?

Cumhurbaşkanı, Fransa’da İslam’ın organizasyonunu açıklamayacak. O tam olarak bugünkü durumun iyi olmadığını ve değişmesi gerektiğini belirtiyor. Müslümanların, İslam’ın devletle uyumluluğunu geliştirmek için öneriler sunmasını beklediğini vurguluyor ve Müslümanların harekete geçmesini bekliyor. Bu proje, Fransa İslam Konseyi (CFCM) ile görüşülen bir durum, ancak taraflar arasında anlaşmazlıklar var. Bir de biliyorsunuz Fransa’da Galikanizm geleneği bulunuyor. Galikanizm nedir? Fransa Kralı, Vatikan’ın ve diğer ülkelerin Fransa siyasetine müdahalesine müsaade etmemiştir. Fransa’da böyle bir gelenek de var. Daha önce bu Katolikler için geçerliydi. Neden şimdi Müslümanlar için de aynı durum geçerli olmasın? Ben aslında Müslümanlara herkes ile eşit şartlarda yaklaşılmasını öneriyorum. Bu durum bugün geçerli değil. Onun için Müslümanların devletle ilişkilerinde yararına olacak normal bir döneme geçmesi ve devletlerden azade olması lazım. Burada vesayet Fransız devleti değildir. Vesayet üçüncü ülkeler Cezayir, Fas ve Türkiye’dir. Ancak bu söz konusu devletlere karşı da bir durum mevcut değil. Devletlerin bir rolü, kültürel olarak buradaki vatandaşlarıyla bağı var. Ancak faydalı olmak durumundasınız. Mesela eğer imamları eğitmek istiyorlarsa tabii ki bunun ancak Fransa’da gerçekleştirilmesi gerekir. Eğer bununla ilgili kapasiteniz, teknolojiniz varsa neden olmasın? Burada bir yasaklama söz konusu değil. Konu daha çok bunun getireceği fayda ile ilgili.

Türkiye ya da Arap ülkelerinin, Fransa’daki Müslümanlara müdahalesi olumsuz karşılanıyor. Meseleye tersinden bakalım: Fransa da kendi vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bir ülkede, kendi vatandaşlarının dinî ve kültürel kimliğini muhafaza etmesi için bir çaba içerisinde olsa, bu kötü bir şey mi olurdu?

Fransa dinî kimliği korumak için dini kullanmıyor. Düşünsenize Fransa, Cezayir, Fas ya da Türkiye’de, Türk kökenli Fransızları evanjelistleştirmek için papazlar görevlendirse, ayrıca bu papazlar başbakanlığa bağlı bir büro tarafından yönlendirilse ne denirdi? Bu bir sömürgecilik olarak görülürdü. Fransa için bu durum asla söz konusu olamaz. Fransa’nın din ile siyasetin karıştırılmasından duyduğu endişeleri var. Bu yalnızca İslam ile alakalı bir durum da değil. Fransa tarihine de dayanarak din ile devlet işlerini birbirinden ayırıyor, özellikle de bu “din” ülke dışından geliyorsa. Onun için ben Fransa’nın tutumunu tutarlı buluyorum. Fransa yabancı ülkelerin kültürel etkisine müsaade ediyor, mesela Amerikan etkisi gibi. Ancak bu etki, din üzerinden olunca endişeye neden oluyor. Din adı altında politika yapılabiliyor. Tam da bu nedenle yabancı devletlerin bu yöndeki müdahaleleri sorun yaratabiliyor.

Fransa’da Müslümanlar konu olduğunda sadece İslam üzerine odaklanmış bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Peki Fransız devletinin İslam ve Müslümanlara yönelik politikalarıyla ilgili hiçbir öz eleştirisi yok mu?

Fransa devleti, uzun yıllar “Fransa Katolikliği” oluşturmak için çaba gösterdi. Demin de değindiğim gibi buna “Galikanizm” denir. Fransa Protestanlığı için de hakeza. Fransa’daki Yahudiler tarafından organize edilen ve İsrail ile hiçbir alakası olmayan “Fransa Yahudiliği” de mevcut. İslam dininde ise köken ülkelerle bağlar çok sıkı bir şekilde korunuyor. Daha önce Fransız devletine bağlı olan Cezayir örneğinde de olduğu gibi. Fransa’da kesin olan bir şey var, devlet sistemi çok iyi işlemiyor. Sadece dinî olarak düşünmemek lazım. Kuzey Afrika’dan, Türkiye’den ya da Sahra altı Afrika ülkelerinden gelen Fransız vatandaşları entegrasyon sıkıntısı yaşıyor. Ayrımcılığa, yabancı düşmanlığına maruz kalıyor. Bu bir gerçek. Devlet bu yabancı düşmanlığına karşı mücadele etmeli. Bu da projeler arasında yer alıyor. Ancak Müslümanların Fransa’da yaşadığı tüm sorunlardan devlet sorumlu değil. Ayrıca Müslümanlarla Fransızları birbirine zıt olarak görmek stratejik bir hata olur. Ben “İslam bir Fransız dinidir” başlıklı kitabımda bunu vurguluyorum. Fransa’daki Müslümanlar Fransız’dır. Onlar Fransa’nın bir parçasıdır. Fransa’nın çıkarları Müslümanların çıkarıdır, Müslümanların çıkarı da Fransa’nın çıkarıdır. Bu noktada ortak düşünebilmek gerek.

“Fransa İslam’ı” projesi ile tüm Müslümanların kucaklanacağı bir projeden bahsediyorsunuz. Ancak raporunuzda başörtülü kadınların ya da camiye gidenlerin “İslamcı” olarak yaftalandığı yönünde eleştiriler var. Neler söylersiniz?

Biz camiye giden ya da başörtüsü takan Müslümanları “İslamcı” olarak nitelendirmedik. Biz, başörtüsü takmak, camiye gitmek gibi pratiklerin İslamcılar, İslamcı militanlar ve sempatizanları tarafından empoze edilebilen normlar olduğunu söyledik. Bunu sosyal medyaya bakarak da anlayabiliyoruz. İslamcılık Batı’nın liberal demokrasi projesine alternatif olarak üretilen siyasi bir proje. Fransa’da özgürlükler kapsamında yasalara saygılı olmak kaydıyla “İslamcı” olma hakkınız da var. Ancak bu bir projedir. Bu noktada buna karşı oluşacak tepkiye şaşırmamak lazım. Çünkü değerleri olan bir toplumda birilerinin “Bizim projemiz daha iyi” demeleri kabul edilemez. Bu şu anda Fransa’da geçerli ancak yarın Müslüman bir ülkede bir azınlığın çıkıp “Bizim daha farklı bir projemiz var.” demesine toplumun çoğunluğu tepki gösterecektir.

Türkiye’nin, vasat bir İslam anlayışı olduğu biliniyor. Bu yönüyle Türkiye Fransa’ya bir model olamaz mı?

Ben birçok Müslüman ülkesini ziyaret ettim. Hepsi orta yol İslam’ı kendilerinin yaşadığını iddia ediyor. Türk İslam’ında dinî görüşlerin yanı sıra ulusal görüşler de mevcut. 1980’lerden itibaren laikliğin konseptinin değiştirilmesi yönünde çalışmalar var ve bu süreç AKP’nin iktidara gelmesiyle başlamadı. Diğer Müslüman ülkelerde de dinin iktidar gücü tarafından yönlendirilmesi mevcut. Bugün dinin Türkiye’de Diyanet, Avrupa’da da DİTİB gibi organlarla kullanıldığını görüyoruz. Ancak burada dinin dinî duygulardan ziyade politik görüşleri yaymak için kullanıldığını söylemek mümkün. Bence eğer dinden bahsedeceksek sadece dinden bahsetmeliyiz, siyasetten değil. Çok önemli bir siyasi soru var, Avrupalı Türklerin geleceği nedir? Fransa’nın projesi bu soruyu cevaplamaya çalışıyor. Onlar Fransız mı olacaklar? Yoksa her şeyden önce Türk olarak mı kalacaklar? Biz Fransa’da her şeyden önce insanların Fransız olmasını istiyoruz. Fransız ve İngiliz, Fransız ve Korsikalı gibi… Bu bir tartışma konusu. Ancak bu siyasi bir tartışma, dinî bir tartışma değil.

Redaksiyon Notu: Perspektif Avrupa’da Müslümanlarla ilgili gerçekleştirilecek açık bir tartışmayı teşvik eder. Bununla birlikte Perspektif’te yayınlanan metinler ve söyleşilerde dile getirilen görüşler, dergi redaksiyonunun görüşünü yansıtmamaktadır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar