İran İran Protestoları ve Rejimin Devam Eden Baskıları

İran’da hükûmet karşıtı gösterilerin patlak vermesinin üzerinden bir aydan fazla bir süre geçti. Buna rağmen, güvenlik güçleri protestoları bastırmaya çalışırken, rejim insanların temel ihtiyaçlarını ele almaya istekli görünmüyor.

Alessandra Bajec 2 Ocak 2020

Kasım ayının ortalarında, hükûmetin bir gecede yakıt fiyatlarına yaptığı %50’lik zam protestoların kıvılcımı oldu. Zam haberinin ardından onlarca kentte protesto gösterisi düzenlendi. Binlerce İranlı, halkı hazırlamaya yönelik herhangi bir uyarı ya da planlama olmaksızın gerçekleştirilen bu zam hamlesine karşı öfkelerini ifade etmek için sokaklara döküldü.

Tetikleyici Etken Ekonomik Sıkıntılar

Yüksek sübvansiyonlu petrol fiyatını üç katına çıkarma kararı, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından iki gün öncesinde yapılan bir açıklamanın ardından geldi. Ruhani açıklamasında, ülkenin yıllık bütçesinin neredeyse üçte ikisine denk gelen bir açıkla karşı karşıya olduğunu söylemişti. Hükûmet yetkilileri, yakıt fiyatlarındaki artıştan elde edilecek gelirin, ihtiyaç sahibi 18 milyon haneye (yaklaşık 60 milyon İranlı) yeniden dağıtılacağını söyleyerek bu radikal zam hamlesini -nafile bir çabayla- savundu.

Atlantik Konseyi’nde İran uzmanı olan Kıdemli Üye Barbara Slavin protestolarla ilgili olarak, “Gecenin bir yarısı, herhangi bir hazırlık yapılmadan karar verildi. Hükûmet bunu hızlıca yapıp geçiştirmek istedi. Süreç hiç de iyi idare edilmedi; sokaklarda bu kadar güçlü tepki olmasının nedenlerinden biri de bu.” yorumunda bulundu. Slavin, tedbirin daha da derinleşen ekonomik durgunluk karşısında hükûmet tarafından “Bir şeylerin düzeltilmesi gerekiyor.” düşüncesiyle bir zorunluluk olarak ileri sürüldüğünü kaydediyor.

Son yıllarda orta gelirli halk kesimi, Washington yönetiminin dünya güçleriyle olan 2015 nükleer anlaşmasından çekilmesiyle birlikte Trump yönetimi tarafından geri getirilen ağır yaptırımlar, ekonomik zorluklar, yüksek işsizlik, düşük maaşlar ve yaygın enflasyon nedeniyle sıkıntı çekiyor. Nükleer anlaşma tarihinden bu yana İran’ın ulusal para birimi riyal çok değer kaybederken temel gıda maddelerinin fiyatları uçuşa geçti. Iran Front Page haber sitesi muhabiri Reza Khaasteh, Vox’a konuşarak, “Hükûmetin aldığı kararlar, yanlış zamanda yapılan yanlış hamlelerdi. Zira, halk zaten ABD yaptırımları altında eziliyordu ve daha fazla bir ekonomik baskıya dayanamayacak hâldeydi.” dedi.

Benzin fiyatlarındaki ani ve keskin yükselişe öfkeli bir tepki olarak başlayan şey, çok geçmeden hükûmet kanadındaki yolsuzluklar ve kötü yönetimin yanı sıra siyasi durgunluk ve ekonomik yavaşlama ile geniş kapsamlı bir hoşnutsuzluğa dönüştü. Bundaki en önemli tetikleyici faktör temelde, bugün İran halkının gözünde çok az meşruiyeti olan bir İslamcı rejim karşısında temsil sorunu ile bağlantılıdır. Önce sosyo-ekonomik şikâyetlerle başlayan ve zamanla iktidar karşıtı protestolara dönüşen bu gösterilerde çoğunlukla alt ve alt-orta sınıf İranlılar yer alıyor.

Şiddetli Baskının Yeni Boyutları

Mitingler, bazı gösterici gruplar tarafından benzin istasyonlarının ve mağazaların yakılması, bankalara ve devlet dairelerine ciddi hasarlar verilmesinin haricince, büyük ölçüde barışçıl geçti. Birçok hükûmet yetkilisi karışıklıklarla ilgili olarak yabancı güçler adına hareket eden “isyancıları” suçladı.

1979 İslam Devrimi’nden bu yana en yaygın ve ciddi protestolarla karşılaşan İran, muhalefeti susturmak ve haber ve iletişimi kontrol etmek amacıyla hızla yeni bir mücadeleye girişti. Gösterilere hızlı bir şekilde sistematik ve acımasız baskılarla karşılık verildi; zira İran Yönetimi, göstericilerin online platformlar üzerinden organize olmasını, halk ayaklanmasının boyutunu ortaya koyan görüntülerin dış dünyaya ulaşmasını -geçici de olsa- engellemeye çalışarak başlarda neredeyse topyekûn bir internet karartması uygulaması başlatmıştı.

Uluslararası Af Örgütü, sadece birkaç gün içerisindeki can kaybının 300’ün üzerinde olduğunu ve yüzlerce yaralının bulunduğunu açıkladı. Buna göre, hayatlarını kaybeden gösterici sayısı 2017-2018 protestoları ve (Yeşil Hareket olarak da bilinen) 2009 protestolarındaki can kaybı sayısından -bariz bir biçimde- çok daha yüksek. İnsan hakları grupları tarafından doğrulanmış video görüntüleri, İran güvenlik güçlerinin silahsız halka ateş açtığını ve bunun da açıkça öldürme niyetiyle yapıldığını gözler önüne seriyor.

BM İnsan Hakları Bürosu’na göre, içlerinde pek çok gazeteci, insan hakları savunucusu ve öğrencinin bulunduğu en az 7 bin gösterici tutuklandı. Tutukluların birçoğunun gözaltında kayboldukları, kötü muamele ve istismara maruz kaldıkları, bazılarının da işkence altında hayatlarını kaybettikleri bildirildi. Tahran, gösterilerin büyüklüğü ve kapsamı hakkında herhangi bir istatistik yayımlamayı reddetse de aralık ayı başında hükûmet, güvenlik güçlerinin göstericilere ateş açtığını ve onları öldürdüğünü kabul etti. Atlantik Konseyi üyesi Slavin, gösterilerdeki benzeri görülmemiş şiddet oranının, rejim içindeki korkuyla ilişkilendirilebileceğini söyledi: “İran Rejimi halk tabanında kesinlikle istenmiyor. Lübnan ve Irak’ta devam etmekte olan protestolar varken, İran halkı da sokaklara inmeye başladığında, İran liderliği bu gösterileri hızla sonlandırmak için halkı korkutmak istedi.”

Eleştirmenler, rejimin ulusal güvenliğe tehdit olarak gördüğü halk memnuniyetsizliğine dair her türlü tezahüre görülmemiş bir şiddetle yanıt verdiğine işaret ediyorlar. Bir grup İranlı tanınmış sanatçı imzaladıkları bir açık mektupta, “İnsanları vatandaş olarak en temel hakları ve ihtiyaçlarından mahrum etmek için şiddet ve kaba kuvveti daha nereye kadar kullanmayı düşünüyorsunuz?” diye soruyordu. Her ne kadar İran yönetimi sokak öfkesini büyük ölçüde bastırmış olarak rahat bir nefes almış olsa da, Tahran’ın protestoları bastırmadaki “bariz” yeteneklerine güvenerek halkın yolsuzlukların son bulması ve yapısal reformlar konusundaki beklentilerine kulak tıkaması çok ciddi bir hata olur. Uluslararası Kriz Grubu (İng. “International Crisis Group”, ICG) tarafından aralık ayı başında yayınlanan bildiride şu ifadeler yer alıyordu: “Gösteriler -en azından şimdilik- büyük ölçüde bastırıldığından, yönetim kontrolü sağlamadaki becerisiyle övünüyor. Ne var ki büyük siyasi ve ekonomik reformlar gerçekleştirilmezse, bu geçici rahatlama hissi çok kısa ömürlü olabilir.”

ABD-İran Gerilimi

Körfez’de İran ve ABD Arasında Gerilim Tırmanıyor 

30 Temmuz 2019

Washington’un İki Yüzlü Tutumu

Protestolar üzerine ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da dâhil olmak üzere bir grup Amerikalı yetkili, Twitter üzerinden İranlı göstericilerle dayanışma içinde olduklarını yazarak, rejim yetkilileri tarafından uygulanan insan hakları ihlallerinin bildirilmesini teşvik ettiler. Doğrusu, Washington’un mevcut politikaları göz önüne alındığında, bu dayanışma gösterisinin ciddiye alınması oldukça zor.

Trump yönetimi ve pek çok destekçisi için bu gösteriler, Washington’ın İran nükleer anlaşmasından çekildiğinde Trump’ın başlatmış olduğu “maksimum baskı” kampanyasının başarısının teyidi anlamına geliyor. Ancak, oldukça sert yaptırımlardan oluşan bu kampanya, İran’ın yöneticilerinden çok halkına zarar verdi. “İran’ın ekonomik sorunlarından kısmen ABD sorumlu. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı gibi, ABD’nin İran halkının yanında olduğunu söylemek tamamıyla ikiyüzlülük,” diyen Slavin, “ABD sıradan İran halkının hayatlarını önemsemiş olsaydı, bu korkunç yaptırımları zaten uygulamazdı.” yorumunu yaptı.  Slavin, ABD yaptırımları nedeniyle İran rejiminin “daha saldırgan ve provokatif” hâle geldiğinden, Trump’ın yaptırım politikalarının hem ABD içinde hem de bölgede “geri teptiğini” düşünüyor. Slavin, Basra Körfezi’ndeki petrol tankerlerine yapılan saldırılar, bir İngiliz tankerinin ele geçirilmesi, Suudilere ait bir boru hattındaki patlama, Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye ait bir insansız hava aracının vurulması, misil füzelerinin ateşlenmesi, ve Suudilere ait petrol tesislerine olan saldırıları hatırlatarak Washington’un ve müttefiklerinin baskısına yanıt olarak İran’ın kullandığı çok sayıdaki sert güç gösterisine atıfta bulundu.

Gerilimi azaltma ve yaptırımlarda ekonomik rahatlama politikalarını takip etmek yerine ABD, ülke ekonomisini çökerterek ve halkı yoksullaştırarak İran rejimini devirmeye çalışıyor. Bu anlamda, ABD’nin baskıları göstericilerin ifade özgürlüklerini desteklemekten ziyade, İranlıları rejimi devirmeye teşvik etmeye hizmet ediyor; ki bu da şiddetli ve kanlı bir devrime davet çıkarmak anlamına geliyor. Zira İranlı liderler iktidarda kalabilmek için ellerinden gelen her şeyi -daha büyük bir zorbalıkla- yapacaklardır.

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar