Birleşik Krallık İki Terör Saldırısı Cezaevlerindeki Aşırıcılığa Dikkatleri Nasıl Çekti?

İngiltere’de gerçekleştirilen iki ölümcül bıçaklı saldırı sonrası ülkede tüm dikkatler yeniden hapishanelerdeki radikalleşme tehlikesine yönelirken, terörle mücadele yasalarının ve cezalarının sertleştirilmesi çağrıları yükselmeye başladı.

Chris Allen 2 Şubat 2020

İngiliz Hükûmeti, on yıldan uzun bir süredir İslami aşırıcılığı, ülke ve halkına yönelik en büyük terör tehdidi olarak nitelendiriyor. Bu tutum, özellikle hükûmetin terörle mücadele stratejisi CONTEST ve aşırılıkla mücadele stratejisi PREVENT ile daha belirgin bir hâle geldi. PREVENT stratejisi, suç öncesi alana müdahale etmesi ve Britanya Müslümanlarını orantısız bir biçimde hedef tahtasına koyması nedeniyle uzun süre tartışılmıştı.

Ne var ki, son iki terör saldırısı dinî aşırıcılık tehdidinin nerede ortaya çıkabileceğine dair kamusal ve siyasi tartışmaların ilgi odağını değiştirdi. İlki geçen yıl kasım ayında Londra Köprüsü’nde, diğeri bu yıl ocak ayında Cambridge yakınlarındaki bir hapishanede gerçekleşen iki bıçaklı saldırının ardından dikkatler Britanya hapishanelerindeki ağlar üzerine çevrildi. Her ne kadar, cezaevlerindeki rehabilitasyon programlarının kaldırılması, daha sert cezaların getirilmesi, terörizm tanımının genişletilmesi ve daha ileri tecrit uygulamalarına yönelik farklı görüşler öne sürülse de tüm bunların meseleye “çözüm” bulmada ne derece etkili olabileceği kocaman bir soru işareti.

İki Saldırı

Tartışmaların ilgi odağındaki kaymaya neden olan saldırıların ilki, 29 Kasım 2019’da Londra Köprüsü’nde, sahte intihar yeleği giyen Usman Khan’ın ikisi ölümcül olmak üzere beş kişiyi bıçakladığı saldırıydı. Saldırı sırasında polis tarafından vurularak öldürülen Khan’ın, 2012’de Londra Menkul Kıymetler Borsası’na bombalı saldırı planlamak gerekçesiyle hüküm giydikten sonra 2018’de şartlı tahliye ile salınmış olduğu ortaya çıkınca halk büyük tepki gösterdi. Tahliye koşullarının bir parçası olarak Londra’ya girmesi yasak olan Khan’a, daha önceden bir rehabilitasyon programına katıldığı için suçluların rehabilitasyonu konulu bir konferansa katılabilmesi için bir günlük istisnai izin verilmişti.

İkinci saldırı 10 Ocak 2020’de Cambridge yakınlarındaki HMP Whitemoor Hapishanesi’nde gerçekleşti. Aynı şekilde sahte intihar yelekleri giyen Brusthom Ziamani ve basında sadece “bir başka Müslüman mühtedi” olarak anılan ve ismi belirtilmeyen bir başka kişi cezaevi görevlilerine bıçakla saldırarak yaralanmalarına neden olmuştu. Bu saldırı, hapishane içerisinde gerçekleşen ve terör olarak sınıflandırılan ilk saldırı olarak kabul ediliyor. Khan gibi Ziamani de terörden, 2015 yılında bir İngiliz askerini öldürmeyi planlamak suçundan hüküm giymişti. Basında Ziamani’nin cezaevi hücresinde sözde “şeriat mahkemeleri” kurarak, alkol tüketme ya da ramazan orucunu bozmak gibi “suçlara” dayak ve benzeri cezalar uyguladığı iddiaları yer almıştı.

Tecrit, Rehabilitasyon ve Radikalliği Önleme

CONTEST strateji programında İngiliz Hükûmeti, hapishanelerin etkiye açık kişilerin aşırılık yanlısı oldukları bilinen diğer mahkûmlarla doğrudan temas sonucu radikalleşebilecekleri alanlar olduğunu öne sürdü. Buna cevaben hükûmet, cezaevlerindeki sözde İslamcı aşırıcılığı yakından izlemek ve buna karşı koymak amacıyla, merkez koordineli bir stratejinin oluşturulmasıyla neticelenen bir inceleme yaptı. Yeni merkezî strateji, aşırıcı davranışların daha etkin bir şekilde ihbar edilmesi, ilgili davranışların engellenmesi ve cezalandırılması için yaptırımların getirilmesi ve aşırılıkçı oldukları bilinen hükümlülerin diğer mahkûmları da etkileme ihtimalini azaltmak için özel birimlerde tutulmaları gerekliliğine ağırlık veriyor.

O zamandan bu yana County Durham, Yorkshire ve Milton Keynes’te olmak üzere üç tecrit (segregasyon) birimi kuruldu. Şu an dinî aşırıcılık suçlarından hüküm giymiş ve cezalarını çeken 173 suçlunun yaklaşık üçte biri yeni tecrit birimlerinde tutulurken, 50 tanesi Londra’daki HMP Belmarsh Hapishanesi’nde güvenli bir birimde tutuluyor. Ciddi kısıtlamalara tabi tutulan mahkûmların yalnızca çiftler hâlinde dolaşmalarına izin verilirken, diğerleriyle birlikte cuma namazı kılmalarına ise izin verilmiyor.

Cezaevindeki aşırıcı hükümlülere rehabilitasyon ve radikalleşmeyi önleme programlarına katılma fırsatı sunuluyor. Bu programlar içinde en bilineni, mahkûmların bir psikolog ile bir araya gelerek, amaçları, inançları, kimlikleri ve diğer aşırılık yanlıları ve toplumla olan ilişkileri hakkında konuştukları bir program. Böylelikle suçluların aşırıcılığı ve şiddeti gönüllü olarak bırakması umuluyor. Rehabilitasyon ve aşırıcılığı önleme programları hakkında bilgi kısıtlı olmakla birlikte, programların aşırılık yanlılarına birbirleriyle iletişim kurma fırsatı sağladığı görülüyor. Basına yansıdığı üzere, İngiliz Askeri Lee Rigby’yi 2013’te öldürmekten hüküm giymiş saldırganlardan Michael Adebolajo’nun, Khan’ın salıverildiği cezaevindeki bu programlara gönüllü olarak katıldığı biliniyor.

Saldırılar Sonrası Verilen Tepkiler

Hâl böyle iken kimilerinin rehabilitasyon ve radikalliği önleme programlarının tamamıyla kaldırılmasını istemelerine şaşırmamak gerekiyor; zira Khan cezaevinden salıverilmeden önce radikal görüşlerinden vazgeçtiğini defalarca dile getirmişti. Rehabilitasyon ve radikallikten arınma programlarının etkinliği hakkındaki sorulara yanıt olarak, İngiltere’nin ana rehabilitasyon ve radikallikten arınma programının ardındaki psikolog, geçenlerde yaptığı bir açıklamada radikallik yanlılarının tamamıyla “iyileştirilmesinin” garanti edilemeyeceğini belirtti. Siyasi arenada rehabilitasyon ve radikalliği önleme hakkında daha fazla soru ortaya atılacak gibi görünüyor.

Khan’ın erken tahliyesi nedeniyle bazıları radikallikten hüküm giymiş mahkûmların daha sert bir şekilde cezalandırılmasını istiyor. Öyle ki, sıradan insanların haklarının korunması için bunun gerekli olduğunu savunarak, terör suçlarından mahkûm olanların süresiz olarak tutuklanması çağrısında bulunanlar oldu. Onlara göre, insan yaralama ve öldürmeye istekli olanların özgürlüklerini ve güvenliklerini askıya almak için yeterli meşru gerekçe mevcut. AB’den ayrılma gerçekleştiğinde İnsan Hakları Yasası’nın yürürlükten kaldırılıp kaldırmayacağı hakkında karara varılacağına dair Muhafazakâr hükûmetin yaptığı açıklamaya bakılırsa, bu çağrı büyük bir ihtimalle siyasi alanda olumlu karşılık bulacak.

Saldırılar sonrası verilen bir başka tepki ise, terör tanımının genişletilerek, bir dizi yeni suçun da bu tanıma dâhil edilmesi yönünde yapılan çağrılar. Böyle bir hamlenin “düşünce özgürlüğü” üzerindeki etkisiyle ilgili endişeler dile getirilirken, yeni suçların yaratılması, şüphesiz daha fazla insanın hüküm giymesi ve daha çok kişinin hapsedilmesine yol açacak. Ki bu da bizi cezaevlerinin radikalleşme alanları olma potansiyeli meselesine geri götürüyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde, hafif suç işleyenlerin cezaevine konması, bu kişilerin içeride daha fazla radikalleşmesine ve salıverildiklerinde daha büyük bir risk teşkil etmelerine neden olabilir mi?

Son çağrı ise daha fazla sayıdaki aşırılıkçı mahkûmun tecrit birimlerinde tutulmasına yönelik oldu. Bu birimlerin inşa ve bakım masrafları bir yana, söz konusu birimlerin çoğu kişinin iddia ettiği gibi mevcut soruna bir çözüm olmayacağının kanıtı ise Khan’dır. Temas ve etkileşimler üzerindeki kısıtlamalara rağmen, bu tür birimler tutukluların aşırı görüşlerinin çürütülmekten çok perçinlendiği yankı odaları hâline gelebiliyor. En azından herhangi bir rehabilitasyon uygulanmadan sadece temas ve etkileşimin sınırlandırılması bir çözüm gibi görünmüyor.

Karmaşık Bir Sorun

Bu sorun, göründüğünden daha karmaşık bir mesele. Bunun nedeni, iki olayın birbirinden oldukça farklı olmasına rağmen hem kamusal alanda hem de siyasi alanda aynıymış gibi algılanıyor olması. Aslına bakılırsa, Khan ile Ziamani arasındaki tek benzerlik, her ikisinin de terörle ilgili suçlardan mahkûm olmaları. Ancak mahkûmiyetlerinde bile her birinin gözaltı süreçleri farklı idi. Bilindiği kadarıyla Ziamani herhangi bir tecrit biriminde tutulmamış ya da rehabilitasyon ve radikalleşmeyi önleme programlarına katılmamış. Ancak HMP Woodwill Hapishane’sindeki tecrit biriminde tutuklu iken aynı zamanda rehabilitasyon ve radikallikten arınma programlarına katılmış olan Khan için bunların her ikisi de geçerli. Buradan hareketle mevcut durumla alakalı olarak çıkarılabilecek belki de tek sonuç benzer bir olayın tekrarlanmasını önlemek için tek bir çözüm yolunun olmayışıdır.

Chris Allen

Birmingham Üniversitesi Sosyal Çalışmalar Enstitüsü’nde öğretim üyesi olan Dr. Chris Allen İslamofobi ve İslamofobik nefret suçlarının kurbanı olan Müslüman kadınlara dair çalışmalar yapmaktadır. Son kitabı “Contemporary Writings in Islamophobia volume 1: politics, women and social issues” (İslamofobi cilt 1 Çağdaş Yazarlar: siyaset, kadın ve sosyal konular”) kitapçılardan temin edilebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar