Almanya Gençlik Dairesinin İki Çocuğuna El Koyduğu Aile – “Bu Tekil Bir Sorun Değil”

Almanya’da 15 aylık Yakup Cemal ve 5 yaşındaki ağabeyi Kuzey’in mahkeme kararıyla ailesinden alınıp koruyucu aileye verilmesi tepki topluyor. Uzmanlar, Gençlik Dairelerinin çocuğun refahını korumaya çalışırken, aileleri ve çocukları daha fazla travmatize ettiği görüşünde.

admin 17 Haziran 2020

Almanya’da Dormagen şehrinde Altınkaya ailesi dün yaşamlarının en kötü günlerinden birini yaşadı. Ailenin 15 aylık bebeği Yakup Cemal ile 5 yaşındaki Kuzey, mahkeme kararıyla aileden alınıp koruyucu aileye verildi.

İddiaya göre Yakup Cemal, üç hafta önce masadan düştü. Düştüğü gün doktoru arayan aile, çocuğun genel durumunun iyi olması durumunda evde kalabilecekleri yönünde bir yanıt aldı. Ertesi gün tedbir olarak yine de çocuk doktoruna giden aile, röntgen çekilmesi için hastaneye sevk edildi. Röntgende 15 aylık bebekte spiral kırık tespit edilince, aile darp suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. 5 yaşındaki Kuzey’in de bu esnada kontrollerden geçirildiğini belirten aile, dün mahkeme kararıyla çocuklarından koparıldı.

Aileyi yakinen tanıyan, konuyu sosyal medya paylaşımlarıyla kamuoyuna taşıyan Mehmet Kurulay yaptığı açıklamada, “Dormagen’da genç bir aileyi, şiddet şüphesiyle çocuklarından ayırdılar. Aileyi yakından tanıyoruz. Ailenin bırakın çocuklarına şiddet uygulamasını, şiddetle hiçbir alakaları yok. Yakup Cemal, masadan düşüp bir yerini incitmişti. Birkaç haftadır hastanede süren gözetim, ne yazık ki bu kötü kararla sonuçlandı. Şu an hukuki süreç sürüyor. Gençlik Dairelerinde Müslüman ailelere yönelik bu önyargılı yaklaşımın bir moda hâline geldiğini gözlemliyoruz.” dedi.

“Bilirkişi Beyanı Esas Alınıyor”

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde pedagojik danışmanlık ve himaye altına alınan çocuklar hakkında çalışmalar yapan Ayşe Hanım*, Altınkaya ailesi ile ilgili süreçle ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Almanya’da Gençlik Daireleri çocuk refahını merkeze alarak çalışmalar yapmak durumunda. Burada amaç, suistimale uğrayan, sağlığı tehlike altında olan çocukların koruma altına alınması. Örneğin bağımlı ailelerden ya da şizofren ebeveynlerden alınıp, koruyucu ailelere verilen çocuklar var. Bu gibi durumlarda haklı himayelerden söz edebiliyoruz. Fakat bununla birlikte haksız yere ailesinden koparılan birçok çocuk var. Öyle ki ben bile bir anne olarak kendi yavrumu burada yetiştirmek konusunda bazen endişeye kapılıyorum.”

Almanya’da Gençlik Daireleri; anaokullarını, okullardaki rehber öğretmenleri, doktorları ve klinik personellerini bilirkişi olarak görüyorlar. Aile Mahkemeleri bu bilirkişilerin demeçlerini önemsiyor. Bilirkişi raporları karşısında ailenin beyanı ise oldukça güçsüz. Bir Gençlik Dairesine, çocuğun refahının tehdit altında olduğu kanaati iletildiğinde ailenin tersini ispat etmesi zor. Dahası, bu yönde bilirkişi beyanı olduğunda ailenin diğer çocuklarının alınması da söz konusu.

Sorunun tekil bir sorundan daha fazlası olduğunu söyleyen Ayşe Hanım, Gençlik Daireleri tarafından alıkonulan çocukların, farklı kültür ve dinden ailelere verildiğinde daha farklı bir travma yaşadıklarını vurguluyor: “Şiddet görmediği hâlde ailesinden koparılan bir çocuğun yaşadığı travma çok büyük. Aileden ayrılma süreci bir şok. Buna ek olarak, çocuğun farklı dinî hassasiyetlere sahip ailelerde koruma altına alınması ikinci bir yabancılaşma sürecini beraberinde getiriyor.”

Almanya’da bir çocuğun sağlığı ve refahının tehdit altında olduğu bilirkişi raporlarıyla varsayıldığında, Gençlik Daireleri bu varsayımı dikkate almak ve işlem yapmak zorunda. Aile Mahkemeleri, böyle bir bilirkişi varsayımı olduğunda, gece ya da gündüz fark etmeksizin çocuğu ailesinden alıp koruyucu aileye veriyor. Ayşe Hanım’a göre sorunlardan bir tanesi de, ülkede Türkiye kökenli ve Müslüman koruyucu aile sayısındaki azlık: “Çocuğun velayet hakkı aileden alındığında, aile çocuklarının kendi kültür ve dinleriyle uyumlu bir ailede koruma altına alınması talep etme hakkına sahip. Fakat Almanya’da Türkiye kökenli ya da Müslüman koruyucu aile sayısı yetersiz. Dolayısıyla Aile Mahkemeleri, ailenin böyle bir talebi olması durumunda, kapasite yetersizliği nedeniyle bu talebi yerine getiremeyebiliyor. Birçok Türkiye kökenli aile, koruyucu aile olmayı zor ve meşakkatli bir iş olarak görüp, bu yönde adım atmıyor. Gençlik Daireleriyle düzenli görüşmeler yapmak, bürokratik işlemlerle uğraşmak ya da travmatize olmuş çocuklarla ilgilenmek birçok Türkiye kökenli aileye zor geliyor.”

 *İsmi kendi isteği üzerine gizli tutulmuştur.

 

admin

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar