ABD Jacob Blake Ve Amerika’da Yeniden Alevlenen Protestolar

Birbiri ardına ırkçı polis şiddeti vakalarıyla sarsılan ABD’de sular durulmuyor. Son olarak Jacob Blake isimli bir siyahinin, polis tarafından çocuklarının gözü önünde 7 kez vurulması, hâlihazırda protestolarla sarsılan ülkede yeni protestoların fitilini ateşledi.

Zümrüt Sönmez 8 Eylül 2020

Amerika’da polis şiddetinin son kurbanı 29 yaşındaki siyahi vatandaş Jacob Blake oldu. 23 Ağustos’ta Wisconsin eyaletinin Kenosha şehrinde, beyaz bir polis memuru tarafından 7 kez sırtından vurularak yaralanan 6 çocuk babası Blake, hâlâ hastanede yaşam mücadelesi veriyor. Sağlık durumuna ilişkin ailesinin yaptığı son açıklamalara göre belden aşağısı felç olan Blake’in yeniden yürüyebilmesi için bir mucize gerekiyor.

Blake’i bu hale getiren olayın arka planı ise hala tam olarak bilinmiyor. Avukatının açıklamalarına göre, bir aile içi sürtüşmeyi ayırmaya çalışırken olay yerine gelen polislerin hedefi olan siyahi baba, o sırada arabanın arka koltuğunda oturan üç çocuğunun gözleri önünde vuruluyor.

Protestolar Hız Kesmiyor

Bundan yaklaşık üç buçuk ay önce George Floyd’un öldürülmesiyle fitili ateşlenen ve bazı şehirlerde hâlâ yatışmamış olan ırkçılık karşıtı sosyal ayaklanma, Blake’in vurulma anına ait görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından bir kez daha şiddetlendi. Özellikle olayın yaşandığı Kenosha şehrinde üç gün boyunca süren şiddetli gösterilerde, bir çok ev, iş yeri ve araç zarar gördü. Ayrıca yine aynı gösterilerde 17 yaşında bir genç, protestoculara ateş açarak iki kişinin ölümüne sebep oldu.

Benzer sahnelerin yaşandığı bir başka eyelet ise Oregon eyaletine bağlı Portland şehriydi. Portland’da yine polis elinde can veren George Floyd’un ölümünün ardından başlayan protestolar üç ayı aşkın bir süredir aralıksız devam ediyordu. Blake’in yaralandığı olayın ardından şiddetlenen gösterilerde geçen hafta bir Trump destekçisi de hayatını kaybetti.

Her iki şehide de protestocular, polis memurlarının ceza almasından, polis teşkilatının bütçesinin kısıtlanması, adalet sisteminde reform ve kurumsal ırkçılığın sona erdirilmesine kada bir dizi talebi dile getiriyorlar.

“Black Lives Matter” Hareketi

Hatırlanacağı gibi Mayıs ayında Minneapolis’te George Floyd’un Amerikan polisinin sık kullandığı bir yöntemle göz göre göre boğularak öldürülmesi Amerika’da şok etkisi yaratmıştı. Floyd’un ölümünün yankıları Amerika’da zaten yıllardır devam eden ırkçılık karşıtı hareketler için bir dönüm noktası oldu.

George Floyd

ABD'deki Gösterileri Nasıl Okumalı?

31 Mayıs 2020

“Black Lives Matter” yani “Siyahların hayatları önemlidir” sloganıyla gündeme oturan hareket aslında 2013 yılında kurulmuştu. Ancak hareket Amerika gündeminde yoğun bir şekilde 2014 yılında duyulmaya başlandı. O yıl Missouri’de 18 yaşındaki silahsız Michael Brown’ın beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmesi ülke genelinde bugünküne benzer bir ayaklanmayı başlatmış, ancak aylarca süren protestolara rağmen polis memuru hiçbir şekilde ceza almamıştı. Aynı yıl New York’ta Eric Garner isimli bir başka Siyahi, kaçak sigara sattığı gerekçesiyle tutuklanırken şiddete maruz kalarak tıpkı George Floyd gibi polis memuru tarafından boğularak öldürülmüştü.

Bu iki olayın ardından başlayan protesto hareketleri Amerika’da siyahilerin yıllardır sistemik olarak maruz bırakıldığı polis şiddetine yönelik toplumsal duyarlılığı arttırmış oldu. Zaman zaman şiddet eylemlerine sahne olan protesto gösterilerinin odağında ise bu tür olayların büyük bir çoğunluğunda hiçbir şekilde ceza almayan hatta üst düzey yetkililer tarafından korunan polise karşı yaptırım talepleri yer alıyor.

Günde Ortalama 3 Kişi Polis Şiddetine Kurban Gidiyor

İstatistikler polis şiddetinin boyutlarını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Mapping Police Violence adlı internet sitesinin kayıtlarına göre, ülke genelinde tutuklanma ya da göz altı sırasında güvenlik güçlerinin zor kullanması sonucunda sadece geçtiğimiz yıl içinde yaklaşık 1,100 kişi hayatını kaybetti. Bir başka ifadeyle Amerika’da günde ortalama üç kişi polis elinde can veriyor. Aynı internet sitesinin 2013 ile 2019 yılları arasında tespit ettiği toplam sivil ölümleri 7,666. Bu ölümlerin yüzde 99’unda polis memurunun hiçbir şekilde ceza almadığı biliniyor.

Polis tarafından öldürülen sivillerin yüzde 24’ünü ise siyahiler oluşturuyor. Siyahilerin toplam Amerikan nüfusuna oranının yüzde 13 olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu oranın yüksekliği daha iyi anlaşılıyor.

Aynı istatistikler Amerika’da polisin neden olduğu ölümlerde artan bir trendin söz konusu olduğunu da ortaya koyuyor. Örneğin Jacob Blake’in vurulmasından sadece bir kaç gün sonra, bu sefer Los Angeles’ta bir Siyahi daha bisikletiyle trafik suçu işlediği gerekçesiyle polisin verdiği dur emrine uymayınca vurularak öldürüldü.

Yine aynı hafta bu kez New York eyaletinde Mart ayında gerçekleşen ancak yetkililer tarafından ört bas edilen başka bir ölümün ortaya çıkmasıyla bölgede protesto eylemleri başladı. Tutuklanma sırasında kafasına kapüşon geçirilerek nefessiz bırakılan Daniel Prude’un ölümünün gerçek sebebi ancak ailesinin avukatının polis kameralarına yansıyan görüntüleri yayımlamasıyla aydınlatılabildi.

Amerikan Polis Sistemindeki Irkçı Gelenek

Amerika’da polis şiddetinin nedenlerine gelince, uzmanlara göre bunlardan en önemlisi ülkede sivillerin kolayca silah sahibi olabilmeleri. Karşısındakinin silahlı olabileceğini düşünerek hareket eden polis de kolayca silaha başvuruyor. Ancak Afrika kökenliler ve diğer beyaz olmayan ırklara mensup olanların polis şiddetine daha sıklıkla maruz kaldığını vurgulayan aktivistler ve uzmanlar, Amerikan polis sisteminin tarihsel olarak ırkçı temeller üzerine kurulmuş olduğuna dikkat çekiyorlar.

Özellikle köleliğin yaygın olduğu güney eyaletlerde 18’inci yüzyılın başlarında kurulmaya başlanan, çoğunluğu beyaz gönüllü birliklerden oluşan ve köleleri kontrol etmek için kurulan devriyeler, polis gücünün ilk örnekleri olarak görülüyor. 19’uncu yüzyılda şekillenmeye başlayan ve bugünkü halini alan modern polis teşkilatı aynı geleneğin bir devamı olarak ağırlıkla beyazlardan oluşturuluyor.

Geleneğin etkisi sadece polis memurlarının ten renginde değil, görev tanımında da etkili oluyor. Toplumsal düzen için tehlikeli görülen grupları çoğunlukla yerliler, Afrika kökenliler, göçmenler ve yoksullar oluşturuyor. Bu düşük sosyo-ekonomik düzeydeki grupların kontrolünün sağlanması ise, yine aynı dönemde polisin görevinin odağında yer alıyor. Polis kültürünün bu tarihsel kodlar üzerinde gelişip bugüne kadar geldiğini vurgulayan uzmanlar, köklü ve sistemsel bir reformun gerekliliğine dikkat çekiyorlar.

ANATOMİ SERİSİ

Irkçılık Nedir?

30 Mayıs 2020

Kökleri bu kadar gerilere dayanan ve her yıl yüzlerce insanın ölümüne neden olan polis şiddetinin son zamanlarda daha önce hiç olmadığı kadar görünür olmasının nedeni ise özellikle sosyal medya ve internetin yardımıyla mağdurların daha kolay seslerini duyurabiliyor olması. Görüntülerin yarattığı öfke ile 2014 yılından beri gelişmekte olan polis şiddeti karşıtı protesto kültürünün motive ettiği kitleler, reform taleplerinde daha önce hiç olmadıkları kadar kararlı görünüyorlar.

Irçılık Karşıtı Protestolar Gölgesinde Başkanlık Seçimleri

Sadece son iki hafta içerisinde üç farklı olayın bir çok şehirde şiddetli gösterilere yol açtığı Amerika’da, polis şiddeti ve sistematik ırkçılık, seçim yarışının kızıştığı siyaset gündeminin de merkezine oturmuş durumda. O kadar ki Cumhuriyetçi aday Donald Trump ve Demokrat rakibi Joe Biden geçen hafta iki gün arayla Jacob Blake’in yaralandığı Kenosha şehrini ziyaret ederek seçmenlerine buradan seslendiler.

Diğer yandan geçen hafta Portland’daki gösterilerde bir Trump destekçisinin öldürülmesi, protestoların ırkçılık ya da polis karşıtlığının ötesinde daha politik bir boyut kazanmaya başladığının da habercisi oldu. Bu hareketlilik seçimlere kadar böyle devam ederse, Amerika başkanlık seçimlerine şiddetli protestoların gölgesinde, yani önceki seçimlerden oldukça farklı bir iklimde girebilir. Bunun hem seçim yarışını hem de sonuçları nasıl etkileyeceğini ise hep birlikte göreceğiz.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar