Almanya Türkiye İle Almanya Arasındaki “İş Gücü Anlaşması”nın 59. Yıldönümü

Anadolu'dan Almanya'ya 1961’den itibaren "misafir işçi" olarak gelen ardından "yabancı", daha sonra "göçmen kökenli insanlar" olarak nitelendirilen Almanyalı Türkler, hem Türkiye’nin ekonomisine hem de Almanya’nın kalkınmasına ve refahına önemli katkı sağladı.

ehisim 30 Ekim 2020

Almanya, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra iş gücü açığını kapatmak amacıyla 1955’te İtalya, 1960’da Yunanistan ve İspanya ile anlaşmalar yaparak buralardan ülkeye işçi getirdi. Almanya, Türkiye ile de 30 Ekim 1961’de İş gücü Anlaşması imzalayarak Türkiye’den resmi olarak Almanya’ya iş gücü göçü başladı.

Türk işçiler 1973’ten sonra aile birleşimi yoluyla eşlerini ve çocuklarını yanlarına aldı. Almanya’da bugün 3 milyon civarında Türk kökenli yaşıyor. Bunların önemli bölümünün ise Alman vatandaşlığı bulunuyor. 1961’den itibaren ülkeye “misafir işçi” olarak gelen ardından “yabancı” (Auslaender), daha sonra “göçmen kökenli insanlar” (Menschen mit Migrationshintergrund) olarak nitelendirilen Almanyalı Türkler, hem Türkiye’nin ekonomisine hem de Almanya’nın kalkınmasına ve refahına önemli katkı sağladı.

“Bir ev parası kazanarak Türkiye’ye geri dönme” planlarıyla Almanya’ya gelen Türklerin çocukları bugün ülkede siyaset, spor ve bilim gibi birçok alanda önemli yerlere geldi. Alanlarında önemli şirketler de kuran Türk iş insanları Alman ekonomisine katkının yanında çok sayıda kişiye de istihdam imkanı sunuyor.

En Büyük Sorunlardan Biri Lisan Bilmemek

Almanya’ya “İş Gücü Anlaşması” kapsamında göç edenler daha çok lisan sorunu yaşadı. 1965’te Almanya’ya gelen Ayten Onyıl da Almanya’ya geldiğinde en büyük sorunun Almanca bilmemesi olduğunu söyledi. Ancak bir iki ay içinde temel seviyede Almanca öğrendiğini belirten 83 yaşındaki Onyıl, çalıştığı şirkette Türk yemeği çıkması için yönetime başvurduklarını anlattı. Onyıl, “Beni el üstünde tutuyorlardı. ‘Türk yemeği lazım, Alman yemeği yiyemiyoruz.’ dedik. İki kantinimiz vardı. Bir kantini bize ayırdılar. Bu sefer Almanlar da bizden fazla Türk yemeği yemeye başlayınca biz yemeksiz kaldık.” dedi.

Almanya’ya çalışmak için gelen herkes gibi kendisinin de burada çok fazla kalmayı planlamadığını söyleyen Onyıl, “Hepimiz ‘Başımızı sokacak bir ev alalım gidelim.’ diyorduk. Hele ben geldiğimde telgraf çektim, ‘Burada durmayacağım.’ diye. Üstünden 55 yıl geçti. Memnundum işimden, alıştım zamanla. Çocuklarım da burada doğunca seneler gelip geçti. Şimdi (Almanya) ikinci vatanım oldu.” diye konuştu.

Onyıl, Berlin’e ilk geldiği dönemde sokakta Türkçe konuşanları gördüğünde sevindiğini belirterek, “(O dönem) Daha az Türk vardı. Zaten Türkçe konuştuklarında şaşırıyorduk. Dönüyorduk arkamıza bakıyorduk, ‘Türk geliyor.’ diyerek. Çok seviniyorduk. Parmakla sayılabilecek kadar azdık.” ifadesini kullandı. Alışverişte de her şeyi bulamadıklarını anlatan Onyıl, “Dolmalık biberi bile bulamıyorduk.” şeklinde konuştu.

Ana Dil Türkçe’nin Önemi 

Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaleti Uyum Meclisleri Birliği (LAGA) Başkanı Tayfun Keltek, Almanya’da Türkçenin konuşulmasının önemine işaret ederek, şunları söyledi: “Ana dil Türkçemiz bizim kişiliğimizin, var oluşumuzun ve belleğimizin en önemli unsurlarının başında geliyor. Bizim burada ana dilimize sahip çıkmamız, kendi belleğimize sahip çıkmamız demek. Bunu, gayet doğal bir istek olarak dile getirip Alman toplumuna anlatmanın zahmetine girmedik. Ana dil başarıya engelmiş gibi tüm olanaklara rağmen maalesef bu konuda bir gerileme oldu. Özellikle doğal iki dillilik büyük bir zenginlik. Bu Almanlar tarafından tam olarak fark edilmediği gibi bizler de iki dilli yetişmenin öneminin tam olarak farkında değiliz.”

Gerek Türkçenin gerekse Türk kültürünün Alman toplumu tarafından yeterince dikkate alınmadığını hatta engellendiğini bunun da Almanya’daki Türk toplumunda “istenmiyoruz” duygusu oluşturduğunu savunan Keltek, “Burada müthiş bir ırkçılık var, istenmemezlik var, bunlara katılıyorum. ” değerlendirmesinde bulundu. LAGA Başkanı Keltek, “Ben şöyle diyorum Almanlara: Siz bir tanesiniz, bir diliniz, bir kültürünüz var, biz iki taneyiz, daha zenginiz. Bir defa bu zenginliğimizi vatandaşlarımızın kanıksaması, kendi çocuklarına anlatması lazım.” ifadelerini kullandı. (AA, P)

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar