Fransa'da İslam Fransa’nın “Ayrılıkçılık” Takıntısı ve İhlal Edilen Dinî Tarafsızlık

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Ekim'de gerçekleştirdiği konuşmada İslam hakkında sarf ettiği sözler ve ardından atılan adımlar çok tartışılıyor. Müslümanların ve İslam’ın yeniden gündemin en sıcak konusu hâline geldiği Fransa’da neler oluyor?

Hassına Mechaï 12 Kasım 2020

Cumhurbaşkanı Macron’un Fransa’nın I’lle de France bölgesine yakın, sosyal açıdan oldukça hassas bir banliyö olan Les Mureaux’ta yaptığı konuşmada kullandığı ton oldukça sertti. Macron, “Mücadele etmemiz gereken şey, paralel bir düzen oluşturmayı ve Cumhuriyet’i reddetmeyi amaçlayan İslamcı ayrılıkçılık.” ifadelerini kullanmıştı. Bu ifade için belki de konuşmanın anahtar cümlesidir denebilir.

Macron’un bu açıklamalarından bir gün sonra 3 Ekim’de on beş polis memuru Paris’in 11. bölgesinde bulunan Omar Camii’ne denetleme gerekçesiyle çocukların Arapça dersi gördükleri esnada bir operasyon düzenledi. Baskınla ilgili Paris Valiliği, caminin sadece yangın uyarı sisteminde bir eksiklik bulunduğunun anlaşıldığı açıklandı.

Devlet Desteği İçin Laiklik Tüzüğü İmzalama Zorunluluğu

Yorumculara göre Macron’un konuşması başkanlık sürecinde laiklik üzerine yaptığı önemli bir konuşmaydı. Macron, Fransa’da Cumhuriyet yasalarına aykırı gelen, farklı değerlerle paralel bir düzen oluşturan ve toplumun başka bir şekilde düzenlenmesi için metodik bir örgütlenme isteği gösteren bir radikal İslamcılığın varlığından bahsetti. Sonuç olarak da İslam’ın bugün dünyanın her yerinde kriz yaşayan bir din olduğunu öne sürdü.

Bu açıklamalardan sonra Macron birkaç önlem alınacağını açıkladı. Buna göre devletten maddi destek talep eden herhangi bir dernek için laiklik tüzüğü imzalama zorunluluğu, özel dinî okulların denetimlerinin sertleştirilmesi ve evde eğitime katı sınırlama uygulamaları getirildi.

Macron, “Cumhuriyet ile barış içinde olabilen bir İslam” inşa etmek için Fransa’daki İslam’ın dış etkilerden kurtarılmasının gerekli olduğunu belirterek, bu doğrultuda Türkiye, Fas ve Cezayir’den gönderilen yaklaşık 300 imamın gelmesini sağlayan geçici imam sistemine dört yıl içinde son verme kararı aldı. Cumhurbaşkanı, Fransa’nın bu eksikliği telafi edebilmesi için Fransa’daki kamu otoritelerinin ana muhatabı olan Fransa İslam Konseyi (CFCM) ile anlaştığını belirtti. Bu kurumdan en geç 6 ay içinde ülkede imamlık eğitiminin sertifikalandırma çalışmalarını tamamlaması isteniyor.

İzlenen politika çerçevesinde aralık ayı için İçişleri Bakanı ve aynı zamanda Din İşleri Bakanı olan Gérald Darmanin tarafından sunulacak bir yasa tasarısı bekleniyor. Tasarının artık “ayrılıkçılık” terimini içermediği, ancak “Laikliği ve Cumhuriyetçi İlkeleri Pekiştiren Yasa Tasarısı” başlığını taşıyacağı belirtildi. Tasarıya göre devletten maddi destek talep eden herhangi bir dernek, Cumhuriyet değerlerine ve toplumsal yaşamın asgari gereklerine saygı göstereceğini taahhüt eden bir sözleşme imzalamak zorunda kalacak. Şaşırtıcı bir şekilde, konunun çok az insanı ilgilendirmesine rağmen tasarı aynı zamanda bekâret belgesi hazırlayan sağlık personelinin de cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca çok eşlilik durumunda herhangi bir oturma izni verilmesinin engellenmesi de sağlanacak. Son olarak yasa tasarısı, sağlık sebepleri dışında üç yaşın üzerindeki çocukların evde eğitim almasını da yasaklamayı planlıyor.

“Ayrılıkçılık” Kavramının Kaynağı

Fransız siyaset ve medya ortamında zamanla cemaatçilik (Fr. “communautarisme”) kelimesinin yerini “ayrılıkçılık” (Fr. “séparatisme”) kelimesi aldı. Bu ifadeyi ilk olarak geçen şubat ayında Macron kullanmıştı. Bir basın toplantısında İslamcı ayrılıkçılıktan bahsetti ve hükûmetin Cumhuriyet’ten ayrılmayı amaçlayan siyasi bir proje olarak gördüğü şeye karşı verdiği mücadeleyle ilgili dört mücadele hattı ortaya koydu. Bu dört hat, özellikle okullarda ve ibadethanelerde yabancı etkilere karşı verilen mücadele, Fransa’da laikliğe saygı çerçevesinde daha iyi bir İslam dininin yapısal organizasyonu, İslamcı ayrılıkçılık ve yarattığı cemaatçi ayrışmanın tüm tezahürlerine karşı mücadele ve nihayet Cumhuriyet’in ihmal ettiği sosyo-ekonomik ve eğitim alanlarına yoğunlaşmak olarak özetlendi.

Macron, Fransa’da “gerçek bir İslam” yaratmayı ve organize etmeyi başaracak kişi olmak istiyor. Macron 2018’de İslam dinini yapılandırma arzusunu dile getirmiş ve “Fransız İslam’ı”nın reform projesinin ilk adımlarını açıklamıştı. O zamanki sözlerine göre devlet Müslümanlara yeni temsil makamları oluşturmak için çalışıyordu. Diğer yandan da Macron devletin ibadet yerlerinin finansmanı için bir çerçeve geliştirdiğini, bağış toplama ve imamlar için bir eğitim programı oluşturmak adına çabaladığını belirtmişti. Amaç yine aynı şekilde yabancı ülkelerin Fransa’daki Müslümanlar üzerindeki etkisini azaltmaktı.

Macron’un “Ayrılıkçılık” Açıklamalarına Tepkiler

2 Ekim’den sonra bazı Fransız Müslümanlarının öfkesi veya anlaşılmadıklarına dair hisleri yoğunlaştı. Bazı kuruluşlar, Fransa Cumhurbaşkanı’nın İslam’ın organize olamayışı ile radikal İslamcı ayrılıkçılık arasında çizdiği paralellikten ötürü endişelerini dile getirdi.

100’den fazla Fransız cami başkanı Müslüman karşıtı siyasi konuşmaları kınamak için birlik oldu. Müslüman dernekleri, Macron’un ifadelerindeki birkaç noktayı ele aldı. Bunlardan biri, hükûmetin camilerden “kendi” imamlarını finanse etmelerini istemesi. Bunu karşılayamayacak birçok cami için bu açıkça imkânsız. Bir diğer konu ise Cumhurbaşkanı’nın Fransa’daki imamların yurtdışı eğitim sistemine son vermek istemesi. Cami yetkilileri bu konuyla alakalı şu anda Paris Camii kayıtlarında sadece 120 eğitimli imamın bulunduğuna dikkat çekiyor.

Fransız İslam Konseyi (CFCM) Başkanı Muhammed Moussaoui, İslam adına şiddete karşı mücadelenin bir öncelik olduğunu teyit ederken, Cumhurbaşkanı Macron’un kullandığı terminolojiden üzüntü duyduğunu belirtiyor: “Fransa’daki Müslümanlar diğer vatandaşlar gibidir. Cumhuriyet’i ve onun değerlerini savunmak istiyorlar. Her vatandaş gibi saygı görmeleri gerekir. Elbette ki bir olguyu kelimelerle ifade etmek gerek. Ancak İslam’la terör arasına gerekli mesafeyi ‘İslamî olduğunu iddia eden aşırılık yanlıları’ dediğimizde koymuş oluruz.’”

İnsan Hakları Ligi (Fr. “Ligue des droits de l’homme” – LDH) de söz konusu yasaya karşı tepki gösterdi. LDH, devletin herkes için vicdan özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü sağlayan 1905 tarihli kilise ile devlet yönetiminin ayrılması yasasına aykırı davranma riskiyle karşı karşıya olunduğunu belirtti. Diğer yandan devletin daha çok sosyal ve malî adaletsizliklerle, istihdama ve eğitime erişimle uğraşması gerektiğini ifade etti. Dahası, LDH hükûmetin şehirleri ve banliyöleri çirkinleştiren gettolara çözüm araması ve ırkçılıkla savaşması gerektiğini vurguladı.

“Devlet Kundakçı Bir İtfaiyeci Gibi Davranıyor”

Bir grup akademisyen ise yazdıkları bir makalede, neo-kolonyal bir proje olarak gördükleri bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundu: “Cumhuriyet temsilcileri, tansiyonu yükseltme pahasına aşırı sağ seçmenlerin peşinden koşma derdinde. Oysa Fransa Müslümanlarının büyük çoğunluğu, yetkililerin Müslümanlarla bu olayı birbirine karıştırmasını istemiyor. Peki ya bu sözde ayrılıkçılık, yalnızca mevcut krizin göz önüne serdiği toplumun çeşitli kesimleri arasında artan dışlanmanın bir tezahürüyse? Devletin üst kademesindeki sınıf, bu konudaki beceriksizliğinin, hatta ihmalinin zararlı etkilerini maskeleyerek, özellikle gettolaşanların kızgınlığını siyasi sorunların kökeni olarak göstererek gizlemiyor mu? Devlet burada kundakçı bir itfaiyeci gibi davranıyor olmasın?”

Gerçekten de Macron’un işaret ettiği ayrılıkçılık, eski Başbakan Manuel Valls’ın bahsettiği, Fransız toplumunun farklı kesimleri arasında var olan bir sınıf düşüşü, bir “sosyal apartheid” biçimidir. Pandeminin en ağır bedelini Fransa’da salgın krizi esnasında daha da yoksullaşan işçi sınıfı ve karma mahalleler ödedi.

Uluslararası alanda ise Sünni İslam kurumu El Ezher, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un İslam’a karşı suçlamalarını kınadı ve “İslamcı ayrılıkçılık” üzerine konuşmasını ırkçı olarak nitelendirdi. Ezher, “Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un İslam’a karşı asılsız suçlamalarda bulunduğu açıklamaları şiddetle reddediyoruz.” dedi. Ardından da Macron’u dinlerin davet ettiği değerler ile bu dinlerin metinlerinin bazı [aşırılık yanlıları] tarafından zararlı hedeflerine ulaşmak için istismar edilmesini birbirine karıştırmakla eleştirdi.

Dinî Tarafsızlık İlkesinin Kapsama Alanı Genişletiliyor Mu?

Yasa tasarısı, özellikle kanun tasarılarının laiklikle bağdaşıp bağdaşmaması konusunda da aynı derecede soru işaretleri oluşturuyor. Birincisi, yasa tasarısı özellikle İslam dinine mensup halka yönelik görünüyor. İçişleri Bakanı Gérald Darmanin, yasanın temelinde yatan fikrin radikal İslam’la mücadele etmek olduğunu belirtmişti. Bu yasa tasarısı, Fransız devleti tarafından organize edilmeyen ve Fransız topraklarında bulunan diğer dinî ve felsefî akımlara eşit muamele gösterilmemesine ve ayrımcılığa katkı sağlıyor.

Devlet iletişimi nezdinde bir kargaşanın göstergesi olarak, Gérald Darmanin bu metnin tüm mezhep hareketlerine karşı tüm dinlere hitap ettiğini ve aynı zamanda siyasi ve dinî tarafsızlığı dayattığını belirtmişti. Ancak yine burada, hükûmet bildirisine göre Darmanin laiklik konusunda Katoliklerin endişe edecek hiçbir şeyi olmadığını açıkladı. Bu şekilde Katoliklere güvence vermesi, bu yasanın bilhassa İslam dinine mensup vatandaşları ilgilendirdiğini gösteriyor.

Hakkında daha fazla açıklama yapılmayan söz konusu yasa tasarısına bakıldığında, dinî tarafsızlığın alanının genişletilmeye çalışıldığı görülüyor. Güven vermek isteyen Darmanin, Fransa’da laikliğin temeli olan 1905 yasasının vicdan özgürlüğünü ve devletin tarafsızlığını garanti eden ilk iki maddesinin değiştirilmeyeceğini vurguladı. 1905’te devlet ile büyük bir güce sahip olan Katolik Kilisesi arasındaki mücadele bağlamında kabul edilen bu yasa, aslında devlet ve kamu hizmetleri sektöründe çalışan memurları ilgilendiriyor. Ancak yeni yasa tasarısı ile tarafsızlık yükümlülükleri kamuya bağlı olmakla birlikte bağımsız olan (parapublic) yapıları ve kamu görevi yapan özel sektörü de kapsayacak şekilde genişletilmek isteniyor. Bu yapılar özel şahıslar tarafından yönetilse bile yasa kapsamında olmaları hedefleniyor.

Böylece siyasi bir düşünce alanı olarak görülen kamusal alanın dinî tarafsızlığı arkada bırakılacak. Bunun yerine ortak bir alan olarak görülen (ve özel alanlar dışındaki her yeri kapsayan) kamusal alanı da içeren bir tarafsızlığa geçiş söz konusu olacak.

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar