Birleşik Krallık İngiltere’de Hoşgörünün “Nihai Sınırında” Müslümanlar ve İslam

İngiltere'de yayımlanan bir araştırmaya göre halkın büyük çoğunluğu farklılıklara hoşgörü ile yaklaşırken, söz konusu Müslümanlar ve İslam olunca önyargılar ağır basıyor. Müslüman karşıtı tutum ve algının gelişmesinde ise Müslümanların medyadaki temsili önemli rol oynuyor.

Chris Allen 4 Aralık 2020

Bir dönem Muhafazakâr Parti’nin eşbaşkanlık görevini yürüten Barones Sayeeda Warsi’nin İslamofobi’nin “yemek masası testini” geçtiğini söylemesinin üzerinden neredeyse on yıl geçti. Ona göre çoğu İngiliz vatandaşı, başka bir azınlık grubu ya da dini hakkında söylendiğinde kabul edilemez olan şeylerin Müslümanlar ve İslam dini hakkında sarf edilmesinden memnun durumdaydı. Kendisinin o zamanlar vardığı sonuç Müslümanlara ve Müslüman topluluklara karşı hoşgörüsüz ve önyargılı yaklaşımın sosyal bir kabul edilirliğe ulaştığı ve bunun bir an önce ele alınması gerektiğiydi.

Aradan geçen on yıl sonra sunulan iki rapor işlerin daha da kötüleştiğini ortaya koyuyor. Woolf Enstitüsü’nün hazırladığı ilk rapor İngiliz halkının çoğunluğunun farklılıklara hoşgörüyle yaklaştığını ama dine ve dinî azınlıklara, özellikle de İslam’a ve Müslümanlara karşı hoşgörülü olan kişi sayısının az olduğunu gösterdi. Bağımsız Basın Standartları Organizasyonu’nun (IPSO) hazırladığı ikinci rapor ise gazetelerin Müslümanlar ve İslam hakkındaki haberlerine odaklandı. IPSO’nun raporunda yanlış haberciliğin toplumsal tavırlar üzerindeki zararlı etkisi ifade edilse de, sonuç olarak gazetelerin “bireylerin hakları ihlal edilmediği sürece editörlerin [Müslümanlar ve İslam hakkında] uygun gördükleri haberleri yayımlama noktasında özgür oldukları” belirtildi.

Müslümanlarla Karma Evlilik İster Misiniz?

Woolf Enstitüsü’nün “Nasıl Geçiniyoruz” başlıklı raporu İngiltere’de farklılıklara karşı tavırlarla ilgili iki yıllık bir çalışmanın ürünü. 11 bin 700 yetişkinin görüşlerinin alındığı raporda, çoğu insanın farklı etnik ve ulusal kökenlerden gelen gruplara ve topluluklara son derece hoşgörülü olduğu, ama durumun dinle ilişkili olarak hiç de böyle olmadığı görüldü. Raporda çoğu insanın hoşgörüsünün “nihai sınırı” olan din hususunun, önyargılı ve ayrımcı tavırların temel saiki olduğu ortaya koyuluyor. Daha net bir ifadeyle, insanlar için “kırmızı çizgi” olan şey dinden ziyade, Müslümanlar ve İslam’ın kendisi.

Raporun insanların farklılıklara olan hoşgörüsünü test etme yollarından birisi karma evlilik konusuydu. Araştırmada elde edilen bulgulara göre İngiliz halkı –farklı etnik ve ulusal kimliklerden olan- yabancılarla evlilik konusuna olumlu yaklaşıyordu ama bir “Müslümanla” evlenmek en olumsuz yanıt verilen seçenekti. Siyah ya da Asyalı olmayan katılımcıların yaklaşık yüzde 75’i yakın bir akrabalarının siyahi ya da Asyalı biriyle evlenmesinin kendilerini rahatsız etmeyeceğini belirtti. Ancak, söz konusu kişinin bir Müslüman olması hâlinde bundan rahatsızlık duymayacaklarını ifade edenlerin oranı yüzde 43 olarak belirlendi. Bu olumsuz yaklaşımın kadınlardan çok erkeklerde, 75 yaş üstü kişilerde ve düşük eğitim seviyesine sahip kimselerde daha kuvvetli olduğu görüldü. İlginç bir şekilde bu tutum Hindu, Sih, Yahudi ve Budist toplulukların yanı sıra herhangi bir dine inanmayanlar arasında da geçerli.

IPSO’nun Değerlendirmeleri Ne Kadar Nesnel?

IPSO’nun, pek de yaratıcı olmayan “Müslümanlar ve İslam Hakkında Habercilik” başlıklı raporu, İngiliz basınının –ve daha genel olarak medyasının- Müslümanlar ve İslam hakkında nasıl haber yaptığı ve bu haberleri nasıl yorumladığı üzerine oluşan kaygılara cevaben gerçekleştirildi.

Öte yandan bu çeşit kaygılar hiç de yeni değil. 2006 yılında yaptığım araştırma İngiltere’deki ulusal gazetelerde Müslümanlar ve İslam hakkında yapılan haberlerin bir önceki on yıla oranla yüzde 270 artış gösterdiğini ortaya koyuyordu. Ayrıca bu haberlerin yüzde 91’inin de şiddet, terörizm ve (kültürel tehdit de dâhil olmak üzere) tehditle ilişkili içerikler olduğunu ortaya koymuştu. Araştırmada, bu haberlerin gayrimüslimler arasında Müslümanlara dair güvensizlik, şüphe ve kaygı hislerini teşvik etmenin yanı sıra, İslamofobi kaynaklı nefret suçlarının sayısını azaltmanın da mümkün olmadığı sonucuna ulaşmıştı.

IPSO, raporunda Müslümanlar ve İslam hakkındaki haberlere yönelik bazı şikayetlere dair örnekler veriyor. Bunlardan bir tanesi Channel 4 muhabiri Fatima Manji’nin, The Sun gazetesinde yayımlanan ve 2016 yılının temmuz ayında Fransa’nın Nice şehrinde düzenlenen saldırı akşamında haberleri sunarken başörtü takmasının uygun olup olmadığını sorgulayan makale hakkında yaptığı şikayetti. IPSO bu şikayeti geçerli bulmadığını, zira köşe yazarı Kelvin McKenzie’nin şahsi fikirlerini diğerleri için kırıcı olup olmamasına bakmaksızın ifade etmeye hakkı olduğunu belirtti.

Diğer bir şikayet The Metro’da çıkan bir haberle ilgiliydi. Rotherham Konseyi başkan vekilinin çocuklara yapılan cinsel istismarla ilgili yorumları sırasında ekranda yerel bir caminin fotoğrafı kullanılmıştı. IPSO bu şikayetin de geçerli olmadığını, çünkü fotoğrafın İslam’la çocuğun cinsel istismarı arasında doğrudan bir bağlantı anlamına gelmediğini söyledi. Yapılan açıklamalara rağmen, gerekçelendirmelerin her ikisi de sübjektif bir değerlendirme gibi görünüyor.

Medyada Çıkan Haberler İslamofobiyi Besliyor

Ayrı ayrı yayımlanmış olmalarına rağmen bu iki rapor arasında karmaşık ve ihtilaflı da olsa net bir bağlantının olduğu aşikâr. Şöyle ki: Basılı ve görsel medyanın çağdaş toplumda popüler görüşleri düzenleme ve oluşturma noktasında çok temel bir rol oynadığını bilsek de, Müslümanlar ya da İslam hakkında yapılan herhangi bir haberin ya da makalenin belirli bir saldırgan davranışa ya da tavır değişikliğine yol açtığını kesin bir biçimde kanıtlamak neredeyse imkânsız. Yine de medyada çıkan haberlerin bilahere İslamofobik  ve Müslüman karşıtı tutumları ya da ifadeleri besleyebilecek –ki ben beslediğini iddia ediyorum- kamusal tavırları şekillendirme ve etkileme potansiyeli göz önüne alındığında medyanın tüm veçheleriyle birlikte bu hususta oynadığı rol ve işlev göz ardı edilemez.

Araştırmamı yaptığım 2006 yılı itibarıyla düşündüğümüzde, Müslümanlara ve İslam’a karşı hoşgörüsüzlüğün ve önyargının artmasının ana saiklerinden birinin onlar hakkında yapılan sonu gelmez olumsuz haberler ve köşe yazıları olduğunu söylemek gayet makul olurdu. IPSO din hakkında –özellikle de Müslümanlar ve İslam hakkında- yapılan haberlere büyük bir ilgi olduğunu söylerken haklı olabilir. Ancak editörler ve gazeteciler gibi, kendisinin de bu haberlerin geçmişte olduğu gibi basın özgürlüğü kisvesi altında bir topluluğun tümüne yönelik hakaret içermemesi noktasında sorumluluğu var. Bununla birlikte, IPSO bu soruna düzgün bir şekilde karşılık vermek şöyle dursun, sorunu kabullenmekten bile uzak görünüyor.

Warsi’nin on yıl önce yaptığı konuşma –İslamofobinin İngiltere’de kamusal ve siyasi alanda ilk defa ciddiye alındığı bir an olarak-  “dönüm noktası” olarak nitelense de, aradan geçen on yılda insanların Müslümanlar ve Müslüman topluluklar hakkındaki sözleri ve düşünceleri noktasında çok az ilerleme kaydedilmiş gibi görünüyor. Zira insanlar hâlâ o zamanki kadar suçlayıcı ve aşağılayıcı tavır ve görüşlere sahip. Acaba işlerin iyi yönde değişmesi için bir on yılın daha mı geçmesi gerekiyor?        

Chris Allen

Leichester Üniversitesi Kriminoloji Bölümü Nefret Araştırmaları Merkezi’nde öğretim üyesi olan Dr. Chris Allen İslamofobi ve İslamofobik nefret suçları konularında çalışmalar yürütmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar