ABD Kongre Baskını Amerika’da Kongre Baskınının Getirdikleri

6 Ocak'ta Amerika’da yaşanan Kongre baskını, son bir yılda ülkede tırmanan gerginliğin boyutlarını bir kez daha göstermiş oldu.

Zümrüt Sönmez 9 Ocak 2021

6 Ocak 2021 tarihinde Amerika’nın başkentinde yaşananlar son bir yılda ülkede tırmanan gerginliğin boyutlarını bir kez daha göstermiş oldu. Her olayda biraz daha ayrışan Amerikan toplumunda kutuplaşma seçim süreciyle birlikte daha da derinleşmişti. Bugün iki tarafın da anlaştığı bir şey varsa, o da 6 Ocak’ın Amerika’nın yakın tarihine bir “utanç” günü olarak geçtiği. Sembollerine sıkı sıkıya bağlı Amerikan toplumu için demokrasinin simgesi olarak gördükleri kongre binasına göstericiler tarafından yapılan baskın, demokrasiye saldırı hatta bazıları tarafından “darbe girişimi” olarak nitelendirildi. Kongre binasına baskın sırasında polis ve göstericiler arasında çıkan arbedede biri polis beş kişi hayatını kaybetti.

Donald Trump destekçisi sağcı grupların olaylı mitinginin duyurusu bizzat Trump’ın kendisi tarafından uzun süredir yapılıyordu. Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda günlerce destekçilerine başkentte buluşma çağrısı yapan Trump, Salı günü ilk olarak Beyaz Saray’ın önünde gerçekleşen miting alanında da göstericilere seslenmişti. Yaptığı konuşmada destekçilerine oradan sonra Kongre’ye yürümelerini, hatta kendisinin de onlarla birlikte yürüyeceğini söyledi. Trump yaklaşık bir saat süren konuşmasının ardından Beyaz Saray’a geri döndü, ancak taraftarlı çoktan Kongre binasının yolunu tutmuştu.

O sırada Kongre binasında Temsilciler Meclisi ve Senato ortak bir oturumda, 3 Kasım’da gerçekleşen ancak itirazlar ve yeniden sayımlarla yılan hikayesine dönen seçim sonuçlarını resmi olarak tescillemek üzere toplanmıştı. Burada da, Trump taraftarı bir grup kongre üyesinin sonuçlara itiraz ederek normalde kısa ve formaliteden ibaret olan oturumu aksatması bekleniyordu. İçerde ve dışarda planlanan tüm bu girişimlerin seçimin sonucunu değiştirmek gibi bir etkisi olmayacağı biliniyordu. Ancak başından beri seçimlerde hile yapıldığını ve asıl kazananının kendisi olduğunu iddia eden Trump, taraftarlarının 3 Kasım’dan beri sürdürdüğü geniş katılımlı eylemlerle hem kendisine hem de dışarıya karşı bir tür zafer illüzyonu yaratmıştı.

Diğer yandan yaşananlar başkentin güvenliğine dair büyük soru işaretleri oluşturdu. Özellikle 11 Eylül sonrasında güvenliği için büyük bütçelerin ayrıldığı Kongre binasına göstericilerin ellerini kollarını sallayarak girmiş olması kamuoyunda tam bir şok etkisi yarattı. Ayrıca başkent genelinde özellikle bu miting nedeniyle bir süredir güvenlik önlemleri daha da arttırılmıştı. Hem bir takım aşırı sağcı radikal grupların mitinge katılacağının bilinmesi hem de zaten ülke genelinde bir süredir tırmanan gerginlik 6 Ocak’ın zor bir gün olacağının işaretlerini çok önce vermişti.

Miting öncesi önlemlerin bu kadar arttırılmasına ve Kongre binasının göstericilerin bir numaralı hedefi olacağı bilinmesine rağmen güvenliğin göstericiler tarafından bu kadar kolay aşılabilir olması tepkilere yol açtı. Eleştiriler arasında güvenlik güçlerinin göstericileri durdurmak için yeterince çaba göstermediği de yer alıyor. Diğer yandan güvenlik zafiyetini tartışırken sıklıkla şu karşılaştırma yapılıyor: Şayet protestocular beyaz değil de siyahi olsaydı, barikatları bu kadar kolay aşıp içeriye girmeleri mümkün olur muydu?

Bilindiği gibi geçtiğimiz yıl Amerika’da ülke genelinde ırkçılık karşıtı protestolar gerçekleştirilmişti. Özellikle polisin siyahilere karşı orantısız güç kullanımına karşı sokağa dökülenlerin önemli bir kısmını siyahiler oluşturuyordu. “Black Lives Matter” yani “Siyahilerin hayatları önemlidir” sloganıyla yayılan ve o adla bilinen bu protestolar sırasında polisin göstericilere oldukça sert müdahale ettiğini gösteren görüntüler basında geniş bir şekilde yer bulmuştu. Özellikle başkentte devlet kurumlarının ve sembol yapıların etrafında kalabalık askeri birlikler tarafından güvenlik çemberi kurulmuştu. Bu görüntüler hala hafızalarda tazeliğini korurken, çarşamba günü büyük çoğunluğu beyaz Amerikalılardan oluşan göstericilerin polis tarafından güçlü bir direnişle karşılaşmaması, ülkede özellikle güvenlik algısının belirleyici dinamiklerinden biri olan siyah-beyaz ayrımını bir kez daha akıllara getirdi.

Sonuç olarak, hayatını kaybedenlerden sonra yaşananlardan en büyük zarar gören kişinin Donald Trump olduğunu söylemek mümkün. Toplumun her kesiminden büyük tepki gören olaylardan sonra Trump kendi partisi içerisinde daha da yalnızlaşmış oldu. Demokrat çevrelerden ise başkanlığın seçimin galibi Joe Biden’a devri için 20 Ocak tarihinin beklenmemesi ve Trump’ın görevden derhal alınması çağrıları yükseliyor.

Diğer yandan aynı gün Georgia eyaletindeki ikinci tur seçim sonuçlarının açıklanmasıyla Amerikan senatosunun kontrolü de Demokratlara geçmişti. Böylelikle 3 Kasım 2020 seçimleriyle Cumhuriyetçi parti hem Beyaz Sarayı hem de Kongre’yi oluşturan iki meclisin de kontrolünü aynı anda kaybetmiş oldu. Trump ise bir yandan hala seçimlerin hileli olduğunu ve aslında kendisinin kazandığını savunmaya devam etse de gardını düşürmek zorunda kaldı ve yeni döneme barışçıl bir geçiş süreci sözü verdi. 20 Ocak’ta yönetimi devralacak olan seçilmiş başkan Joe Biden ile yeni bir dönem başlayacak olsa da 6 Ocak’ta yaşananlar kolay kolay hafızalardan silinecek gibi görünmüyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar