Dosya: "Hanau Saldırısı" Filip Goman: “Her Gün Kızımın Öldürüldüğü Yeri Görüyoruz”

Filip Goman bir yılı aşkın süre önce Hanau’ya, kızının yanına taşındı. İki ay sonra kızı Mercedes Kierpacz, Hanau saldırısının dokuz kurbanından biri olarak katledildi. Filip Goman'la kızı Mercedes Kierpacz anısına bir protokol.

Kübra Layık 1 Şubat 2021

Mercedes Kierpacz’ın babası Filip Goman için 19 Şubat 2020 tarihini unutmak mümkün değil. Hanau’da gerçekleşen saldırı gecesini şöyle anlatıyor:

“Oğlum akşam beni aradı ve Mercedes’in de Hanau’daki saldırının gerçekleştiği barda olduğunu söyledi. ‘Mercedes vurulmuş.’ dedi. Be de ona, ‘Daha neler! Mercedes’i kim vurmuş olabilir ki?!’ dedim. İnanamamıştım. Eve geldim, polisi aradım ve vurulanın Mercedes Kiepracz olup olmadığını sordum. Evet, içeride bir kadın varmış ve o benim kızımmış.

Kızımı Offenbach’da defnettik. Defin sırasında yüzlerce insan vardı. Tam bu sırada otopsi yapılması gerektiği söylenerek kızım bizden tabutuyla birlikte alındı. Oğullarım onu giydirmek için peşinden gitti ama giydiremediler. Onu folyolarla sarmak zorunda kaldık. Kızımı sebepsiz yere delik deşik ettiler. Oysa tek yapmaları gereken kurşunu çıkartmaktı; diğerleriyle karşılaştırmak için bir mermiyi dışarı çıkartmak!”

“Kızım Roman Diye Mi Öldürüldü?”

Hanau saldırısının üzerinden 1 yıl geçti. Bu süre içerisinde Filip Goman için yas süreci de hâlâ tamamlanabilmiş değil. Goman, geçen bir yılı şöyle anlatıyor:

“Çok zor, çok ağır bir durum bizim için. Sevdiğimiz bir insanı, kızımı kaybettik. 1963’ten beri Almanya’da yaşıyoruz ve bu 58 yılın neredeyse 35 yılını Hanau’da geçirdik. Mercedes Offenbach’da, Mercedes’in iki çocuğu ise Hanau’da doğdu. Irkçı bir terörist, Mercedes’i öldürdü. Böyle bir şeyin başımıza gelebileceğini hiç düşünmezdim. Bu gerçekten çok acı verici. Sadece Mercedes’i kaybetmekle kalmadık; aynı zamanda tüm ailemiz parçalandı. Kendime sorup duruyorum, neden? Roman’ız, göçmen arkaplanına sahip bir aileyiz diye mi?

ÖZEL DOSYA

Hanau Saldırısı

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Saldırganın niyetini daha önce ifşa etmiş olmasını aklım almıyor. Devlet kurumlarını aramış, sayfalarca mektup yazarak aptalca ve tuhaf şeyler söylemiş. Ancak ne savcılık ne de polis bu şahıs hakkında bir arama emri çıkartmayı akıl edememiş. Elinin altında, aslında hiç sahip olmaması gereken silahları varmış. Arama emri çıkartılmış olsaydı bu silahlara el konulur ve öldürdüğü insanlar da bugün yaşıyor olurdu. Suikastçının babası bir de üstüne silahları geri isteyip Hanau saldırısında hayatını kaybedenler için yapılan anıtların kaldırılmasını talep etmiş. Akıl alır gibi değil! Babası saatli bir bombadan farksız; oğluyla tıpatıp aynı dili konuşuyor.

Anlayamadığım bir diğer şey ise olay sırasında polisin nerede olduğu. Teröristin normal bir sokak üzerinde üç kişiyi öldürdüğü olay yeri polis merkezinden kuş uçuşu ile 300 metre uzaklıkta. Bu adam buradan çıkıp arabasına binmeyi ve ikinci olay mahalline gidip orada da insanları öldürmeyi nasıl başardı? Polis bu sırada neredeydi? İlk olay yerinden sonra Kesselstadt’a kadar gidip orada altı genç insanı daha öldürdü. Hatta sonra Arena Bar’dan dışarı çıkmayı, eve kadar gitmeyi ve ardından hem kendisini hem de annesini öldürmeyi de başardı. Ve ancak dört saat sonra polis olay yerine teşrif etti. Güya polisin bu olayı engellemesi mümkün değilmiş. Hâlbuki bu saldırı hemen müdahale ile önlenebilirdi. Bu suikast durdurulabilirdi. Bu insanların öldürülmesine resmen müsaade edildi. Kimse bu teröristi durdurmayı beceremedi.”

“Acımızı Arttırmaktan Başka Bir İşe Yaramıyor”

Filip Goman burada duraklıyor. Kısa süreli bir sessizlikten sonra sorular sorarak ediyor.

“Biliyor musunuz, Almanya’da nasıl bir acı yaşadık biz? Neleri kaybettik, yitirdik hayatımızdan? Sadece biz; anne-baba olarak biz evladımızı toprağa vermenin acısını bilebiliriz. Ben hiç kimsenin böyle bir şey yaşamasını istemezken, öbür yanda hiç kimse de bunun bir daha yaşanmaması için bir adım atmadı. Mercedes’in annesi hâlâ Kesselstadt’ta, olay mahallinden birkaç metre uzakta oturuyor. Mercedes’in oğlu iki günde bir olay yerinin hemen yanındaki marketten alışveriş yaparken annesinin öldürüldüğü yeri görmek zorunda kalıyor. Siyasetçiler ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını iddia ediyorlar. Bütün imkânlarını bizim için seferber etmişler. Neymiş o imkânlar? Çocuğumuzu toprağa verirken harcadığımız 30.000 avro mu?

Siyasetçilere göre kurban sayısı 10’muş. Hâlbuki annesini ‘yabancı’ olduğu öldürmedi bu saldırgan. Saldırgan annesini, diğer dokuz çocuğu öldürme sebebiyle aynı sebepten vurmadı. Annesinin bizim çocuklarımızla birlikte anılması acımızı arttırmaktan başka bir şeye yaramıyor. Bu tutum ırkçılığa karşı bir duruş sergilemiyor.”

Kübra Layık

Düsseldorf Üniversitesi’nde öğrenimini sürdüren Layık, online haber-yorum platformu IslamiQ redaktörlerindendir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar