Dosya: "Hanau Saldırısı" Müslüman Karşıtı Irkçılığı Önlemek İçin Dayanışmaya İhtiyaç Var

Almanya’da Müslüman karşıtı ırkçılığa dair sayılar uzun süredir alarm veriyor. Buz dağının görünen kısmına göre, ırkçılıkla mücadelede geniş bir toplumsal dayanışmaya ihtiyaç var.

Christine Buchholz 1 Şubat 2021

Hanau saldırısından on dört gün önce federal hükûmet Sol Parti’den gelen önergeye cevabında, Müslüman karşıtı suçların Christchurch ve Halle saldırılarından sonra taklit edilebilir olduğunu yazılı olarak açıkladı. Müslüman kişi ve kurumların genel tehlike altında olduğunu da kabul etti. Bununla birlikte hükûmet harekete geçmeyi zorunlu kılacak yüksek bir tehlike durumu görmediğini de açık bir şekilde ifade etti: “Hükûmetin elinde, Christchurch’deki olaylarla birlikte Almanya’da artan tehlike durumu ile ilişkilendirebileceğimiz bir bilgi bulunmamaktadır. 9 Ekim 2019’da gerçekleşen ve federal hükûmetin verilerine göre Christchurch saldırısına dayanan, antisemitist Halle saldırısı da bu durumu değiştirmemiştir.”[1]

Bu değerlendirmelerin hatalı olduğunu bize Hanau saldırısının ölümcül sonuçları gösterdi. Halle ve Hanau’daki sağcı terör saldırıları ırkçılık, antisemitizm ve Müslümanlara yönelik nefretin ne kadar tehlikeli ve ölümcül olduğunu açıkça ortaya koydu.

İki Günde Bir Camiye Saldırı Düzenleniyor

Almanya’da 2019 yılında her gün ortalama ikiden fazla İslam düşmanlığı kaynaklı saldırı gerçekleşti. Bu aynı yıl içinde toplamda 950’yi aşkın suç ve 33 yaralı demek. Tacizlerin saldırganlık ve şiddet boyutu ile birlikte yaralı ve ölülerin sayısı da günden güne artıyor. 2018’de iki cinayet teşebbüsü kayıtlara geçti. 2019 yılında federal hükûmet Halle’deki sinagog saldırısında ölen iki kişiyi de İslam düşmanlığı kaynaklı şiddet kurbanı olarak nitelendirdi çünkü bu saldırı hem antisemitizm hem de İslam düşmanlığı olarak sınıflandırılmıştı.[2] Ancak Hanau’da iki kafeye yapılan saldırıyı Alman federal hükûmeti bugüne kadar İslam düşmanlığı sınıfına koymadı; hem de bu saldırılar “Müslüman olarak damgalanmış” mekânlarda gerçekleşmiş olmasına rağmen.

2019 yılında Almanya’da “camileri, dinî kurumları ya da dinî temsilcileri” hedef alan, İslam düşmanlığı kaynaklı 184 olay kayıtlara geçti. Bu demek oluyor ki iki günde bir camiye, bir Müslüman kuruma ya da Müslüman temsilcilere saldırı düzenlendi. Bu saldırılardan 64’ü halkı kışkırtma olup; kalanları anayasaya aykırı sembollerin kullanımı, yaralama, tehdit ve mala zarar gibi suçlardan oluşuyor.[3]

2020 yılı verileri ise henüz yayınlanmadı. Fakat saldırılar artmaya devam ediyor. 2020 yılının ocak ayından eylüle kadar ilk dokuz ayında kayıtlara geçmiş toplam 565 İslam düşmanlığı motivasyonlu suç, 31 yaralı ve 48 cami saldırısı bulunuyor. Fakat hükûmet “cami derneklerini ve diğer İslami kurumları” camiden saymadığı için saldırıların tam ve güncel sayı ise gölgede kalmış durumda.[4]

Irkçı suçların failleri genellikle sağcı profile sahip. Bununla birlikte davaların çoğu takipsizlikle sonuçlanıyor: Federal hükûmetin cevabına göre bu suçlarda “hiçbir şüpheli” tutuklanmıyor, “soruşturma” yürütülmüyor ve yargılama süreçleri hakkında hükûmetin “hiçbir bilgisi” yok. 2020’nin ilk dokuz ayında 565 saldırı gerçekleşmiş olmasına rağmen sadece bir kişinin tutuklanmış olması durumu gözler önüne seriyor.[5]

İslam ve Müslüman düşmanlığı suçlarının tam sayısı bilinmese de oldukça yüksek olduğu tahmin ediliyor. İslam ve Müslüman düşmanlığına karşı kurulmuş bir birlik olan CLAIM’in ifadelerine göre uzmanlar bu sayının açıklanandan sekiz kat fazla olduğunu tahmin ediyor.Bu düşmanlığa maruz kalanlar ayrımcılığı, aşağılanmayı, hatta saldırıları bile ihbar etmeyi çoğunlukla gereksiz buluyor; çünkü tecrübelerine göre ihbar etmek hiçbir şeyi değiştirmiyor. Ayrıca polis ve yetkili kurumlarda edinilen olumsuz deneyimler de ihbarda bulunmamanın gerekçeleri arasında.

Sağcı Terörün Siyasi Kolu: Almanya İçin Alternatif (AfD)

Hanau katili, aşırı sağcıların ırkçı ve faşist dünya görüşüne sahipti; tıpkı Christchurch ve Halle saldırılarının suikastçıları saldırganları gibi. Antisemitizm ve komple teorileri bu dünya görüşünün bileşenleri arasında yer alır. Federal hükûmete göre de “İslam düşmanlığı” göç ile birlikte “sağcıların sabit eylem alanı”nı oluşturmaktadır.[6]

Zihinsel dünyasına ırkçılığın hâkim olduğu zihnî kundakçılar meclis koltuklarında dahi kendilerine yer bulabiliyor. Nitekim nargile barlara karşı ülke çapında nefret tohumlarını eken AfD idi. 2019’un kasım ayında AfD sözde “yasadışı nargile barların sayısının artışına” karşı Hessen Meclisi’ne bir soru önergesi vermişti.[7] Bu girişim Hanau’da olduğu gibi faşist şiddet eylemlerini kamçıladı. Hanau’daki katliamcının nargile bara saldırması elbette tesadüf değildi. 

AfD’nin Hessen Milletvekili Rainer Rahn da saldırıdan sonra şunları söylemişti: “Bir tesis birilerini sürekli rahatsız ediyorsa, böyle suçların ortaya çıkmasına öyle ya da böyle katkıda bulunmuş olur.”[8]Bu tip ifadeler kurbanları “sorunun kendisi” hâline getirmekle kalmayıp ırkçı ve neofaşist düşünce modellerine hizmet etmektedir. AfD temsilcileri “İslamlaşma” tezini ya da planlanan sözde “büyük yer değişimi” (İng. “great replacement”) takıntılarını bir nazi kavramı olan ve Alman coğrafyası içinde yaşayan diğer etnik grupların asimilasyonunu öngören “Umvolkung”[9]düşüncesi ile birlikte sürekli gündemde tutar; sağcı terörün siyasi zeminini inşa etmeye sürekli devam ederler. 

ÖZEL DOSYA

Hanau Saldırısı

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Devlet Kaynaklı Genel Şüphe ve Dışlayıcı Polis Müdahaleleri

Ancak ırkçı şiddetten tek sorumlu olanlar AfD ve aşırı sağcılar değil: Siyaset ve medya yıllardır bir yandan İslam düşmanlığı pompalayıp diğer yandan Müslümanları dışlayarak bu yangını orta sınıfa doğru ilerletiyor ve genişletiyor. 

11 Eylül 2001 saldırılarından ve onu takip eden sözüm ona teröre karşı savaştan sonra İslam’ın düşman imajı ve kamuoyunda Müslümanlara karşı oluşan genel şüphe Almanya’da da güvenlik kurumları tarafından desteklendi. Siyasetçiler ve bulvar gazeteleri yirmi yıldır vasat kampanyalarıyla Müslümanlara karşı, daha doğrusu Müslüman olarak görülen insanlara karşı dışlama ve önyargı zeminini besleyip durdu. Thilo Sarrazin, 2010 ekonomik krizi sırasında kaleme aldığı “Almanya Kendini Feshediyor” isimli kitabından bazı bölümleri “Spiegel” ve “Bild” dergilerinde kitabın basımından önce yayınlayarak Almanya’daki Müslüman karşıtı ırkçılığı kabul edilebilir hâle getirdi. Sıklıkla din eleştirisi ya da kadın hakları kılıfı altında İslam düşmanlığını arttıran düşünceler medyada temsil edildi. Müslümanların karalanması, toptancı İslamcılık suçlamaları ve Müslümanlar ile ırkçılığa karşı duran insanlarla temasın suç olarak görülmesi dayanışmanın ve beraberliğin altını oydu ve oymaya da devam ediyor. 

Kuzey Ren-Vestfalya ve Berlin eyaletlerinin iç işleri bakanları ülke genelindeki medya iletişim araçlarında “Klan Kriminalitesi” adı verilen ırkçı tartışmalar yürütüyorlar. Suçlulukla mücadele iddiasıyla düzenlenen baskınlar yüzünden göçmen aileler, işyerleri ve özellikle de nargile barlar damgalanıyor. Polis araştırmasında başvurulan ırkçı fişleme de bu ayrımcılığa katkı sağlıyor – örneğin nargile barlara düzenlenen nedensiz baskınlar AfD’nin hâlihazırda benimsemiş olduğu önyargıları güçlendiriyor.

2020 sonbaharında sözde yasadışı korona yardım talepleri yüzünden camilere yoğun ve ağır silahlı polis müdahaleleri düzenlendi. Şimdiye kadar Berlin’de bulunan beş cami bu ayrımcı baskınlara maruz kaldı. Bu siyasi tutum tesadüf olmadığı gibi Müslümanların hukuka olan güven duygusunu doğrudan ve derinden zedeliyor.

Müslüman Karşıtı Irkçılık Korkutucu Derecede

Müslüman karşıtı tutumlar yıllardır inşa edilip güçlendirildiği için; sağcıların benimsediği Müslüman karşıtı şiddet ve güvenlik kurumlarının genel şüphesi toplumda yankı ve karşılık buluyor. 2020 Leipzig Otoriterizm araştırmasının sonuçlarına göre “Müslüman düşmanlığı hâlâ çok güçlü ve Doğu Almanya’da 2020’de bile Batı Almanya’da olduğundan anlamlı ölçüde daha yüksek. Sonuç olarak Doğu Almanya’da her iki kişiden biri kendini ‘Müslüman sayısının çokluğu nedeniyle […] kendi ülkesinde bir yabancı gibi’ hissettiğini ifade ediyor. Batı Almanya’da da bu oran yüzde 44,8 ile benzer oranlarda seyrediyor.”

2014 yılında araştırmaya katılanların yüzde 36,5’i Müslümanların Almanya’ya göçünün yasaklanması taraftarıyken bu oran 2018’de yüzde 44,1’e çıkmıştı.[10] Müslüman göçünün yasaklanması talebi 2020 yılında daha az onaylansa da yaklaşık olarak her dört kişiden biri yasaktan yana, hatta bu oran Doğu Almanya’da yüzde 40,2’ye kadar çıkıyor.[11] Batıdaki gerileyişte kanaatimce mültecilerin kabulü için yapılan sayısız ırkçılık karşıtı hareketin ve gösterinin önemli bir etkisi var.

Ayrımcılığın Sıradanlaşması

Müslüman karşıtı ırkçılık ve şiddet, günlük ırkçılık olayları üzerinden sıradanlaştırılıyor ve meşrulaştırılıyor. Almanya’daki Müslümanlar bu ayrımcılığı pek çok toplumsal alanda tecrübe ediyorlar: Kamusal alan, eğitim, emlak piyasası, iş piyasası ve sağlık sistemi bu toplumsal alanların başında geliyor.[12] 

Müslüman kadınlar iş ve ev arayışı ile eğitim alanında ayrımcılığa bilhassa maruz kalıyorlar. Almanya genelindeki ayrımcılık başvuru merkezlerine, din kaynaklı sözlü ve fiziksel şiddet ayrımcılığı altında yapılan her dört başvurudan üçü başörtülü kadınlara ait. Başörtülü kadınlar ayrıca iş ve ev arayışlarında çok sık ret cevabı aldıklarını da bildiriyorlar. “İslam inancının bir işareti olarak başörtülü olmak mal ve hizmetlere erişimde sürekli bir engel teşkil ediyor.”[13]  Bu da gene Müslüman olduğu için başörtü takan kadınlar hakkında yıllardır süren dışlayıcı tartışmaların bir sonucu.

Müslüman Karşıtı Irkçılığa Karşı Dayanışma

Federal hükûmetin uzun zaman önce açıkladığı “Müslüman düşmanlığı konusunda bağımsız bir uzman ekibi” kurma niyeti, nihayet Hanau saldırısından sonra gerçekleşti, ki bu sevindirici bir haber. Sırada meclisin Müslüman karşıtı ırkçılığa dikkat çekmesi ve bu uzman ekibin elde ettiği bilgilerden pratik sonuçlar çıkarmaya hazır olduğunu göstermesi var. Polis ve Anayasayı Koruma Dairesinin Müslümanlara karşı genel şüphesi ve siyasetin dışlayıcı baskınları son bulmalı. Eyaletler çapında ve ülke genelinde Müslümanlar gündeme eşitlik temelinde gelmeli ve ayrımcılık sona ermeli. Başörtüsü takan kadınların ayrımcılığa maruz kalmasına karşı durmak için en doğru ve verimli zaman şu an. Çalışanlar dinî kıyafetleri yüzünden haklarından mahrum edilmemeli.

Toplumdaki ırkçılık ve faşizmi geri püskürtebiliriz. Bunu son iki yılda çok açık bir biçimde gördük. Çeyrek milyon insan Ekim 2018’de, Berlin’de insan haklarının bütünlüğünü savunmak ve ırkçılığa karşı durmak için bir gösteri düzenledi. Son yıllarda her ülkeden insan AfD ve türevlerinin faaliyetlerine karşı sokaklara döküldü. Bu durum AfD’yi krizin eşiğine getirdi ve anketlerdeki oy oranlarının düşmesine neden oldu.

Halle ve Hanau saldırılarından sonra ırkçılığa karşı çok büyük dayanışma ve protesto gösterileri düzenlendi. Hanau’daki kanlı saldırıdan altı ay sonra gösteri düzenlenemese de sayısız dayanışma açıklaması yapıldı. Ayrıca Almanya’da yüzbinlerce insan ırkçı polis şiddetine karşı ve “Siyahilerin Hayatları Önemlidir” hareketine destek için büyük bir gösteri düzenledi. Böylesi bir dayanışmaya Müslüman karşıtı ırkçılığı önlemek için de ihtiyacımız var.

Dipnotlar

[1] Bundestagsdrucksache 19/17069, S. 17

[2] Bundestagsdrucksache 19/20631.

[3] Bundestagsdrucksache 19/17069.

[4] Bundestagsdrucksachen 19/24254 und 19/22886.

[5] Bundestagsdrucksache 19/20631

[6] Bundestagsdrucksache 19/17069, S. 17

[7] Hessischer Landtag, Drucksache 20/1135. http://starweb.hessen.de/cache/DRS/20/5/01135.pdf

[8] FAZ, 25.02.2020, https://www.faz.net/aktuell/rhein-main/region-und-hessen/attentat-in-hanau-die-afd-und-die-shisha-bar-16650308.html

[9] https://www.zdf.de/nachrichten/heute/der-neue-afd-chef-sagt-ich-halte-den-begriff-umvolkung-nicht-fuer-rechtsextrem-100.html.

[10] Brähler/Decker 2018, S. 101

[11] Brähler/Decker 2020, S. 65

[12] Bundestagsdrucksache 19/17069, S. 20

[13] Bundestagsdrucksache 19/17069, S. 61

Christine Buchholz

Almanya Federal Meclisinde Sol Parti milletvekili olan Buchholz, ırkçılık karşıtı çalışmalarıyla bilinmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar