Dosya: "Hanau Saldırısı" Hayrettin Saraçoğlu: “Kardeşim Kara Bir Zihniyete Kurban Gitti”

Hanau saldırısı ırkçılık tartışmalarında Almanya’da bir dönüm noktası oldu. Hanau aynı zamanda kurbanların ailelerinin yaşamını da bütünüyle değiştirdi. Fatih Saraçoğlu’nun ağabeyi Hayrettin Saraçoğlu ile Hanau saldırısı ve ırkçılıkla mücadeleye dair bir protokol.

Elif Zehra Kandemir 1 Şubat 2021

Fatih Saraçoğlu, Almanya’nın güneydoğusundaki Regensburg şehrinde doğup büyüdü. Haşerat ilaçlama sektöründe kendi firmasını açmak için Hanau’ya gitti. 19 Şubat 2020 yılında ırkçı bir saldırgan tarafından Midnight isimli kafenin önünde öldürüldü. Saldırgan Fatih Saraçoğlu ile birlikte iki ayrı yerde 9 kişiyi, ardından kendi annesini öldürdü ve intihar etti.

Hayrettin Saraçoğlu için kardeşi ve Hanau saldırısı hakkında konuşmak oldukça zor. Konuşma boyunca gözyaşlarına hâkim olmaya çalışsa da bunu çoğu zaman başaramıyor. Saldırının üzerinden 1 yıl geçtikten sonra da acısı ilk günkü gibi taze. 

“Keşke İyileşmek Elimden Gelebilse”

“Geçtiğimiz bir sene bizim için çok acılı geçti ve aile olarak bizi her sahada çok yıprattı. Hayatımızda büyük bir boşluk oluştu. Kardeşimi çok özlüyorum. Ondan her an telefon bekler hâldeyim. Bazen bir anda arayıp soracakmış gibi hissediyorum. Vefat ettiğine bile inanamıyorum şu an. 

Yas bizim için hâlâ devam ediyor. Depresyon nedeniyle terapi ihtiyacım oldu. Hastaneye yatmak zorunda kaldığım, kendimi, sonunda ışık görünmeyen bir tünelde hissettiğim zamanlar oldu. Kardeşimi kaybettim, işime gidemiyorum, sosyal hayattan koptum. Bu durumda keşke bir günde iyileşmek elimden gelebilse, fakat o güç bende yok. 

Tek bir kardeşimdi, benden ufaktı. Babam 75 yaşında, ben 44 yaşındayım. Kimse en küçük kardeşinin kendisinden önce gideceğini düşünmez. Hiçbir gün yok ki kardeşim aklımda olmasın.” 

Hayrettin Saraçoğlu, kardeşinin iş kurmak için Regensburg’tan Hanau’ya taşındığını anlatıyor. Birkaç sene önceki bu taşınma süreci, Saraçoğlu ailesi için de dönüm noktası olmuş.

fatih saraçoğlu portre

“Fatih Regensburg’ta yaşıyordu. İş için Frankfurt’a gitme kararını verdiğinde bana danıştı. Ben de ‘Sen bilirsin’ dedim. Keşke ona, ‘Burada kal. Hayatın, ailen burada. Senin Frankfurt’ta ne işin var?’ deseydim… Bir taraftan ona ‘gitme’ demediğim için kendimi suçluyorum. Bir yandan içimde öfke ve üzüntü var.

Fatih zorluklarla bir firma kurdu. Tam düze çıkıyordu. En son saldırıdan önce telefonda konuşmuştuk. ‘Abi artık firmam çıkışta. Böyle devam ederse Allah’ın izniyle güzel olacak.’ dedi, hayallerini anlattı. Hatta vefatından bir hafta önce işi hakkında yaptığı bir röportajla televizyona çıktı. Bir hafta sonra kara bir zihniyete kurban gitti kardeşim. Hiçbir suçu yoktu.

Saldırgan Midnight isimli kafedekilere saldırmıştı. Fatih o kafenin içinde de değildi. Kardeşim oralardaki bir otele iş arkadaşını bırakmıştı. Dışarıda ya vedalaşırken ya da sigara içerken saldırgan gelip kardeşimi vurmuş. Belki bir trafik lambasına yakalansa ya da daha hızlı gelse, saldırıyı saniye olarak atlatacaktı. Kim kendisine hiçbir zararı dokunmamış, ‘öte git’ dememiş, tanımadığı bir insana böyle hunharca ateş edebilir? Bunu hayvan bile yapmaz.” 

“Fatih’in Yüzünde Bile Naiflik Vardı”

Konuşmanın burasında Hayrettin Saraçoğlu öfkesini gizleyemiyor. Onu kardeşinden ayıran saldırganın yarattığı vahşeti anlayamadığını anlatıyor.

“Fatih çok arkadaş canlısı bir çocuktu. Çevresi çok genişti. Çalışkandı. Sporu severdi. Regensburg’ta sertifikalı boksördü, hatta ringe de çıktı. Biz biraz karşıydık, ringe çıkmasını istemiyorduk. ‘Boksörler kafalarına burunlarına darbe alıyor’ diye korkuyorduk. Yine de bir zaman geldi, ringdeki atmosferi koklamak istedi. Öyle bir çocuktu kardeşim. Kafasına takılan güzel şeyleri yapmak isterdi. 

Yakışıklıydı Fatih. Boylu posluydu. Yiğitti. Yanından geçtiği zaman insan ‘Maşallah’ derdi, o kadar yiğit bir çocuktu. Ama gel gelelim öyle bir kalbi vardı ki, karıncayı incitse kendine gelemezdi. Hiç kimseye yumruğunu göstermezdi. Allah muhafaza bir yumruk atsa insanı hastanelik edebilirdi. Ama tam tersi hiç kimseye kaba kuvvet kullanmazdı. Kendi hâlinde, işinde gücünde bir çocuktu. 

Bizim annemiz birkaç yıl önce vefat etti, babamız yalnız kaldı. Babama yardım etmeye başlamıştı son 2 sene. Ev kirasını öderdi, üzüntüsünü sevincini paylaşırdı. Yüzünde bile bir naiflik vardı.”

ÖZEL DOSYA

Hanau Saldırısı

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Kardeşini anlatırken Hayrettin Saraçoğlu’nun yüzünde ilk defa bir gülümseme beliriyor. Saldırı gününü hatırladığında ise yüzündeki gülümseme donuyor.

“19 Şubat gecesi saldırıdan haberimiz olmadı. Sabah kalktım, işe hazırlandım. Saat 9 sıralarında dışarı çıktım. Sonra bir baktım, Fatih’in telefon numarasından biri beni arıyor. Telefonu açtığımda nişanlısı çıktı. Çok kötü bir şekilde ağlayarak konuşmaya başladı. İlk sorum, ‘Kardeşim yaşıyor mu?’ oldu. O da, ‘Yaşıyor, lütfen buraya gel.’ dedi. Gece zaten hiç kimse Fatih’in hayatta olup olmadığı hakkında bilgilendirilmemiş. Hemen babamı aldım ve Frankfurt’a yola çıktık. Fatih’in evinin önüne geldik. ‘Kardeşimi görmek istiyorum.’ dedim. Oradakiler de, ‘Hele sen bir içeri gir, bir konuşalım.’ falan dediler. ‘Yok.’ dedim, ‘Ben kardeşimi göreceğim.’ İçeri girdik, Fatih’in mutfağına geçtik. Ayaklarım titremeye başladı. ‘Tamam’ dedim, ‘kardeşim öldü.’ Sonra zaten kendimi yerde buldum. 

“Hanau Saldırısı Doğrudan Devleti Alakadar Ediyor”

Kardeşimi bir hafta göremedik. Saldırıda hayatını kaybeden 9 kişiyi de morgda beklettiler. O yedi gün boyunca hiç uyumadan, bir kaosun içindeydik. Yedinci gün kardeşimi aldık. Türkiye’ye annemin yanına götürmek istedim. Almanya’da bırakmak istemedim. Kardeşimi salı günü teslim aldık, Çarşamba günü Çorum’da, üç ayların başladığı gün defnettik. Bizi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Bey karşıladı, Diyanet İşleri Başkanı oradaydı. Allah razı olsun, birçok bürokrat, memur cenaze namazına eşlik etti. Acımızı paylaştı. 

Almanya’da da anma töreni düzenlendi. Şansölye Merkel’in katılımıyla bizi de davet ettiler. Acılarımızı paylaştıklarını, üzüldüklerini, bize destek olduklarını, bu olayın onları da üzdüğünü beyan ettiler. O ilk yedi gün de Frankfurt Başkonsolosluğundan heyetler, Türkiye’den milletvekilleri ve birçok kişi destek oldu. Hepsine çok teşekkür ederiz, gerçekten bir manevi destek sağladılar bize.” 

Hayrettin Saraçoğlu, saldırıdan sonra Almanya’da ırkçılıkla mücadele anlamında yapılan protestoların önemli olduğunu hatırlatıyor. 

“Hanau saldırısı, sadece orada hayatını kaybedenlerin ailelerini ilgilendiren ufak bir olay değil. Bu doğrudan devleti de alakadar eden bir konu. Irkçılık, 2. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın başına belalar açtı. Almanya’daki devlet erkanı da ırkçılıkla mücadele konusunda kararlı olduklarını açık bir şekilde beyan etti.

hayrettin ve fatih saraçoğlu

Vefatından önce Fatih Saraçoğlu ve abisi Hayrettin Saraçoğlu

“Kardeşime Borcum Var: Mücadeleye Devam Edeceğim”

Gencecik, işinde gücünde, masum, hiçbir suçu olmayan tertemiz insanları hunharca öldürdü o adam. Ben o insanın psikolojik problemleri olduğunu düşünmüyorum, tam bir terörist benim için. Her şeyi detaylı olarak ayarlamış ve bilerek yapmış biri. Aklı yerinde, önceden gelip hazırlık yapıyor. Yani ne yaptığını çok iyi biliyor. Kime ateş edeceğini, kimleri vuracağını çok iyi biliyor ve özellikle yabancılara ateş ediyor. Bu adam bir terörist, bir caniydi benim için.”

Hayrettin Saraçoğlu’nun saldırıyla ilgili güvenlik güçlerinden beklentisi açık: Saldırının tüm yönüyle aydınlatılması.

“Benim tek beklentim, ırkçı nefrete karşı hep birlikte ayakta durmayı başarmaları. Faşistliğin, ırkçılığın ne kadar kötü olduğunu bu millete tekrar anlatmak lazım. Bu dünya üzerinde milyarlarca insan var, 80 milyon Alman ırkı mı üstün ırk? ‘Ben yabancı düşmanı değilim.’ demekle olmuyor, herkesin aktif mücadeleye destek sağlaması gerek. 

Ortada çok açık soru var. Bu soruların cevaplarını almak için mücadele edeceğiz. Örneğin saldırgan güvenlik kurumlarına mektup yazan, komplo teorilerin dile getiren birisiyken silahı nasıl temin etti, edebildi? 9 kişinin, kendisi ve annesiyle birlikte 11 kişinin hayatına kıyabilecek duruma nasıl geldi o adam? O süreç nasıl gelişti? O planı nasıl yaptı? O bölgeyi nasıl seçti? O kişilerin o bölgede yaşadığını nasıl biliyordu? Benim kardeşime bir borcum var: O da bu sorular açıklığa kavuşana kadar mücadeleye devam etmek.”

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar