Avusturya'da İslam Avusturya’da Devletin Kabaran Egemenlik Aşkı

Avusturya’da Müslümanlara yönelik siyasi tutum, seküler hukuk sisteminde olumsuz bir yöne doğru evrilmeye işaret ediyor. Güncel düzenlemeler devlet gücünü arttırırken İslam dinî cemaatlerinin özerkliğini kısıtlar nitelikte.

Ünal Koyuncu 9 Mart 2021

Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar toplumsal, siyasi ve hukuki sistemi etkileyici rol oynuyorlar. Başörtüsü ekseninde yapılan tartışmalar ve görülen mahkeme davaları bunun tipik bir örneği. Okullarda verilecek İslam din dersleri veya helal gıda meselesi basit anlamda günlük hayatta bir meselenin giderilmesi değil, uzun vadede kalıcı bir şekilde sistemik etkisi olabilecek başlıklar. Bu açıdan değerlendirdiğimizde ana akım tarafından “İslamcı motivasyonlu” olarak tanımlanan terör saldırılarının tüm bu faktörlerin neden olduğu etkiden daha da geniş boyutta etkisi olabiliyor. (Avusturya’da olduğu gibi) bir terör saldırısının ardından toplumun tamamına, tüm dinî gruplara etkisi olabilecek düzenlemeler gündeme geliyor, dinî unsurlara yönelik dışlayıcı, daha fazla kontrol altına alıcı, yasaklayıcı vasıflara sahip uygulamalar, ilgili ülkenin hukuki sisteminde daha fazla geçerliliğe sahip olabiliyor.

Bu tespitleri günümüzde somut olarak iki ülke üzerinden gözlemlemek mümkün. Avusturya’da terörle mücadele yasa paketiyle ve Fransa’da sözde cumhuriyetçi değerleri güçlendirme maksadıyla hazırlanan yasa paketleriyle yukarıda değindiğimiz etkinin nasıl şekillendiğine ve nelere sebep olduğuna şahit oluyoruz. Bu yazıda –Fransa konusunu bir başka yazıya havale ederek- Avusturya’da gündemde olan yeni yasal düzenlemelerin din-devlet ilişkileri açısından ne tür sonuçlarının olabileceğini ele almaya çalışacağız.

Viyana’da Terörle Mücadele Yasa Paketleri

Kamuoyunda yer aldığı üzere Viyana saldırısının ardından Avusturya’da hükûmet terörle mücadele yasa paketi hazırladı ve pakette yer alan yasa tasarılarını uzmanlardan görüş almak (Alm. “Begutachtung”) ve dolayısıyla kamuoyunu bilgilendirmek üzere Meclis’e iletti. Bunun için öngörülen süre şubat ayının başı itibarıyla tamamlandı. Birçok kurum ve uzman Meclis’e yasa tasarılarıyla ilgili görüşlerini iletti. Bu süreçte Dinî Cemaatlerin Hukuki Statüsüne İlişkin Yasa, İslam Dinî Cemaatlerinin Dış Hukuki Durumuna İlişkin Yasa (İslam Yasası), Vatandaşlık Yasası, Sembol Yasası ve Terörle Mücadale Yasası’ndan değişiklikler öngören paket birçok eleştiriye neden oldu. Eleştirileri iki kategoride ele almak mümkün: Bunlardan ilkini yasama sürecinde hükûmetin ortaya koyduğu yönteme dair eleştiriler olarak tanımlayabiliriz. İkincisini de yasaların içerdiği sorunlara ve neden olabileceği sonuçlara ilişkin hukuki tespitler olarak yorumlayabiliririz.

Avusturya hükûmeti tarafından takip edilen yönteme ilişkin temel eleştirileri Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) gündeme getiriyor. Zira hükûmet, ülkedeki Müslümanların dinî temsiliyetinin yasaya dönüşmüş hâli olan İslam Yasası’nda terörle mücadele kapsamında bazı değişikliklerin yapılmasını planlıyor. Buna göre cami kapatmalarının kolaylaştırılması, dinî kuruluşlarda görevli olanların din işlerinden sorumlu kuruma bildirilmesi, camilerin finansman kaynaklarının ve kullanım yerlerinin beyan edilmesi ve yasal olarak öngörülen çerçeveye uymayan camilerin büyük meblağlarla cezalandırılması hedefleniyor.

Avusturya

Avusturya'da Cami Kapatan Bir Utanç Vesikası: İslam Yasası

18 Haziran 2018

İslam Yasası Tartışması

Bu noktada IGGÖ ilk olarak, doğrudan Avusturya’daki Müslümanlarla ilgili olan bir yasa tasarısının onları temsil eden bir kuruluşla -yani IGGÖ ile- işbirliği içerisinde hazırlanmamış olmasına itiraz ediyor. Yapılan bu itiraz IGGÖ’nün kamu hukukuna tabi tüzel kişiliğe sahip bir kurum olduğunu dikkate aldığımızda gayet yerinde bir eleştiri. Hükûmet olarak ülkede resmî statüye sahip camilerle ilgili yeni bir yasal adım atacaksınız, ama bunu yaparken camilerin bağlı olduğu çatı kuruluşa danışmayacak, onun tecrübesinden faydalanmayacak ve var olan ihtiyaçlarını dikkate almadan yeni bir düzenemeye gideceksiniz. Bu aynı zamanda hükûmetin Avusturya İslam Cemaatine yönelik bakış açısını ele veren bir durum.  

IGGÖ takip edilen yöntem bağlamında ikinci olarak yasal değişikliklerin terörle mücadele kapsamında ele alınmasına itiraz ediyor. Hükûmetin bakış açısına göre terörle mücadele kapsamında bir ibadethane olan camiler Başbakan tarafından daha hızlı bir şekilde kapatılabilmeli, devlet camilerde görevli olan kişiler ve finans kaynakları hakkında daha fazla bilgiye sahip olabilmeli. Bu içeriğe sahip bir yasa tasarısının ülkede tartışılmasıyla ortalama bir Avusturyalının zihninde acaba nasıl bir cami algısı oluşur? Bu, İslam Yasası ile ilgili değişiklik önerileri dikkate alındığında yabana atılamayacak bir soru. Buna binaen IGGÖ İslam Yasası’nda uzun zamandan beri değişikliklere ihtiyaç olduğunu, ancak bu değişikliklerin terörle mücadele kapsamında yapılmaması gerektiğini savunuyor. Kurum ayrıca camilerin terörle ilişkilendirilmesinin neden olabileceği güven zedeleyici sonuçlara dikkat çekiyor. 

Hukuki Sorunları Olan Hukuki Düzenlemeler

Yöntemle ilgili bu iki noktaya değindikten sonra yasa tasarılarının içerdiği sorunlara geçebiliriz. Bunlardan ilkini Dinî Cemaatlerin Hukuki Statüsüne İlişkin Yasa’da öngörülen değişiklik oluşturuyor. Bu yasaya eklenmesi öngörülen bölümler arasında şöyle bir cümle var: “Federal kamu hizmet kurumları tüm dinî meselelerde Başbakanı dinlemek, bilgilendirmek, Başbakanın dinî meselelerde icraatı için ihtiyaç duyduğu inceleme sonuçları dâhil olmak üzere tüm belgeleri ulaştırmakla yükümlüdürler.” Bu cümle Avusturya’da kamu kurumlarıyla dinî kurumlar arasındaki ilişkinin yeni bir aşamaya geçeceğinin göstergesi. Bu sebeple de hem uzman hukukçular hem de dinî cemaatler tarafından eleştiriliyor. Eleştirinin temel noktasını birden fazla unsur oluşturuyor. Cümle o kadar soyut, kapsayıcı ve geniş bir alana işaret ediyor ki okuyucu sınırı bulmakta zorlanıyor. Uzman hukukçulardan Richard Potz, dinî meselerlerde Başbakanın bilgilendirilmesinin Avusturya’da din-devlet ayrımında bu şekilde yer almadığına dikkat çekiyor. 

Avusturya Piskoposlar Konferansı bu teklifle ilgili örneğin kamu hizmet kurumlarıyla kastedilenin ne olduğuna dikkat çekiyor. Mesela mahkemeler de bir kamu kurumu olduğuna göre onlar da dinî meselelerde ellerinde olan bilgileri göndermekle yükümlü olacaklar mı? Böyle bir durum güçler ayrılığı ilkesine ve dolayısıyla anayasaya aykırı bir durum değil mi? Öte yandan “dinî meseleler” kavramıyla kastedilen şeyin ne olduğu yönünde de sorular yöneltiliyor. Dolayısıyla bir dinî cemaatin kendi iç meselesi hakkında Başbakanlığın bilgi sahibi olması din-devlet ilişkileri açısından endişelere sebep oluyor. 

Avusturya’da Eşitlik İlkesinde Çelişki

İslam Yasası’nda düşünülen değişiklikler de hukuki açıdan sorunlar içeriyor. Bu sorunlara hem Avusturya İslam Cemaati hem de uzman hukukcu Richard Potz yazdıkları uzman görüşünde dikkat çekiyor. Kamu tüzel kişiliğine sahip cami derneklerinin statüsünün Başbakanlıkça hızlıca iptal edilebilmesi hukuk devleti açısından sorun teşkil ediyor. Normal şartlarda bir hukuki statünün iptal edilmesiyle ilgili süreçte ilgili dinî cemaatin sürece dâhil edilmesi, statüsü iptal edilecek yapıdan savunma veya eksiklikleri giderme talebinde bulunulması asgari şartlardandır. Bu şartlar dikkate alınmadan statünün doğrudan iptal edilmesi hukuk devleti uygulamasıyla çelişiyor. Buna ek olarak diğer dinî cemaatlerde böyle bir uygulamanın olmadığını dikkate aldığımızda eşitlik ilkesiyle çelişir bir durum da söz konusu.

Değişiklikler arasında ayrıca İslami kuruluşlarda görevli olan kişilerin listesinin Başbakan’a iletilmesi maddesi yer alıyor. Buna göre Başbakan’ın talep etmesi durumunda camilerde görevli olan kişilerin bilgilerinin iletilmesi mümkün olacak. IGGÖ bu maddeyi bir dinî cemaatin özerkliğine ve iç işlerine müdahale olarak yorumluyor. Bunun gibi özerkliğe ve iç işlerine müdahale olarak yorumlanabilecek bir madde de caminin finans kaynaklarıyla ilgili. Bu madde camilerin finans kaynaklarının nereden temin edildiğinin ve nereye harcandığının bildirilmesini şart koşuyor. 

Avusturya özelinde sunduğumuz bu tablo İslam ve Müslüman kaynaklı meselelerin din-devlet ilişkileri bağlamında sistemi nasıl etkilediğini gösteren örnekler. Seküler hukuk devleti sistemi devlet gücü lehine ve dinî cemaatin din özgürlüğü aleyhine evriliyor. Bunun sonucunda karşımıza şöyle bir manzara çıkıyor: Bir yanda dinî yapıları daha fazla kontrol altına almak isteyen, bu yapılara yönelik egemenlik aşkı kabaran bir devlet, diğer yanda da özerklik alanı biraz daha daralan İslam dinî cemaati.

Ünal Koyuncu

Siegen Üniversitesi siyaset bilimi, sosyoloji, tarih dallarında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Koyuncu’nun uzmanlık alanları göç, entegrasyon, diaspora politikaları ve Avrupa ülkelerinde Müslümanlar gibi konulardır. Koyuncu, İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) bünyesinde Ülke Masaları’nı koordine etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar