Tunus Tunus, Cumhurbaşkanı Said’in İktidarı Ele Geçirmesiyle Derin Bir Siyasi Krizde

Tunus Cumhurbaşkanı’nın, temmuz ayının sonunda yaptığı şok bir hamleyle yürütme yetkisini kendi üzerine alması, muhalifler tarafından ülkenin hâlihazırda kırılgan olan demokrasisini belirsizliğe sürükleyen bir darbe girişimi olarak nitelendiriliyor.

Alessandra Bajec 25 Ağustos 2021

Büyüyen pandemi krizi, ekonomik buhran ve ana siyasi güçler arasındaki sürtüşmelerle felç olan kamu kurumlarına yönelik düzenlenen kitlesel protestolardan bir gün sonra, 25 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Kays Said tüm yürütme yetkilerini üzerine aldığını açıkladı. Said, başbakanı görevden aldığını, meclisi 30 gün boyunca dondurduğunu ve milletvekillerinin  dokunulmazlıklarını kaldırdığını duyurdu.

Cumhurbaşkanı bu bir aylık sürenin dolmasının ardından 24 Ağustos’ta Meclis’in çalışmalarının durdurulması dahil olağanüstü yetkileri elinde topladığı kararların “süresiz” uzatıldığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Tunus halkına yaptığı açıklamada yaptıklarının “Tunus’u kurtarmak” için gerekli ve anayasanın 80. maddesiyle uyumlu olduğunu belirtmişti. Bazı yorumlara göre bu madde cumhurbaşkanına, “ülkenin güvenliğine ve bağımsızlığına karşı ciddi bir tehdit” bulunması durumunda olağanüstü tedbirler alma noktasında yetki veriyor.

Arap Baharı

Kışa Dönüşen Arap Baharı

1 Şubat 2018

Ne var ki Tunuslular, Said’in bu hamlesinin meşruluğu noktasında sert bir kutuplaşma içinde. Cumhurbaşkanının söz konusu girişimine karşı çıkanlar bahsi geçen anayasa maddesinde meclisin “böyle bir süre boyunca sürekli oturum hâlinde olması gerektiği”nin belirtildiğine dikkat çekerek, cumhurbaşkanının meclisi ne feshedebileceğini ne de dondurabileceğini söylüyor.

Nahda Hareketi Lideri ve Meclis Sözcüsü Raşid Gannuşi ise bu konuda anayasada zorunlu kılındığı gibi kendisine danışılmadığını söyledi. Dahası, cumhurbaşkanının milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırma noktasındaki anayasal yetkileri hususunda da şüpheler mevcut.

Anayasal yetkiler ve güçler ayrılığı hakkındaki anlaşmazlıkların ise Anayasa Mahkemesi tarafından çözülmesi öngörülüyor; ancak birbirini izleyen hükûmetler böyle bir kurumu oluşturacak üyeleri seçmeyi başaramadı.

Ülke Çapındaki Protesto Gösterilerinden “Halk Darbesi”ne

Cumhurbaşkanı Said bu radikal adımları atmadan önce, ülkede yaşanan siyaset, ekonomi ve sağlık alanındaki iç içe geçmiş krizler, Tunus halkı arasındaki gerilimi ve kızgınlığı artırmış ve ülke çapında büyük gösterilere yol açmıştı.

Yeni kurulan 25 Temmuz Hareketi gibi birçok genç Tunuslu, ülkenin çöken ekonomisini, Hişam el-Meşişi hükûmetinin Covid-19 pandemisini yönetme ve aşı edinimi noktasındaki başarısızlığını eleştirmek için sokaklara çıkarak meclisin feshedilmesi ve gerçek bir siyasi değişim çağrısında bulundular. Protestocular öfkelerini meclisteki en büyük parti olan Nahda’ya yönelterek, uzun süreden beri devam eden sıkıntıların şiddetli bir dışa vurumu olarak partinin farklı şehirlerde bulunan ofislerini bastılar.

Said’in 2019 yılında yapılan seçimden galip çıkmasına büyük katkısı olan gençler, cumhurbaşkanının eleştirmenler ve anayasa hukukçuları tarafından hukuk dışı bir darbe olarak adlandırdığı kararlarını sevinçle karşıladı. Cumhurbaşkanının siyasi hamlesi, halk arasında engellenemeyen bir değişim arzusuna yol açan kızgınlık dalgasına bir cevap niteliğindeydi.

Dosya: "Siyasal İslam"

Ulus-Devletin Bir Neticesi Olarak “Siyasal İslam”

1 Haziran 2021

Bölünmüş Bir Ülkede Derin Kutuplaşmalar

Said’in ilan ettiği olağanüstü hâl, Halk Hareketi gibi kötüleşen koşulların acil durum önlemlerini gerektirdiğine inananlar, aralarında çeşitli siyasi partilerle Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT), Tunus Ulusal Gazeteciler Sendikası (SJNT) ve Tunus İnsan Hakları Birliği’nin (LTDH) de bulunduğu ve acil önlemleri gerekli gören ancak demokratik anayasal düzene geri dönüş için bazı garantiler talep eden etkin sivil toplum grupları ve bu önlemleri seçilmiş kurumlara ve demokrasiye karşı bir darbe olarak gören parlamentonun en büyük dört partisi Nahda, Tunus’un Kalbi, Haysiyet Koalisyonu ve Demokratik Akım arasında keskin kutuplaşmalara yol açtı.

Müslüman iktidar bloğuna başkanlık eden Gannuşi diğer parti liderleriyle birlikte ilk olarak olağanüstü hâlin derhal sonlandırılmasını talep ederek destekçilerini direnmeye çağırdı. Nahda’nın Cumhurbaşkanı Said’in girişimine yönelik eleştirisi, aralarında İşçi Partisi ve eski Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki’nin başkanı olduğu İrade Hareketi Partisi’nin de olduğu bazı partiler tarafından da tekrarlandı. Ancak kısa bir süre sonra ise Nahda içindeki başlıca gruplar geri adım atarak ve diyalog çağrısı yaparak tutumlarında bir değişikliğe gitti. Nahda içindeki bu ılımlı değişim ise Cumhurbaşkanının partiye, 2011 öncesi rejimlerde yaşadıkları baskıya benzer bir baskı uygulayabileceğine dair parti içinde yaşanan endişeli tartışmalar neticesinde yaşandı.

Öte yandan sivil toplum örgütleri Said’e istisnai önlemler için anayasada belirtilen 30 günlük süreye bağlı kalması, mevcut durumu sona erdirmek için bir yol haritası sunması ve sivil özgürlükleri koruması için baskı yapıyor. Gözlemci kuruluş IWatch ile birlikte demokrasi ve insan hakları örgütü Al-Bawsala, “güçlerin cumhurbaşkanının elinde toplanması” hususunda ciddi endişeleri olduğunu dile getirdi.

Benzer şekilde Uluslararası Af Örgütü de devlet başkanına, “ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma hakları da dahil olmak üzere insan haklarına saygı duyulacağı ve bu hakların korunacağını alenen taahhüt etme” çağrısında bulundu.

Otoriter Bir Yönetime Kayma Tehlikesi

Cumhurbaşkanı Kays Said parlamentoyu dondurup, Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden almaya ve yürütme yetkisini ele geçirmeye karar vermesi üzerine, gücün tek elde toplandığının ve hak ve özgürlüklerde gerilemenin ilk işaretleri olarak görülen bu durum endişeleri artırdı.

Bununla birlikte Cumhurbaşkanı iktidar üzerindeki kontrolünü daha da arttıran bir takım sert kısıtlamaları devreye sokmaya devam etti: Savunma Bakanı ve Adalet Bakan Vekili’nin de aralarında bulunduğu üst düzey yetkilileri görevden aldı. Ayrıca askeri güçleri başbakanın ofisinin etrafına ve parlamento binasının dışına konuşlandırıp girişleri engelleyerek , devletin resmî radyo-televizyon yayın organının kontrolünü ele geçirdi.

Aralarında Said’in son eylemlerini sosyal medya üzerinden açıktan eleştiren muhalif milletvekili Yasin Ayari’nin ve bazı Nahda üyelerinin de bulunduğu politikacılar, 25 Temmuz tarihli cumhurbaşkanlığı bildirilerinin ardından parlamento dışında yaşanan çatışmalar sırasında “şiddete teşebbüs ettikleri” iddiasıyla temmuz ayı sonunda tutuklandı.

Uluslararası Af Örgütü, devlet başkanının, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sonrasında onlarla ilgili hukuki işlerde savcılığa başkanlık edeceğini bildiren duyuruyla ilgili özellikle endişe duyduklarını belirterek, yargı yetkilerinin “siyasi hesaplaşmaları kapatmak” ya da “muhalif sesleri tasfiye etmek” için kullanılmasına karşı uyarıdı.

Tunus’taki El Cezire bürosuna güvenlik görevlileri tarafından yapılan baskın ve Said’in “devlet güvenliğini tehdit edenlere” karşı ağır güç kullanma tehdidinde bulunmasının ardından insan hakları konusundaki kaygılar arttı. 26 Temmuz’da polisin Katar yayın kuruluşunun ofislerine baskın düzenlediği ve yerel basına göre, el-Meşişi’nin bir protesto bildirisi yayımlamasını engelleme amacıyla tüm personelin ihraç edilip, medya ekipmanlarına el konularak basın özgürlüğünün açıkça ihlal edildiği bildirildi.

Tunus Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada, güvenlik güçlerine karşı “kurşun kullanacak” herkesi “bir kurşun yağmuru” ile karşılaşacakları konusunda uyardı. Uluslararası hukuka göre güvenlik güçleri ölümcül gücü hukuki olarak yalnızca yaşamı korumak için kesinlikle gerekli olduğunda ve orantılı bir şekilde kullanabilir. Tunus silahlı kuvvetleri ise gereksiz veya aşırı güce başvurma konusunda korkunç bir geçmişe sahip, ki bunlar için neredeyse hiç ceza almadılar. Polis, 2011 devriminden sonra sadece cüzi bir güvenlik sektörü reformu geçirdiği için Cumhurbaşkanı Said’in darbe girişimini güçlendirmede önemli bir rol oynayabilir.

İnsan hakları örgütleri, Said’in savcılık görevlerine başkanlık edeceğine dair açıklamasından ve parlamento üyelerini ve diğer etkin şahsiyetleri kovuşturmak için askeri adalet mekanizmasını devreye sokmasından duydukları endişeyi dile getirerek yargının bağımsızlığı konusunda ısrar ediyorlar.

Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Amna Guellali, Orta Doğu Demokrasi Projesi (POMED) tarafından ağustos ayı başlarında internet üzerinden gerçekleştirilen bir seminerinde[1], “Cumhurbaşkanı tarafından dokunulmazlıkları kaldırdıktan sonra milletvekilleri hakkında askeri mahkemelerde birçok soruşturmanın açıldığını görmek tehlike sinyali veriyor ve endişe yaratıyor, çünkü askeri mahkemeler herhangi bir reform geçirmedi” şeklinde konuştu. “Askeri mahkemelere ve askeri yargılamalara siyasi amaçlı bir tür başvuru”da bulunulduğuna işaret eden Guellali, tutuklamalar, kovuşturmalar veya adil yargılamalar sırasında yaşanabilecek olası suistimallere karşı uyardı.

Belirsiz Bir Yol

Cumhurbaşkanı Said henüz hükûmetin başına birini atamamış ve söz verdiği gibi bir yol haritası açıklamamış olsa da, aralarında bakanların ve güvenlik görevlilerinin de bulunduğu üst düzey yetkililer içinde sık sık görevden almalarda ve yeni atamalarda bulundu. Bu görevden alma ve atamalarla ilgili ise hiçbir açıklama yapmadı.

Net bir yol haritasının olmaması zaman geçtikçe ülkedeki birçok kişi için endişe kaynağı hâline geliyor. Çoğu sivil toplum kuruluşu Cumhurbaşkanı’ndan ne yönde ilerlemek istediğine dair net bir plan ve anayasal meşruiyete dayalı ve anayasaya saygılı bir zaman çizelgesi talep ediyor.

Said’in iktidarı ele geçirmesi, Tunus’un genç demokrasisi için büyük bir sınav anlamına geliyor. Ekonomiyi düzeltecek ve siyasi sınıftaki yolsuzluğun kökünü kurutacak güçlü bir cumhurbaşkanlığı isteyen bazı Tunuslular Cumhurbaşkanı Said’in kararnamelerini onaylasa da, çoğu siyasi parti bu kararlara karşı çıkıyor. Ordu, polis ve Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) ise bu kararlara karşı çıkmıyor –hatta onları destekliyor- gibi görünüyor.

Brookings Enstitüsü’nün Orta Doğu Politikaları Merkezi’nde görev yapan Sharan Grewal bir blog[2] yazısında, “Bu açıdan UGTT’nin ve diğer sivil toplum aktörlerinin pozisyonunu takip etmek önemli: Bu krizden bir çıkış yolu bulunması noktasında bir kez daha yardımcı olmak için harekete geçmeleri ne kadar sürecek?” yorumunu yapıyor.

Uluslararası Kriz Grubu’nda (ICG) Kuzey Afrika uzmanı olarak görev yapan Riccardo Fabiani, temmuz ayı sonlarında yayımlanan bir soru-cevap[3] seansında, Said’in “yeni bir statüko oluşturmada” başarılı olma olasılığının göz ardı edilemeyeceğini öne sürdü. ICG uzmanı, Cumhurbaşkanının Tunus toplumunun bazı kesimleri arasındaki popülaritesi ile ilgili olarak, “bazı vatandaşlar, gücün, devletin daha iyi çalışmasını sağlayabileceğine inandıkları güçlü bir adamın elinde toplanmasını istiyor” değerlendirmesinde bulundu. Buna karşılık Fabiani, devlet başkanının iktidar hakimiyetini güçlendirme iddiasının bedelinin çok yüksek olabileceğini, hatta  ülkenin 2011 sonrası başlayan parlamenter demokrasi deneyiminin sona ermesinin de ihtimaller arasında olduğunu iddia ediyor.

Fabiani, 25 Temmuz’da yaşanan olayların ardından bir sonraki eylem planını üç ana faktörün belirleyeceğini savunuyor. Bunların ilki “kamu idaresinin, iş çevrelerinin, profesyonellerin, siyasi partilerin ve sivil toplum gruplarının” Cumhurbaşkanı’nın bundan sonraki hamlelerinde onunla “işbirliği yapıp yapmayacağı”. İkincisi kendisine danışman olarak ve devletin kilit pozisyonlarını doldurmak için seçtiği kişilerin profilleri. Son faktör ise Said’in ekonomik manevra alanını genişletebilecek veya daraltabilecek uluslararası finans kurumlarının ve kredi kuruluşlarının tepkisinin ne olacağı.

Dipnotlar
[1] https://pomed.org/wp-content/uploads/2021/08/Tunisia_Event_Transcript_2021_08_05.pdf?utm_source=Project+on+Middle+East+Democracy+-+All+Contacts&utm_campaign=8be0d5ad33-Event_Saudi_190523_COPY_01&utm_medium=email&utm_term=0_75a06056d7-8be0d5ad33-215975957
[2] https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2021/07/26/kais-saieds-power-grab-in-tunisia/
[3] https://www.crisisgroup.org/middle-east-north-africa/north-africa/tunisia/tunisias-leap-unknown
Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar