Bosna Hersek

Bosna Hersek’teki Tartışmalı Seçim Reformlarını Nasıl Anlamalı?

2 Ekim 2022 akşamı sandıklar kapandıktan sonra eski bir Alman parlamenter olan Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt’in seçim yasalarını değiştirmesini ülkenin geleceği açısından nasıl yorumlamak gerekiyor? Tartışmaların odağında yer alan Bosna Hersek’teki seçim reformlarının kısa bir özeti.

© Samır Jordamovıc - Anadolu Agency

Bosna Hersek’te 2 Ekim’de yapılan genel seçimler muhtemelen ülkenin savaş sonrası tarihindeki en önemli seçimlerden biri olarak hatırlanacak. Ancak bunun nedeni seçimlerin kendisi değil. Bunun nedeni, ülkenin Yüksek Temsilcisi olan eski Alman parlamenter Christian Schmidt’in seçim gecesi yaptığı inanılmaz müdahale ve sandıklar kapandıktan sadece birkaç dakika sonra yürürlükteki seçim yasalarının büyük bölümünü değiştirme kararı.

Dayton Barış Anlaşmasının Bakiyesi: Kaotik Yönetim ve Yüksek Temsilcilik

Yabancı bir yetkili Bosna’nın seçim yasalarını neden değiştirdi ve bunu yapabiliyor oluşu ilk etapta nasıl mümkündü? Her iki sorunun cevabı da Bosna Hersek’in, ABD’nin aracılık ettiği Dayton Barış Anlaşmasının Ek IV. Maddesinin belirlediği savaş sonrası anayasasının dünyadaki en karmaşık yönetim rejimi olmasından kaynaklanıyor.

Bu bir mübalağa değil. Bosna Hersek, yaklaşık dört milyon nüfuslu ve coğrafi olarak da Kosta Rika büyüklüğünde bir ülke. Fakat Bosna, on dört farklı idari yönetim kademesine, yüzlerce bakana ve neredeyse her bir kamu görevinin katı bir etnik-mezhep dağılımına göre belirlendiği, demokratik temsil haklarının neredeyse tamamının ülkenin üç sözde “kurucu halkı” olan Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlara ayrıldığı bir anayasal rejime sahip.

Bosna’da savaş sonrası yönetiminde belirleyici olan şey, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde kaos ve endemik yolsuzluk eğilimleri oldu. Muhtemelen bu, Dayton rejiminin bir yan ürünü değil de asıl amacıydı. Zira etnik açıdan çarpık bir sistem asla gerçek anlamda yönetişimi teşvik edemez, aksine zorunlu olarak sadece “güç paylaşımına” yönelir. Dayton Anlaşması da özünde, 1995’te ilk kabul edildiğinde olduğu gibi, savaşan gruplar arasında bir ateşkes olmaya devam ediyor.

Dayton Anlaşması, anlaşmanın uygulanmasında nihai otorite olacak ve Bosna’nın yasalarını tek taraflı olarak yeniden yazmanın yanı sıra anlaşmanın hükümlerini ihlal ettiği düşünülen seçilmiş yetkilileri görevden almak için güçlü yürütme yetkilerine sahip olacak bir Yüksek Temsilcilik Ofisinin (OHR) kurulmasını öngörmüştü.

Anayasanın Değişim Süreci

2009 yılına gelindiğinde, ülkenin mevcut anayasal rejimi tarafından çeşitli gerekçelerle ayrımcılığa uğradıklarını iddia eden yerel aktörlerden oluşan heterojen bir grup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Bosna’nın kendi Anayasa Mahkemesinde Bosna devletine karşı bir dizi yasal süreç başlattı. Mahkemelerde görülen sekiz büyük davanın tamamında yargıçlar davacılar lehine karar verdi. Bundan dolayı, 2010’lu yılların sonunda Bosna Hersek anayasası ve seçim yasalarının değiştirilmesi siyasi ve hukuki bir zorunluluk hâline geldi.

Ancak asıl soru, bunun nasıl ve ne amaçla yapılacağıydı. Ülkedeki önde gelen reformist siyasi blokların da dâhil olduğu Bosna sivil toplumunun ve vatandaşlarının çoğu, ilgili mahkeme kararlarının toplu sonucunun, ülkenin yasal düzeninin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği tarafından belirlenen demokratik standartlarla uyumlu hâle getirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu düşündü. Ancak katı Hırvat ve Sırp milliyetçi aktörler, bu tür değişikliklerin Dayton Anlaşmasının varlığıyla bağdaşmadığı ve dolayısıyla uygulanabilecek tek kararın mezhepçiliği ülkenin hukuku olarak daha da pekiştirecek kararlar olduğu görüşünü savundu.

Bu dönemde Batılı önemli başkentlerin de aralarında bulunduğu uluslararası toplumun çoğunda hâkim olan görüş ve tavır pasif kalmak oldu. Bosna’nın reform sürecinde ileriye dönük bir yol çizmek için defalarca müzakere turları düzenleseler de Bosna’daki en önemli iki Batılı aktör olan AB ve ABD, anayasanın reforme edilmesi gerektiğini retorik olarak kabul etmekle birlikte, pratikte statükonun muhafazasından gayet memnundu.

Hırvatistan Yönetiminin Dayattığı Değişiklikler

Ancak bu durum 2018’den sonra, Hırvatistan’ın Bosna’daki ana Hırvat milliyetçi partisi HDZ adına agresif bir şekilde lobi faaliyetlerine başlamasıyla ve ülkenin federasyon yapısının üst meclisindeki delegelerin nasıl paylaştırılacağına ilişkin Ljubic Davası olarak adlandırılan anayasal meselelerden yalnızca birinin uygulanması talebiyle değişmeye başladı. Ljubic kararı son derece teknik bir karar olmakla birlikte, özünde halk tarafından seçilen milletvekillerinin mi yoksa dolaylı olarak atanan etnik delegelerin mi ülkenin siyasi sisteminde birincil güç sahibi olacağı sorusuna dayanıyordu. Ulusal oyların ancak yüzde 9’unu alabilen bir parti olan Hırvat Demokratlar Birliği (HDZ), inatla bu seçeneklerden ikincisini savundu.

Hırvatistan’ın HDZ adına inatla sürdürdüğü lobi faaliyetleri nihayetinde meyvelerini verdi. Zagreb tüm dış politika araçlarını, Bosna’nın seçim yasalarını kelimenin tam anlamıyla her şekilde sorun hâline getirmeye adadı. Ülkenin popülist Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic, Batı siyasetinin Saraybosna’daki “Boşnak yanlısı” kampa HDZ’nin taleplerini kabul etmesi için baskı yapmaması durumunda İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini engellemekle bile tehdit etti. Bu amaçla, bu yılın temmuz ayında Christian Schmidt kısa bir süre için Federasyon’un seçim yasalarını değiştirmeye çalıştı. Ancak, Federasyon Halk Meclisi delegelerinin atanmasında bir tür kan sayımı ölçütü[1] (İng. “blood quantum metric”) getirerek mevcut anayasal rejimin mezhepçi hükümlerini radikal bir şekilde derinleştirme niyetini ortaya koyan değişikliklerin içeriği medyaya sızdı. Hem ülke içindeki hem de uluslararası kamuoyu şaşkınlıkla sızan bu belgeye tepki gösterdi. OHR’nin Saraybosna’daki merkezi önünde 7 binden fazla kişi protesto gösterisi düzenledi ve Schmidt’in hamleleri AB Parlamentosu, Almanya, İngiltere, Hollanda ve ABD Helsinki Komisyonundaki seçilmiş yetkililer tarafından eleştirildi.

Seçim Akşamı Değişen Yasalar

Schmidt kısa süreliğine geri adım atsa da çabalarına devam edeceğini belirtti. 2 Ekim’de de tam olarak bunu yaptı: Sandıklar kapandıktan sadece birkaç dakika sonra Federasyon’un seçim yasalarını değiştirdi. Böylece hükûmet kurma sürecini önemli ölçüde değiştirdi ve Federasyon’un Halklar Meclisindeki yapay hâkimiyeti aracılığıyla ayrılıkçı HDZ’nin iktidar üzerinde kalıcı bir tekel oluşturmasını sağladı.

Ülkenin bundan sonra nereye gideceği belirsiz. Aralık ayı başında Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi’nin Schmidt’in değişikliklerinin yasallığı konusunda karar vermesi bekleniyor. Bosnalı anayasa uzmanlarının çoğu mahkemenin Schmidt’in müdahalesini iptal etmesini bekliyor. Ancak mahkemenin, koalisyondaki çoğunlukları Schmidt’in müdahalelerine göre oluşturulmuş olacak ara dönem hükûmetlerini geçersiz kılacak kadar ileri gidip gitmeyeceği henüz belli değil. Tabii bunların hepsi, mahkeme Yüksek Temsilci aleyhine karar verirse gerçekleşebilecek senaryolar.

Daha yapısal bir noktadan bakacak olursak, Bosna’nın geleceğiyle ilgili olarak Zagreb ve ABD arasında varılan görünürdeki “karşılıklı anlayış” özellikle endişe verici. Washington, tarihsel olarak ülkedeki entegrasyoncu ve reformcu politikaların baş savunucusu olmuştu. Eğer Biden yönetimi bu yoldan vazgeçerse, bu karar sadece Bosna Hersek’te değil tüm Batı Balkanlar’da en aşırılık yanlısı unsurları radikal bir şekilde güçlendirecektir. Böyle bir dönüşün nihai sonuçları, özellikle de pek çok kişinin korktuğu gibi Bosna devletinin daha da zayıflamasına ve ülkede demokratik meşruiyetten geriye kalan çok az şeyin de yok olmasına yol açarsa, önümüzdeki on yıllar boyunca hissedilebilir.

Dipnot

[1]Sağ siyasetlerde önemli bir yer tutan ve bir kişinin geçmişindeki etnik kimlikleri belirlemeye yarayan sistemler bütünü. En ünlü örnekleri arasında Nazi Almanyasındaki ırkçı politikalar ve ABD’deki siyahların ayrılabilmesini sağlamak üzere düzenlenmiş yasalar verilebilir. Bugün liberal örnekleri ABD’deki Amerikan yerlilerinin tarihî kökleri için yapılmaktadır.

Jasmin Mujanović

*Dr. Jasmin Mujanović çağdaş Batı Balkanlar siyaseti konusunda uzmanlaşmış bir siyaset bilimcidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler