'Müslümanlar ve Psikoloji'

Psikoterapi Nedir?

Psikolojik rahatsızlıklar toplumda oldukça yaygın olmasına rağmen, bu rahatsızlıklardan muzdarip olan kişiler profesyonel yardım almaktan çekinebiliyor. Müslümanlar ve Psikoloji serisinin ilk yazısında Dr. İbrahim Rüschoff, bu profesyonel yardımların başında gelen psikoterapiyi mercek altına aldı.

©Shutterstock.com

Psikoterapinin ne olduğu konusunda gayrimüslimler ve Müslümanlar arasında çok farklı tasavvurlar mevcuttur. Bu sorunun açıklığa kavuşturulması ise önemli. Çünkü bu anlayış kişinin depresyon, kaygı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk veya bağımlılık gibi semptomları olması durumunda psikoterapi alma isteğini etkiliyor.

Ancak psikoterapistler arasında bile psikoterapinin tam olarak ne olduğu, danışmanlık ve manevi rehberlik sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği veya bu kapsama hangi terapi yöntemlerinin girdiği konularında görüş ayrılığı bulunuyor. Ruhsal şifalandırma veya diğer bilimsel olarak doğrulanamayan, hatta bazen tarikatvari bir karaktere bürünen yaklaşımlar gibi şüpheli yöntemler bulunuyor. Bazı görüş farklılıklarına rağmen bilim adamları psikoterapinin ne olduğu konusunda hemfikir olduğundan ufak ayrıntılarda farklılıklar olsa da terapötik çalışma alanı için kullanışlı tanımlar elde edilmiştir.

“Psikoterapi” genel kanının aksine ruhun tedavi edilmesi değil, “ruhsal” araçlarla, yani ilaç kullanımı olmaksızın, konuşmalar aracılığıyla tedavi uygulanması anlamına gelir. İlaçlar destekleyici olarak genellikle aile hekimi veya psikiyatristler tarafından reçetelendirilebilirken, psikoterapistler konuşarak tedavinin gücünden yararlanırlar.

Araba tamircileri gibi psikoterapistlerin de iyi bir iş çıkartmak için sadece “hislerine dayanarak” çalışmaları mümkün olmadığı için her ikisinin de uygun eğitime ihtiyacı bulunur. Bu da onları hobi psikologlardan ve amatör tamircilerden ayırır. Bu nedenle, psikoterapistler eğitimleri sırasında, semptomların nasıl ortaya çıktığına dayanan, düzenli olarak hastalarda başarıya götüren terapi yaklaşımlarını öğrenirler. Bu, terapistleri, örneğin psikolojik bağlamı bilmeden, tavsiyeye ihtiyacı olan kişilerle sürdürülebilir bir ilişki kuran ve bazen kayda değer bir terapötik başarı elde eden, ancak bunu sürdürmesi zor olan başarılı imamlardan ayırır.

Terapi Yaklaşımları

Psikolojinin bir bilim dalı olarak yaklaşık 140 yıl önce kurulmasından bu yana birçok farklı terapi yaklaşımı ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir. En iyi bilinenleri arasında psikanaliz ve ondan türetilen derinlik psikolojisi, davranışçı terapi, sistemik terapi ve konuşma psikoterapisini içeren hümanist yöntemler yer alır. Günümüzde psikoterapötik tedavi açısından önemli olan yöntemler; psikanaliz, derinlik psikolojisi yöntemleri, davranışçı terapi ve sistemik terapilerdir. Zira bu yöntemlerle yapılan terapiler sağlık sigortaları tarafından karşılanır. Bu farklı prosedürleri göz önünde bulundurduğumda, hastaları terapistlerin terapi yöntemleriyle haklarında farklı haritalara sahip oldukları bir manzaraya benzetmeyi severim ki bu haritalar tıpkı gerçek hayattaki gibi yürüyerek veya arabayla yol almanıza bağlı olarak farklı faydalar sunarlar ve hastalığın gelişimi hakkındaki düşünceler (örneğin kaygı bozukluğu) ve bunlardan yola çıkarak türetilen terapötik seçeneklerden oluşurlar.

Psikanaliz ve ondan türetilen derinlik psikolojisi yöntemleri, bir hastalığın, çözülmemiş ve bastırılmış, çoğunlukla erken çocukluk dönemine dayanan bir çatışmadan kaynaklandığını varsayar ve farkındalığı artırarak bu yaşanmışlığı işlemeye uygun hâle getirir. Davranışçı terapi ise hastalığa neden olan olumsuz davranış ve düşünce kalıplarının öğrenilmiş kalıplar olduğunu varsayar. Bu doğrultuda terapide, yeni davranış ve düşünce kalıpları sistematik olarak öğrenilir ve uygulanır. Sistemik terapi yaklaşımları ise hastanın semptomlarını örneğin aile içi bozulmuş ilişkiler veya uygun olmayan iletişim kalıplarıyla çerçevelenmiş bir sistem içinde geliştirdiğini ve bu nedenle sistemin değişmesi durumunda semptomların da ortadan kalkacağını varsayar.

Kriz durumlarında (örneğin evlilik krizi veya çocuk yetiştirirken karşılaşılan sorunlar) sağlıklı insanlara yönelik sunulan danışmanlık hizmeti ise psikoterapiden farklı olarak ele alınmalıdır. Zira psikoterapi sadece hasta insanlara yönelik bir tedavi yöntemidir. Manevi destek ise, zor durumda olan bir kişiye yardımcı ve destek olmayı amaçlar; bu destek birlikte yapılan ibadetler ve dinî rehberlik yoluyla sunulabilir. Böyle bir destek metodolojik sebeplerle psikoterapide mümkün değildir.

Psikoterapide Bir Fırsat Olarak Din

Müslümanlar sıklıkla, Hristiyanlığın hâkim olduğu Batı dünyasında ortaya çıkan çeşitli psikoterapi yaklaşımlarının kendileri için de uygun olup olmadığı sorusuyla karşı karşıya kalır. Bu tereddüte psikanalizin kurucusu Freud’un ve davranışçı terapinin kurucusu Skinner’in ateist oluşları ve doğabilimsel bir dünya görüşüne bağlı olmaları da eklenir.

Sadece Müslümanlar değil, dindar tüm insanlar psikiyatristlerin ve psikoterapistlerin onların hayatının temelini yani dinlerini ve Allah ile olan ilişkilerini önemsiz bularak görmezden gelmeleri ve hatta belki de patolojik olarak değerlendirmeleri hususunda endişe duyuyordu ve 20. yüzyılın son yarısına kadar bu endişelerinde haklıydılar da. Bununla birlikte, psikoterapideki yöntemler ortaya çıkışından bu yana gelişerek temelden değişti. Böylece bugün artık din ve maneviyat bir engel olarak değil, iyileşme sürecinde bir fırsat olarak görülüp dikkate alınır oldu. Hatta ABD, İngiltere ve Almanya’daki büyük meslek dernekleri üyelerine bu yönde tavsiyede bulunmaya başladılar.

Terapötik İlişki

Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman terapist ve bilim adamları, tarihin ışığında İslam’ın kaynaklarından, özellikle Kur’an ve sünnetten beslenen bir İslam psikolojisi olup olmadığı konusunu tartışıyorlar. Her iki kaynak da modern terapi konseptleri veya modern bilimsel bir psikoloji yaklaşımı oluşturmak için yararlanılacak bilimsel eserler olmamakla birlikte, bilimin başarabileceğinden çok daha geniş bir erişim alanına sahipler.

Şunu da söylememiz gerekir ki, terapi yönteminin terapinin sonucu üzerinde sadece çok küçük bir etkiye sahip olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Buna karşılık belirleyici olan faktör hasta ile terapist arasındaki kişisel uyumdan ziyade, esasen terapistin insana dair bakış açısıyla şekillenen hasta ve terapist arasındaki terapötik ilişkinin kalitesidir. Müslüman olsun veya olmasın, tüm iyi terapistler bu temele dayanarak başarılı bir şekilde çalışırlar.

Dr. Ibrahim Rüschoff

Rüsselsheim’da kendine ait muayenehanesinde hizmet veren psikoterapist Dr. İbrahim Rüschoff’un uzmanlık alanları arasında Almanya’daki Müslümanların psikososyal bakımı ve İslam’la bütünleşik psikoterapinin geliştirilmesi bulunmaktadır. Rüschoff aynı zamanda Sosyal ve Eğitim Meslekleri İslami Çalışma Birliği’nin (IASE) yönetim kurulundadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler