'İklim Felaketi'

Dünyanın Dengesini Bozduk, Peki Ya Şimdi?

İklim felaketi, dünyanın her yerinde kendisini hissettiriyor. Küresel ısınma, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve deniz seviyesinin yükselmesiyle iklim göçmenlerinin sayısı da artıyor. Çevrimiçi Perspektif Konuşmaları, iklim felaketi karşısında Müslümanca bir perspektif geliştirebilmeyi konu etti.

Fotoğraf: Shutterstock.com

İklim krizi ya da diğer bir deyişle “iklim felaketi” kapımızda. Allah’ın dünyaya koyduğu muhteşem mizan, insan eliyle bozuluyor. Peki Müslümanların iklim krizi ile mücadelede görevleri neler?

Çevrimiçi Perspektif Konuşmaları’nda bu kez Müslüman perspektifinden iklim krizi ele alındı. Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir ile Innsbruck İslam İlahiyatı ve Din Pedagojisi Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Ayşe Almıla Akca dinleyicilere iklim felaketi karşısında Müslümanların sorumluluklarını anlattı.

Çevrecilik İlhamı Veren İki Alman

Çevrimiçi olarak düzenlenen programda Prof. Dr. İbrahim Özdemir, çevre sorunlarının çözümü için yalnızca modern önlemlerin yeterli olmadığını, daha derin ve kapsamlı bir zihniyet devriminin gerektiğini belirtti. Bu devrimin temelinde ise Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in (sav) öğretilerinin yer aldığını vurgulayan Özdemir çevreciliğe olan ilgisinde iki Alman çevrecinin etkisi olduğunu belirtti: “Çevrecilik konusunda bana ilham veren iki Alman’dan bahsetmek isterim: Bunlardan ilki Yeşiller Partisi’nin kurucularından ve etkin bir çevreci olan Petra Kelly, diğeri ise çevre sorunlarına düşünsel bir devrimle çözüm bulunabileceğini savunan ve bu konuda Hz. Peygamber’i örnek olarak gösteren Rudolf Bahro’dur.”

Rudolf Bahro’nun deyimiyle tabiata olan bakış değiştirilmediği sürece çevreci düşüncenin sığlaşacağını ve yalnızca pratiklerden ibaret olacağını ifade eden Özdemir, insanın doğa ile ilişkisine dair açıklamalarda bulunud: “İnsanın doğa ile ilişkisi, sorarak anlam kazanır. Kâinatın anlamı nedir? Benim bu kainattaki yerim nedir? Bu sorular doğrultusunda insanın doğa ile ilişkisi yeniden belirlenir. Çevreciliğin ahlaki bir değer hâline gelmesi de bu soruları sormakla başlar.”

Tabiatta “ilahi” olanın görülebilmesinin ve hissedilebilmesinin ancak doğa ile iç içe kurgulanmış yaşam alanları ile sağlanabileceğini vurgulayan Özdemir, tevhid ve kainatın bir denge üzerine yaratıldığı inancının sürdürülebilir bir dünya için ahlaki tutumu sağlayacağını ifade etti.

Tabandan Gelen Taleplerle Çevre Politikaları

Modern çevre hareketlerinin Almanya’da başladığını belirten Özdemir, “yeşil camiler” gibi projelerin İslam dünyasında yaygınlaşmasının önemini vurguladı. Özdemir sözlerine şöyle devam etti: “Çevre sorunları sadece siyasi birer mesele olarak kalmamalı; çevrenin anlamı ve insanın kainattaki yeri doğru anlaşılmalıdır. Siyasi liderlerin sınırlı vizyonlarına bel bağlamadan, tabandan gelen talepler doğrultusunda çevre politikalarının şekillendirilmesi gerek.”

Özdemir, eğitim sistemlerinde çevre bilincinin yerleştirilmesinin de önemine vurgu yaptı. Kur’an’ın ilk 13 yılında insanların zihnini eğittiğini ve tevhit temelli bir dünya görüşünü öğrettiğini hatırlatan Özdemir, modern eğitim sistemlerinin sekülerleşmesiyle bu değerlerin unutulduğunu vurguladı: “Çevre ahlakı konusunda eğitim verilmesi oldukça önemli. Amerikan üniversitelerinde çevre ahlakı dersleri veriliyor ancak İslam ülkelerinde bu konu henüz gereken önemi görmüyor.”

Özdemir, Müslüman çevreciler olarak hazırladıkları “Mizan: Dünya ile Bir Sözleşme” adlı metni tanıttı. Bu metnin, İslam dünyasının çevre sorunlarına nasıl yaklaşması gerektiği konusunda rehber niteliğinde olduğunu belirten Özdemir, Mizan’ın 300’e yakın Müslüman kuruluşun yanı sıra çevre sorunları ile ilgilenen gayrimüslim çevrecilerin de danışmanlığı ile hazırlandığını söyledi. 27 Şubat’ta Nairobi’de ilan edilen metin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmişti.

  

“Plastiklerin Dönüştürülmesi Dinî Bir Eylem Olabilir”

Prof. Dr. İbrahim Özdemir’in ardından Dr. Ayşe Almıla Akca, çevre etiği ve sürdürülebilirlik konularında dinî pratiklerin nasıl değiştiğini inceleyen çalışmalarını sundu. Akca, tefsir, fıkıh gibi dinî disiplinlerin geleneksel yaklaşımlarından ziyade, çevrecilik ve sürdürülebilirliği dinî eylemleri manevi anlam ve adil eylem bağlamında ele alarak, insanların ve toplumların bu konuda nasıl hareket ettiğini analiz etti.

Müslümanların eylemlerinin çevresel faktörler, sosyal ve ekonomik olanaklar ile bireysel ve toplumsal değerlerin etkileşimiyle nasıl yeni anlamlar kazandığını örneklerle açıklayan Akca, Müslüman cemaatlerin ağaçlandırma projeleri, yeşil iftar organizasyonları ve çevre dostu cami inşaatları gibi örneklerle çevreye duyarlı dinî eylemlerini vurguladı: “Plastik tüpleri geri dönüştürmek gibi basit eylemler bile israfa karşı bir duruş olarak algılanabilir ve bu nedenle dinî bir anlam kazanabilir. Ayrıca, su tasarrufu ve enerji verimliliği gibi konularda bilinçlendirici çalışmalar, sürdürülebilir bir dünya sağlarken çevreci bir ahlakın oluşmasında da etkili olacaktır.”

“Çevreye Duyarlı Dinî Eylemler Sadece Birer Trend Değiller”

Ramazan ayındaki iftarların da sürdürülebilirlik açısından değişime uğradığını belirten Dr. Akca, Avrupa’nın birçok şehrindeki cami iftarlarının daha sade ve israftan uzak bir şekilde düzenlenmeye başlandığını ifade etti. Yemek hazırlıklarında aşırıya kaçmamak, gıda israfını önlemek gibi yaklaşımların önem kazandığını söyledi: “Bu tür değişimler, dinî eylemlerin anlamını ve biçimini etkiliyor. Özellikle, toplu iftar organizasyonlarında artan çevre bilinci ve sürdürülebilirlik anlayışıyla israfın önlenmesi için atılan adımlar önem kazanıyor.”

Dinî eylemlerde adalet ve insan kavramlarının önemine değinen Akca, İslam dininde insanın halifelik rolünün, çevreye ve diğer canlılara karşı sorumluluk getirdiğini söyledi: “Çevre ahlakı bağlamında, Müslümanların Allah’ın yarattıklarına karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerek. Bu bağlamda, 2015 yılında ilan edilen İslam Küresel İklim Değişikliği Beyannamesi ve Mizan Dünya Çevre Sözleşmesi gibi metinler oldukça önemlidir. Çevreye duyarlı dinî eylemler sadece modern birer trend değillerdir. Bunlar İslam’ın temel öğretileri arasında yer alırlar. Çevreyi korumak ve sürdürülebilirliği sağlamak da dinî bir ibadet olarak ele alınabilir.”

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi gören Yılmaz, Perspektif’in yayın kurulu üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler