NSU Davası NSU Terör Örgütü Davasının Protokolleri Dile Geldi

Almanya'da 8'i Türk 10 kişiyi ırkçı bir motivasyonla öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) isimli terör örgütünün yargılanması devam ediyor. Mahkeme salonunda tutulan protokoller dile geldi.

1 Mart 2014

6 Mayıs 2013’te Almanya’nın en büyük yargılama süreci başladı. Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütüne üye oldukları sebebiyle yargılanan zanlıların verdikleri ifadeler ve duruşmada sergiledikleri tavırlar nedeniyle çoğu zaman ciddiyetsiz bir atmosferin hâkim olduğu dava, basında da yer aldı. Peki kaçımız davanın içeriği, sanıkların ifadeleri ya da hâkimin sorularından haberdarız? Mahkeme protokollerinin seslendirildiği filmiyle bu eksikliği tamamlamaya çalışan Soleen Yusef ile NSU cinayetleri, davaya gösterilen ilgi ve Almanya’daki ırkçılık üzerine konuştuk.

Bu filmi çekmenizin amacı neydi?

Bu sürecin dışındaki bir vatandaş olarak filmi siyasi sebeplerle çektim diyebilirim. Olayların aydınlatılması, şeffaflık ve adaletin sağlanması yegâne arzumdu; ben de medyanın NSU sürecine olan dikkatini sadece dijital ya da matbu yayınlarla değil, aynı zamanda işitsel-görsel bir iletişim metodu aracılığıyla çekebilmek için kendimi sorumlu hissettim. İnsanların akıllı telefonlarıyla artık her şeye ulaşabildikleri bir çağda haberleri sahih, dürüst ve yenilikçi bir tarzda, bu yeni teknolojilerle aktarabilmek gerekiyor. Ben de bu imkânı kaçırmak istemedim ve NSU cinayetlerine medyanın ilgisini çekebilmek için bu yolu kullandım.

Peki neden protokollerin okunması şeklinde bir ifade metodu seçtiniz?
Gerçek mahkeme protokollerine sadık kalmak istediğim için bana göre en uygun olanı belgeselin bu şekilde olmasıydı. Olayı sanatsal olarak değiştirebilecek her türlü filmsel anlatım subjektif olacaktı. Fakat ben, mahkeme protokollerine dair şahsi bir görüşüm olmasına rağmen, bu protokolleri olduğu gibi ve her türlü kişisel yorumdan uzak tutarak yansıtmak istedim. Bu nedenle de bu anlatım metodunda karar kıldım. Bu ifade tarzı belki yoğun ve duygusal; ama diğer yandan herhangi bir ithamda bulunulmadığı için izleyiciye kendi yargısını oluşturma olanağı sunuyor.

Toplumun NSU sürecine olan ilgisini nasıl buluyorsunuz?
Bana göre sürece aslında bir ilgisizlik söz konusu. NSU konusuyla yakından ilgilenen çok az sayıda insan siyasi, hukuki ya da sanatsal bir bakış açısına sahipler; böylece olaya daha düzgün bakabiliyorlar. Ama bunun dışında kalan diğer insanlar çok ilgisiz. Hepimiz kendi küçük, güvenli dünyamızda yaşıyor ve toplum ile siyasetin trajik yanlarıyla pek ilgilenmiyoruz. Bu belki de bilginin çokluğuyla alakalı. Herkes Facebook, Twitter, bloglar ya da diğer sosyal platformlar aracılığıyla önemli bilgilere erişebiliyor. Bu bilgilerden önemli görülenler belki diğerleriyle paylaşılıyor. Ama hiçbirimiz sokaklara dökülmüyor, bu gayriinsani durumlar için herhangi bir şey yapmıyoruz. Dizüstü bilgisayarlarımızın arkasına saklanıyor, toplum ve siyasetin doğurduğu zulümleri internet üzerinden paylaşıyoruz. Fakat en azından bu bilgiler bir yerlerde muhafaza edilip arşivleniyor. Ben de bu filmi bunun için yaptım. Bütün toplumsal gruplara ulaşır mı bilmiyorum; fakat en azından insanlık tarihinde yaşanmış bir trajediyi belgeleyip insanlara ulaştırıyorum. Çünkü bu sürecin ya da yargılamanın içeriğini insanlara ulaşılabilir hâle getirmek en büyük isteğimdi.

Filme tepkiler nasıl oldu?
Tepkiler genelde olumlu oldu. Ama en büyük başarı filmin paylaşılması, geniş kitlelere ulaşması ve tavsiye edilmesi oldu. Bu da insanların konuya olan ilgisini uyandırdığımız anlamına geliyordu. Beni en çok etkileyen ve kalbimi titreten ise kurbanların ailelerinin avukatları aracılığıyla bana belgesel için teşekkür etmeleri ve bu filmi oluşturduğumuz için çok mutlu olduklarını iletmeleriydi. Bence aileler de sürecin bu filmle daha fazla anlam kazanabileceğine inandılar ve mutlu oldular. NSU süreci belgesel ile tekrar tartışılmaya başlandı.

Filmi seslendirenler, seslendirme esnasında ne hissettiklerini sizinle paylaştılar mı?
Hepimiz çok etkilendik. Birçok defa ara vererek okuduklarımıza dikkat kesildik. O an ne hissettiğimizi tartıştık ve birbirimize anlattık. Özellikle yaptığımız işe verdiğimiz değer, olayların vahameti ve insanlara karşı tarafsız davranmak konusunda okunulan içeriğin getirdiği zorluklar göz önüne alındığında bunun, seslendirenler için çok ağır bir iş olduğunu söyleyebilirim.

Almanya’daki ırkçılık ve NSU süreci ile alakalı sizin şahsi görüşünüz nedir?
Ben ırkçılığın, eğitim ve fırsat eşitliğinin eksik olduğu her yerde bulunduğuna inanıyorum. Irkçı insanların çoğu, küçük ve nefret dolu dünyalarında yaşıyor ve geri kalan dünyaya bakma ihtiyacı duymuyorlar. Ben bu insanların kendilerini özel hissedebilmek için bu küçük dünyaya hapsolmayı seçtiklerini düşünüyorum. Korktukları için kendilerini hapsediyorlar; bu korku ruhlarını silip süpürmüş. Bir insan ruhunu kaybederse, bütün insanlığını ve böylece dünyayla bağını kaybeder. Bunun sonucunda kendilerini diğerlerinden izole eden insanlar dünyaya karşı gerçekle ilişkisi olmayan bir bakış geliştirirler. Irkçılık böyledir; bu bakış benim için anlaşılmaz ve gerçek dışı.

NSU sürecine dair ise sadece şunu söyleyebilirim: NSU ve onun üyelerinin suçlu oldukları ve yargılanmaları gerektiği açık. Zira kanıtlar ve şahitlere dair neredeyse hiç şüphe bulunmuyor. Açık olmayan şey ise Anayasayı Koruma Dairesi’nin rolü ve ben bunun açıklığa kavuşturulmasını istiyorum. Ben, Anayasayı Koruma Dairesi’nin NSU üyelerinin 15 sene süren eylemlerinin ne kadarından haberdar olduğunu ve bunca cinayetin neden gerçekleştirildiğini öğrenmek istiyorum. İçimdeki kötü bir his, hukuk devletinin bilgileri benden gizlediğini ve beni böylece kafa karışıklığına ittiğini söylüyor. Bunun açıklığa kavuşmasını istiyorum. Aksi takdirde Alman yargısına ve aynı zamanda bunca zaman, burada sürdürülen gazeteciliğe olan inancımı kaybedeceğim.

NSU protokollerine dair Almanca filmi buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar