Fransa Raphaël Liogier ile Fransa’daki Muğlak Laiklik Üzerine

Fransa’da 2004 yılında devlet okullarında dinî simgelerin yasaklanması ve 2010’da “kamusal alanda yüzün kasıtlı bir şekilde kapatılmasını” yasaklayan kanunun yürürlüğe girmesinden bu yana laiklik tartışmasına her geçen gün yenisi ekleniyor: Okul kafeteryalarında helal gıda sunulması, burkini yasağı, üniversitelerde peçenin yasaklanması... 2017’de Fransa’da yapılacak başkanlık seçimi kampanyalarında da en sık dile getirilecek kelime, aslında anlamı tam olarak bilinmeden kullanılan “laiklik” kelimesi. Dinin toplumdaki yerine dair çalışmalar yapan sosyolog ve düşünür Prof. Raphaël Liogier ile muğlak laiklik üzerine konuştuk.

Hassına Mechaï 1 Ocak 2017

Fransa’da günümüzdeki hâliyle, kilise ile devleti birbirinden ayıran 1905 Yasası’ndaki laiklik aynı şey mi?
1905 yılında “laiklik” sözcüğü şimdiki anlamıyla kullanılmıyordu. Bu kelimenin 1905 Yasası’nda yer alan anlamına yeni anlamlar eklendi. 1905 Yasası’nın temel odak noktası ise inanç özgürlüğüydü ve bu durum hâlâ geçerliliğini koruyor. Laiklik kaynağını doğrudan 1789 tarihli İnsan Hakları Bildirgesi’nden, yani ifade ve inanç özgürlüğünden alıyor. 1905 Yasası ise ifade ve inanç özgürlüğünün bireylerin dinî inançlarını da kapsadığını ifade ediyor. Dahası bu yasa eşitliğe atıfta bulunuyor.

İnanç özgürlüğü için tüm dinlerin eşit olması gerek. Devlet dinler arasında ayrımcılık yapamaz. Bir inancı kayırırken diğerini dışlayamaz.

Bu nedenle tek bir “kilise” değil, “kiliseler” ile devletin ayrılması ibaresi kullanılmıştır. Bu ibare devletin herhangi bir dinî oluşuma karışmaması ve herhangi bir dinî kurumu desteklememesi gerektiği anlamına gelir. O zamanlarda Katolik Kilisesi’nin devletin ayrıcalıklarından sonuna kadar faydalandığını unutmamalıyız.

Nitekim 1905 Yasası bu duruma Fransız ilkelerinden biri olan “kardeşlik” ile ince bir düzenleme getirmiştir. Somut ifadelerle açıklamak gerekirse, örgütlenmek için mücadele veren ancak ibadet yerleri kötü durumda olan inançlar söz konusu olduğunda ibadet özgürlüğü bu yasa ile güvence altına alınmıştı. Dolayısıyla bu durumda devletin belirli bir dinî inanca yardım etmesine izin veriliyordu. Bu uygulama 1905 Yasası metnine ve ruhuna uygun olarak gerçekleştirildi.

İlk taslağından itibaren yasanın ne dediği gayet açıkken neden teori ve uygulamalarda sapmalar söz konusu?
Zaman içerisinde birden fazla idari hukuk mekanizmasının ortaya çıkmasıyla öngörülen bu sistemin elverişsiz olduğu anlaşıldı. Bu nedenle zamanın idari mahkemesi şimdilerde geçerli olan tarafsızlık prensibini ilan etti. Kamu yönetiminin ve Fransa Cumhuriyeti’ni temsil eden tüm bileşenlerin, yani hastaneler, okullar ve idari birimlerin tarafsız olması şart. Bu kişilerin herhangi bir dinî sembolle ilgileri olmaması gerektiği, devlet için çalışan memurlar oldukları için inanç özgürlüklerini fiilen kaybetmiş oldukları gibi bir inanç var. Oysa hizmet verdikleri vatandaşın inanç özgürlüğünün tesisi için tüm Fransa Cumhuriyeti’nin temsilcilerinin tarafsız olması adına, bu tarafsızlık ilkesinin insanlara zorla empoze edilmemesi gerek.

Laiklik konusunda Fransa modeli Anglo-Sakson sisteminin tam zıddı. Zira Fransız laikliğinin kendine has en önemli özelliği yaygın algının tersine bireysel özgürlüğe büyük önem vermesidir. Nitekim devlet temsilcilerinin tarafsız olma şartı bunu açıklıyor. Örneğin İngiltere’de bir polis memuru peçe ya da Sih türbanı takabilir, çünkü İngiltere’de sistem, vatandaşların devleti temsil eden kişilerin başörtüsü ya da türbanlarından nasıl etkilenebilecekleriyle ilgilenmez.

Bu anlamda İngiltere’deki sistemin daha komüniteryen bir sistem olduğunu söyleyebiliriz.

Fransa’da İslam’a dair tartışmalarda konu kendi dinî tarafsızlığına gelince devletin tarafsızlık tanımını değiştirdiğine tanık olmuyor muyuz? Yani devlet bir anlamda “tarafsızlığı” vatandaşlarına empoze etmek, kamuya açık alanları dinî sembollerden temizlemek istemiyor mu?
Doğru. Özellikle günümüzdeki tartışmalara bakıldığında siyasiler bu tarafsızlık ilkesini kamuya açık alanlarda da vatandaşlarına uygulatmak istiyorlar. Burkini yasağı sırasında özellikle sahil gibi kamuya açık alanlarda tarafsızlık ve dinî sembollerin yasaklanması tartışıldı. Bu yasak 1905 Yasası’na tümüyle aykırı olmakla birlikte daha sonraları idari hukuk birimlerince temeli atılan laik ruha da uymuyor. Laiklik yerine sık sık “cumhuriyet” sözcüğünün kullanılması ve özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkelerinin unutulmasıyla birlikte “cumhuriyet” kavramının içi boşaltılmış bir durumda. Laiklik artık kamuya açık alanlarda inanç özgürlüğünün yasaklanması anlamına geliyor.

Bunun nedeni nedir?
Fransa’daki asıl mesele, bizden laikliği korumak adına bireysel hürriyetlerimizi kısıtlamamızın istenmesi. Hâlbuki olması gereken şey tam da bunun tersi. Laikliğin bireysel özgürlüğümüzün teminatı olması gerekirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse günümüz Fransa’sında özgürlükleri kısıtlamanın tek yolu kamu huzuru, hijyen ve kamu güvenliği gibi hususlarla kamu düzenini bahane etmektir. Peçeyi yasaklayan 2010 Yasası birçoklarının inanmak istediği gibi laiklik ilkesine dayanmıyor. Toplum huzurunun ve kamu güvenliğinin tehdide uğrayacağı varsayılarak kamu huzurunun tesisine dayandırılıyor. Nitekim o zamanlar peçe takan kadınların peçelerinin altına bir şeyler gizleyebileceği ve kimlik tespit işlemlerinde sorunlar ortaya çıkabileceği belirtilmişti.

Laiklik düşüncesi özünde şudur: Devlet dinî konularda görüş bildirmemelidir. Ancak laiklik adına alınan ve yürürlüğe konulan kararlar bunun tam zıddı mahiyetinde. Dolayısıyla laiklik anlamını yitiriyor. Laikliğin hâlâ işlerlik göstermesinin tek sebebi Fransa’nın günümüzde diğer Avrupa ülkelerine göre daha derin bir kimlik krizinden geçiyor olması. Fransa âdeta karikatür bir devlet. Kimi Avrupa ülkelerinde bu laiklik olgusu yumuşatılmış olsa da Fransa’da aleni olarak vurgulanıyor.

Müslümanların bu neo-laikliğin ana hedefi olmasını nasıl açıklıyorsunuz?
1905 Yasası İslam’ın ikinci büyük din olduğu Fransa’da şimdilerde oldukça etkili. İslam bizleri, toplumumuzu yavaş yavaş değiştirmeyi hedefleyen, harici ve hastalıklı bir din olarak görülüyor. Böylelikle laikliğin de hakiki manası kayboluyor. Laiklik sözüm ona Fransız kimliğini korumanın ve Müslümanları hedef almanın ortak adı hâline geldi. Oysa bu durumun yasa ya da laiklik ile bir ilgisi yok. Devlet temsilcilerinin tarafsız olması ilkesini terk edip, vatandaşlarımızı herhangi bir dinî simge ya da inançlarını ifade etme şekillerinden vazgeçmeye zorlama noktasına geldik. Eski düzende tek bir resmî din vardı ve bu resmî dinin dışında kalan herhangi bir inanç yasaklanmıştı. Günümüzde yine aynı şablonlar uygulanıyor. Aradaki tek fark bugün bunun “cumhuriyet” adına yapılıyor olması. Diğer bir paradoks ise, inanç özgürlüğünün yine inanç özgürlüğü adına yasaklanıyor olması. Bu paradoksları idrak etmemizin tek nedeni şu an ahlaki bir krizden geçiyor olmamız.

Anatomi Serisi

Laiklik Nedir?

14 Temmuz 2019

Yani Fransa’da bir ahlak krizi mi var?
Kesinlikle. Çünkü toplumumuz endişe ve korku krizi geçiriyor. Avrupalıların, özellikle Fransızların gururları incindi ve kimliklerini kaybetmekten korkuyorlar. Küreselleşme akımında kendilerini kaybettiklerini düşünüyorlar. Bundan nasibini alanlar ise Müslümanlar oluyor. Giderek daha görünür ve etkin hâle gelmeleri nedeniyle günah keçisi ilan ediliyorlar. Toplumsal bilinçaltına bakıldığında, geleneksel olarak muhafazakâr ve sağ partilere oy veren seçmenler Müslümanları Hristiyan Avrupa’yı istila eden yeni Sarazenler* olarak görüyor. Aynı şekilde demokrat ya da sol partilere oy verenler ise kadınlara, cinsel azınlıklara baskı uyguladığı ve ifade özgürlüğünü kısıtladığı iddiasıyla İslam’ı reddediyor. Fransa denilen bu yaşlı ülke de etrafının sarıldığı hissine kapılıyor. Aynı şey Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) tipi siyasi partilerin hızla yükselişe geçtiği Almanya ya da Avusturya’da da gözlemleniyor. Bir zamanlar dünyanın merkezi olan eski Avrupa artık dünyanın merkezinde değil ve bu durumdan da rahatsız. Avrupa incinmiş durumda ve Müslümanların kasıtlı bir şekilde Avrupa’yı ve Avrupa’nın temsil ettiği değerleri aşağıladıklarını düşünerek giderek daha da paranoyaklaşıyor.

Manuel Valls bir demecinde “2017’de kimlik sorunu toplumumuzun ana gündemi olacak, diğer toplumsal sorunları kenara itecek.” demişti. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Samimiyetle söyleyeyim, tam tersinin olacağına inanıyorum. Şayet 2017’de ele alınacak meseleler yalnızca kültürel nitelikte olacaksa bu tartışma ve çekişmeler asla bitmez. Bugün eğer bir kimlik krizi varsa bunun sebebi gelir dağılımının eşit olmadığı, adil olmayan bir toplumda yaşıyor olmamız. Adaletsizlik tırmanıyor. Kişi başına düşen gelir tüm zamanların en üst seviyesinde, ancak toplumsal dışlama da bir o derece artmış durumda. Bu iki faktör bir araya geldiğinde bizi Amerika’da Trump ve Fransa’da Le Pen’e götürüyor. Siyasilerin kimlik hakkında tartışmaları reel meseleleri görmezden geldikleri anlamına geliyor.

İnsanlar iş arıyorlar ya da işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar. Bu insanların “sistem”den memnun olmadıklarını ve bunun için “Müslümanları” suçladıklarını unutmamak gerek.

Fransa’daki neo-laiklik, “tüm vatandaşların köken, ırk ve din ayrımı olmaksızın kanun karşısında eşit olduklarını” kabul eden ve tüm inançlara eşit saygı gösteren 1958 Anayasasının ilk maddesiyle çelişmiyor mu?
2003’te François Baroin, Başbakan Jean-Pierre Raffarin’e bu neo-laikliğin başlangıcına işaret eden bir rapor sundu. Bu raporun adı “Yeni Laiklik Hakkında” idi. Bu raporda kimi zamanlarda laikliğin insan hakları ile çelişebileceği yazıyordu. Dahası bu rapor belirli bazı durumlarda laiklik ilkesinin insan hakları ilkelerine tercih edilebileceğini söylüyordu. Bu çok saçma bir yaklaşım, zira laiklik temelinde vicdan ve inanç hürriyeti anlamına gelmektedir. Neo-laiklik, laikliğin orijinal manasıyla taban tabana zıttır; dolayısıyla 1958 Anayasasının ilk maddesine ters düşmektedir.

*Sarazenler (Latince: Sarecenus), Haçlı Seferleri sırasında Avrupalıların Müslümanlara taktığı isim. “Hristiyan olmayan” anlamına gelir.

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar