Ekstremizm Raporu Ekstremizmle Mücadele Mi, Müslümanların Özgürlüklerinin Zedelenmesi Mi?

Birleşik Krallık’ta Aralık ayında ekstremizmle mücadele raporu yayınlandı. Raporda cami, eğitim kurumları ve üniversite dernekleri gibi Müslüman kurumların, radikalleşmeye katkı sağlayabileceği iddia ediliyor.

1 Ocak 2014

Birleşik Krallık’ta muhafazakar ve liberal demokrat koalisyonun 2010 yılında göreve başlamasından beri Britanya’daki Müslümanları etkileyen bazı meseleler farklı yönlere çekiliyor. Başbakan, dinî grupların ayrı topluluklar hâlinde bulunmasının devletin çokkültürlülüğünden gelen toplumsal kimliğini zedelediğine dair alaycı bir tavır sergilerken koalisyon, Din İşlerinden Sorumlu Bakanlık kurarak ilk bakanın atamasını gerçekleştirdi. Birleşik Krallık’ta çokça eleştirilen terörle mücadele stratejisinin başarısızlığa uğramasını engellemek ve gizli mahkemeler için yasalaştırılan tasarıyla ve vatandaşlık hakkının iptalinin gündeme gelmesiyle birlikte Krallık’ta yaşayan Müslümanlar ile devlet arasındaki gerginliği azaltmak niyetiyle bir tenkit yayınlanmıştı.

Bunun sonrasında yönetimdeki partilerin birbirleriyle ve Muhafazakar Parti’nin kendi içindeki gerginliğe rağmen son günlerde radikalleşmeyle mücadele üzerine Başbakanlık’a bağlı çalışan Ekstremizm Özel Birimi (Task Force) tarafından bir rapor yayınlandı.

Haziran ayında Ekstremizm Özel Birimi’nin kuruluşunda Başbakan’ın duyurduğu rapor, okul, üniversite, hapishane ve internet gibi alanları kapsıyor. Raporun amacı, kişilere tavsiyelerde bulunmaktan ziyade, bu alanların sorun potansiyeline sahip olabileceğini ortaya koymak. Rapor, günlük ilişkilerin zayıflığı ve radikalleşme üzerine muhtemel rollerin incelendiği iddialarla dolu; üniversite ve hapishane gibi enstitülere dair ortaya konulan bu iddialar, daha önce gerçekleştirilen araştırmalarla da bağdaşmıyor.

“Biz ve Onlar Ayrımı Büyütülüyor”

İlk etapta, ekstremizmi önleme programının başarısızlığına sebep olan hataların raporda sıklıkla tekrar edildiği görülüyor. Örneğin dinle ilgili meseleleri şekillendirmede devletin sınırları göz ardı ediliyor. İslam’ın çarpıtılmış yorumunun ortaya neler koyduğuna ya da Seyyid Kutub’un eserlerinin bu çarpıklıktan ne kadar sorumlu olduğuna karar vermek hükümetin görevi midir? “Biz” ve “onlar” ayrımını büyütüp siyasi şiddetten pek de arınmamış olan aşırı sağcıların diline doladığı “İslamlaşma” ve “Eurabia” (Avrabistan) takıntılarını bir kenara bırakıp, din adına siyasi şiddeti doğru bir şeymiş gibi gösterenlere güvenmek mantıklı mı?

Rapor, ekstremistlerle yüzleşmek için geçmiş hataları kınıyor; fakat aynı oranda ekstremistlerin yüzleştiği açık, eleştirel ve sert tartışma gibi bir malzemeyi güçlendirerek başarısız oluyor. İzole ve sümen altı edilmiş bir meseleyle nasıl yüzleşilebilir ki?

Popüler partilere olan güvensizlik, millî kimlik kaybı ve göçmen gruplara kıyasla dezavantajlı olma hissi ile beyaz işçi sınıfının Britanya Milliyetçi Parti’ye oy vermesi gibi bir durumla karşılaşan diğer siyasiler, bu sefer merkez partilere olan sempatiyi geri kazanmaya çalışıyor. Bu arada mesele, seçmenlerin teselliyi siyasi toplumun uç sınırlarında aramasına kadar gidiyor. Bu durum ise Müslümanları marjinal uçlardan alıp, sıradanlığa, orta yola dahil etmek isteyen hükümetin düşüncesine aslında uymuyor.

Özel birimin hazırlamış olduğu, günlük ilişki kurmada zayıf, ama baskıcı bir yaptırımla sert bir yapı taşıyan rapor, önceki önlem politikasıyla Krallık ve Müslümanlar arasında açılan güvensizlik uçurumunun ilerleyen süreçte genişleyeceğinin sinyallerini veriyor. 9. Dünya İslam Ekonomik Forumu’nun Ekim ayındaki açılışında Başbakan’ın, Londra’nın İslami ekonominin dünyadaki tek başkenti olmasına dair dileklerini dile getirmesiyle farklı yönlere çekilen gerginlik yeniden gün yüzüne çıkmış oldu. Bu arada Britanya’da Müslümanların içtenlikle benimsenmelerinin önüne de engel çıkarılmış oldu.

Fotoğraf: Flickr.com/chrisd90

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar