Dosya: "Müslüman Mahkumlar" Müslüman Mahkûmlar İçin “Yabancı” Bir Ülkede Mahkûmiyet

Birlikte yaşamın hürken bile her zaman uyumlu ve kavgadan uzak yürümediği bir dünyada cezaevlerindeki kısıtlı imkânlar daha fazla hassasiyet gerektiriyor. Parmaklıkların ardındaki hayat sadece bir toplum kesiti sunmuyor, bunun da ötesinde problemli alanlara da mercek tutuyor.

Thorsten Beermann 1 Şubat 2014

Almanya’daki cezaevlerinde bulunan Müslümanlar diğer mahkûmlarla benzer özellikleri paylaşmaktadırlar; yani birçoğu işsizlik ve fakirliğin yaygın olduğu bir çevreden gelmektedirler. İlginç olan ise mahkûmların hapisten önce neredeyse tamamı göçmen kökenli insanlardan oluşan çok etnisiteli bir arkadaş çevresine sahip olmalarıdır; Alman çoğunluk toplumuyla iletişim istisna durumdadır. Mahkûmların çoğu, eğitim görmemiş ailelerden gelmektedir ve arkalarında başarılı bir okul hayatı bulunmamaktadır. Yetiştirilme esnasında şiddet görme ya da içki ve uyuşturucu ile tanışma da ulusal ya da kültürel kökenlerine bakılmaksızın bütün mahkûmlarda sıkça rastlanan, biyografik sabiteler arasındadır.

DİN MAHKÛMLAR ARASINDA HANGİ ROLÜ OYNUYOR?

Mahkûmlarla konuşmalarda, “Dinî emirlere uysaydım, şu an burada olmazdım.” cümlesi sıkça duyulmaktadır. Bunun yanında mahkûmlardan sadece çok az bir kısmı cezaevine girmeden önce dinî bir hayat sürmüş olduğunu iddia etmektedir. Hiçbirinin aktif olarak bir cemaat yaşantısı yoktur ve dinî vecibelerin tatbiki konusunda çoğunun bir çabası olmamıştır. Bu durum cezaevindeki hayatta da devam etmektedir. Gerçi İslam, hâlâ kimliği belirleyici bir faktördür ve mahkûmlar hapishanede “dine kavuşup yeni bir insan olduklarını” belirtmekten mutluluk duymaktadırlar. Fakat bu durum, mahkûmların davranışlarını bu ideale uygun ve tutarlı bir şekilde düzenlemelerine neden olmamaktadır. Birçok cezaevi çalışanı, mahkûmların hücre dışında namaz kılmak için fazladan zaman ya da özel bir yemek imkânı söz konusu olduğunda dinî özgürlüklerini severek kullandıklarını, fakat bunlarla iç içe olan dinî vecibeleri yerine getirmek konusunda ciddi olmadıklarını belirtmektedirler. Çalışmaya katılanlardan %40’ı düzenli olarak namaz kılmakta ve oruç tutmaktadırlar. Müslüman bir din adamı tarafından sunulan sohbet saatlerine mahkûmların sadece %10’u katılmaktadır. Bu gözlemler Aşağı Saksonya Kriminoloji Araştırmaları Enstitüsü’nden Prof. Dr. Christian Pfeiffer’in araştırmalarıyla da örtüşmektedir.

Pfeiffer 2010’daki bir ankette Müslüman gençlerin büyük bir kısmının kendilerini dindar ya da çok dindar olarak tanımladıklarını, ama gerçekte dinî vecibeleri yerine getirmenin bunun çok gerisinde olduğunu belirlemiştir. Bu durumda, dinin birçok mahkûm için, hapishane hayatındaki küçük ekstralara hak kazanabilmek için bir araç olarak görüldüğü intibası oluşmaktadır.

İslam, Müslüman mahkûmlar arasında grup kimliğini belirlemede şaşırtıcı şekilde küçük bir rol oynamaktadır. Daha önemli faktörler kişinin ya da ailenin millî aidiyeti olmaktadır. Bunun bir sonucu olarak Arap kökenli mahkûmlar ve Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanlar Almanca’yı ikinci bir ortak dil olarak kullanırken, Türk ya da Kürt kökenli mahkûmlar birbirleriyle daha iyi anlaşabilmektedir.

Çalışmaya katılan mahkûmları dinî ya da millî aidiyetlerinden daha çok bağlayan en önemli husus Almanya’daki ikamet yeridir. Özellikle ceza süresini dolduran mahkûmun eski çevresine geri döneceği göz önüne alındığında ortak tanıdıklar önemli bir bağlantı noktası oluşturmaktadır.

MANEVİ REHBERLİK

Cezaevi görevlilerinin Müslümanlarla ilişkisi kuşkusuz özel bir hassasiyet gerektirmektedir. Görevliler Müslüman mahkûmlara, Hristiyan mahkûmlara sunduklarına eşit bir hizmet sunmak durumundadırlar. Katolik ve Protestan papazlar hapishanelerde istihdam edilen temel personel arasında bulunurken Müslüman din adamları cezaevlerinde sadece saat ücreti ile çalışmaktadır. Aynı zamanda manevi rehberlik hizmeti yürüten kişilerin eğitimine de dikkat edilmelidir. Adelsheim Cezaevi’ndeki Kriminolog Dr. Wolfgang Stelly, imamların genellikle Türkiye’den gelip, görevlerinin bitmesinin ardından tekrar Türkiye’ye döndüklerini ve Almanca bilmediklerini belirtmektedir. Daha geniş çaplı bir çalışmada, sistem içerisindeki diğer görevlilerle anlaşabilecek, Almanya’da eğitim görmüş bir din adamının görevlendirilmesine dikkat edilmesi gerekmektedir.

DİN HANGİ POTANSİYELE SAHİP?

İyimser bir bakış açısıyla, özellikle genç mahkûmların dinî vecibelerini yerine getirdikleri taktirde daha iyi bir yola girecekleri ve cezai eylemlerden kaçınacakları düşünüldüğünde din olumlu bir unsurdur. Fakat mahkûmların cezaevine girmeden önce dinî vecibelere dikkat etmedikleri ve cezaevinde ibadetlerini yerine getirmek için mevcut imkânları da değerlendirmedikleri gözlemlenmektedir. Mahkûmlar manevi rehberlik hizmetini en kritik zamanlarında, yani cezalarını çekerken almaktadır. Fakat bu desteğin bittiği anda topluma yeniden katılma ve suçtan tamamen uzak bir hayat sürme süreci başlamaktadır. Bu anlamda önemli olan mahkûmların dönecekleri çevrelerin onları eski suçlarına yönlendirmeyecek şekilde olmalarıdır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar