Danimarka'da İslam Danimarka Halk Partisinin Düşündürdükleri

Danimarka Halk Partisi, son zamanlarda Müslüman göçmenlerin sayısının kısıtlanması önerisiyle dikkat çekiyor. Helal kesim ve sünnet gibi Müslümanlar için önem arz eden konuların “İslamlaşma” korkusu çerçevesinde tartışılması Danimarka’nın hak ve özgürlükler alanındaki birikimine de zarar veriyor.

Safia Aoude 1 Nisan 2014

Yeni yapılan bir ankete göre, Danimarka’da bugün bir seçim yapılsa aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi, meclisteki en çok oya sahip ikinci parti olacak. Peki bu durum Danimarkalı Müslümanlar için nasıl bir sorun teşkil ediyor?

Danimarkalı dinî liderlerden Bent Melchior yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Nefret söylemleri kişisel bazda kaldığı müddetçe sorun yok; ama bu söylemler bir kurumdan gelmeye başladığında, artık korkmak gerek.”

Şu an nefret söylemleri Danimarka’da çok da büyük bir sorun değil. Danimarka hem Avrupa Birliği hem de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Mahkemesi üyesi. Danimarka, halkına eşit hak ve hürriyetler sunan, demokratik bir anayasal devlet; alınan tüm siyasi önlemler, bireylerin ve grupların hayat tercihlerini belirlemeleri hususundaki özgürlüklerini garanti altına alıyor.

Danimarka Ceza Hukuku’nun 81. maddesinin 6. paragrafında belirtilen ifadeye göre, işlenen suçta dinî ve etnik sebepli bir nefret varsa verilen cezanın artırılması söz konusudur. Fakat Adalet Bakanlığının ilgili maddeye ilişkin verilen kararlara dair yayınladığı rapora göre 2010 yılında 2.850 insan nefret suçu işlemişken, bunların yalnızca 33’ü 81. madde 6. paragrafa göre cezalandırıldı. Sayılardaki bu çelişki üzerine Yahudi ve Müslüman organizasyonlar dinî nefret suçlarını daha özgür bir ortamda raporlamak için yeni bir platform oluşturdular ve yıllık raporlar yayınlamaya başladılar.

Dinî nefret suçlarındaki istatistiksel artışın, medyada bu suçlara karşı dava açma konusundaki hak ve imkânların etraflıca dile getirilmiyor oluşundan kaynaklandığı söylenebilir.

Fakat bazı analistler ise dinî azınlıklara yönelik nefret suçlarının, Danimarka Halk Partisinin ve partinin etnik unsur karşıtı söylemlerinin yükselişe geçmiş olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını irdelemektedir. Siyasiler, alenen “Danimarka’daki Müslüman nüfusu sınırlamak” (Marie Krarup, Ocak 2014) gibi şeylerden bahsettiğinde bu tür düşünceler hâkim görüş hâline geliyor ve böylece insanlar da ortalıkta düşmanlıklarını daha kolay ifade etmeye başlıyorlar.

Marie Krarup tabii ki Müslüman göçmenlerin Danimarka’ya olan akınını kısıtlamaktan bahsediyordu; lakin bu türdeki siyasi söylemler, Danimarka’da Müslüman azınlık için endişe ve hüsrana sebep oluyor. Danimarka’da henüz kurumsal anlamda bir nefret söylemi ortaya çıkmamış olabilir; fakat insanlar, bu türde kurumsal bir söylemin gelişim aşamasında olduğu hissine kapılmaktadır.

Danimarka’da 2013 yazı boyunca “anaokullarında verilen helal dönerin kültürel tehlikesi” ve “Ramazanın sağlığa zararları” gibi söylemler üzerinde yükselen siyasi bir dalga vardı. Bu yıl Şubat ayında Danimarka Sağlık Bakanlığı, uyuşturmadan hayvan kesimini yasaklayan (Yahudiler için de koşer et üretimini imkânsız kılan) bir tasarıyı yürürlüğe koydu ve son dönemde de erkek çocukların sünnetinin yasa dışı ilan edilmesi için ülkede bazı fikirler ortaya atıldı.

Hüsran ve endişeye sebep olan diğer mesele ise Danimarka millî mevzuatıyla 24 yaşından küçük gençlerde, eşlerden birinin Avrupa Birliği vatandaşı olmadığı takdirde aile birleşimine müsaade edilmiyor olmasıdır. Oysa ki Avrupa Birliği Kanunnamesi, gençlerin bir başka Avrupa Birliği ülkesi mensubu kişilerle evlenip, sonrasında Avrupa Birliği oturumuyla ailenin Danimarka bünyesinde aile birleşimine başvurmasına olanak tanıyor. Birçok Müslüman, bu tür yasal düzenlemelerin ve siyasi arenada var olan Müslüman karşıtı söylemlerin, Müslümanların ülkedeki sivil eşitliklerini hiçe saydığı görüşünde.

Danimarka’da halk arasında Müslümanlara dair söylem ise tam bir çıkmazda; çünkü düzenlemelere ve ifadelere Müslüman azınlık tarafından geliştirilen itirazlar, halk arasında hep ifade özgürlüğüne karşı oldukları şeklinde yorumlanmaktadır. Danimarkalı Müslümanlar kendi görüşlerini dile getirdiklerinde ya “fundamentalist”, yani kökenci, ya da “anti-demokrat” yaftası yemekte. Bu durum ise “beşinci kol azınlık”, yani belli bir ajandayı hayata geçirmek amacıyla çalışmalar yapan bir grup olarak algılanma korkusuyla Danimarkalı Müslüman oluşumların, Müslüman karşıtı önlemlere ya da halk arasındaki ayrımcı söylem ve eylemlere karşı harekete geçmelerini zora sokuyor.

Danimarka’daki birçok Müslümana göre halk indinde Müslüman algısı, hiç sona ermeyecek mantık dışı bir döngü durumundadır. Kamu söylemindeki bu saçmalığın nasıl aşılacağı ve Müslümanların siyasi anlamda nasıl gerçek birer Danimarka vatandaşı olacakları sorusu öylece ortada durmaktadır. Danimarka’daki Müslüman azınlığın, kimliklerini Danimarka vatandaşlığı üzerinden tanımlayamamaları ve Danimarkalı Müslüman azınlık olarak sığınabilecekleri güvenilir bir çatının bulunmaması gibi sümen altı edilmiş meseleleri ise hâlâ çözülmeyi beklemektedir.

Fakat, siyasi hegemonyasının artışıyla Danimarka Halk Partisinin ortaya koymuş olduğu bir fikir, temel bir düşünce hâline dönüşebiliyorsa, Müslüman bireyler ve oluşumlar da toplumda etkin bir role sahip olabilmek adına daha gayretli olmak zorundalar.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Gil Megidish

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar