Almanya'da İslam Bir Çay, Bir Bisküvi: Görülmeyen Gençlik Çalışmaları

IŞİD gündemi tüm Avrupa’yı meşgul ederken Müslümanlar, aşırılıkla mücadeleye yönelik etkin gençlik çalışmaları yapmamakla itham ediliyor. IGMG Gençlik Teşkilatının Abi-Kardeş çalışması, bu ithamların hem yersiz, hem de art niyetli olduğunu ortaya koyar nitelikte.

1 Kasım 2014

Sene 1998: Köln’de tek odalı bir öğrenci evi. İçeride hepsi 16 yaşlarında olan altı genç var. O zamanlar İslami bilinç edinme kaygısı duyan herkesin okuduğu kitaplar okunuyor, ardından çay-bisküvi eşliğinde tartışılıyor. Bu mütevazi ikram, üniversite okumak için Türkiye’den Almanya’ya gelmiş bir doktora öğrencisinin her hafta şaşmayan ikramı. Seneler sonra nerede çay ve bisküvi görülse, bu sohbetlerin akla gelmesinin yegâne nedeni de bu. Ali, gençlerle yapılan gezi, spor müsabakası gibi aktivitelere ilgili değil. Gençlik çalışmaları sorumlusuna şöyle diyor bir keresinde: “Bu sohbetler olmasa benim burada işim olmaz!” Bir genç olarak sadece ilmî faaliyetleri öncelediğini vurgulayan bu lafına şöyle bir cevap alıyor: “Bu sohbetler, bizim buluşmalarımız, hepsi gençlerle bir arada olmanın parçası. Spor müsabakası, gezi, buluşma ya da eğlenceler… Okumak dışındakiler sana basit gibi gelse de bütün bunlar gençlere yetkinlik kazandırıyor.” Nitekim Ali, bu konuşmadan kısa bir süre sonra, basit olarak tanımladığı bütün çalışmaların gençlere organizasyon kabiliyeti, sorumluluk bilinci ve idari yetkinlikler kazandırdığını anlayacaktır.

Ali, şu an 32 yaşında. Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli oluşumun Orta Doğu’da kanlı eylemleri etrafındaki tartışmaların taşındığı Almanya’da yaşıyor. Çay-bisküvi eşliğinde gerçekleştirilen ev sohbetlerinin yanında Müslüman gençlere yaşadıkları ülkelerde eşit yurttaşlar olarak öz güven kazandırma noktasında çalışmalara katılmış, yıllarca farklı projeleri yönetmiş. Yine de her gün gazetelerde “İslam adına gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin aslında İslam’a uygun olduğunu” iddia eden köşe yazarlarını ya da “İslami cemaatlerin gençleri nefret vaizlerinden korumada yetersiz kaldığına” dair yorumları okuyor. İğneyle kuyu kazar gibi, ilmek ilmek işlenen gençlik çalışmalarına takdir beklemese de, herhangi bir maddi destek görmeden bunca yıldır istikrar gösteren çalışmaların manşetleri hiçbir zaman süslemeyeceğini biliyor.

Abi-kardeş çalışmasının* Köln çevresindeki sorumlusu olan Muhammed Şener, ilgilendikleri gençler arasında herhangi bir radikalleşme eğilimi görülmediğinden bahsediyor. Ona göre bunun nedeni, çok küçük yaşta ilgilenmeye başlanılması dolayısıyla gençlerin bu tarz eğilimlere hiç yönelmemeleri. “Şimdiye kadar hiç böyle bir tecrübe yaşamamış olmamız, aslında çalışmanın başarısını ortaya koymuyor mu?” diye de ekliyor. Köln’de yaşları 12 ila 30 arasında değişen gençlere yönelik 44 abi-kardeş grubu var. Muhammed, “adam adama markaj” şeklindeki bir slogandan bahsediyor: “Gençlerin ailevi sıkıntılarına yardımcı oluyoruz. Mesela baba ile oğlu arasında sorun vardı. Genç beni haberdar etti; babasıyla üçümüz oturup sorunu çözdük.” Gençlerle birebir ilgilenme, arkadaş çevresindeki sıkıntıları çözmeye kadar uzanıyor: “Abi-kardeş çalışmasını diğer gençlik çalışmalarından ayıran, en alt caddedeki genç kardeşlerimize kadar ulaşmamız. Bir gencin evde, işte, okulda sıkıntısı varsa, yani zaten bir sorunlar yumağı içerisindeyse, aşırı grupların etkisi altına girmesi çok olası. Biz, kahvehanelerin, nargilecilerin önünde takılan, iddia oynayan gençlerin elinden tutuyoruz. Onları yatılı eğitim seminerlerine götürüyoruz. Meslek gruplarından insanları davet ediyor ve polisleri, öğretmenleri, doktorları gençlerle buluşturuyoruz. Onlara toplum içerisinde faydalı bireyler olabilmeleri için davranış modelleri sunuyoruz. Bizim amacımız, diğerlerini durmaksızın ötekileştirmek üzerine kurulu değil. Amacımız, gençlerin ötekini kötülemeden toplum içerisinde sağlam yerler edinmeleri.”

Muhammed’in sesi, birkaç sene önce ilgilenmeye başladığı gençlerden bahsederken değişiyor. Hepsinin bu sene üniversiteye başlayacağını söylerken de gönüllü yapılan bu çalışmaların en büyük ödülüne vurgu yapıyor: “Bu toplumda gelecekte akademisyen olarak yer alacak gençleri yetiştirmek, yaptıklarımızın meyvesi olarak yeter.”

Bir yönüyle “streetworker” olan bu abiler, sıfır bütçe ile çalışmaları gerçekleştiriyorlar. Tek motivasyonun “insanlara faydalı olmak” olduğunu vurguluyor Muhammed. Abi-kardeş çalışmasını yürütenler arasında üniversiteye giden, çalışan, evli birçok genç var; hepsi günlük sabit programlarından arta kalan zamanlarında kardeşleri için koşturuyorlar. “Kimlerin kötü yollara meyledebileceğini biliyoruz. Ailelerinin bu gençlere yapmadıkları yardımı bizim yapmamız lazım.” diyor başka bir abi. Yine kendisinin de 15-16 yaşlarındayken abisinin olduğunu, onun desteğiyle eğitimine devam ettiğini vurguluyor. Bu yönüyle abi-kardeş çalışması kendisini yeniden üreten bir çalışma.

Kalk’te abi-kardeş çalışmasını sürdüren Alkan Öztürk ise, liseyi bırakmak isteyen bir gençten bahsediyor. Abisi, onu eğitimine devam etmesi konusunda ikna etmiş. Öte yandan bunları yaparken gençlere yönelik çalışmanın en temel noktasının, onların hatasını yüzüne vurmamak olduğunu vurguluyor Alkan. Ona göre bunu yapabilmek ayrı bir olgunluk gerektiriyor: “Karşınızda gencecik birisi var ve elbette hata yapabiliyor, agresif tavırlar sergileyebiliyor. Onun bize davrandığı gibi davranırsak hem biz, hem de genç kaybeder. Biz sabır ve olgunlukla karşılıyoruz bu durumu.” Alkan, sınırların da farkında: “Sihirli değneğimiz yok ki gence dokunalım, her şey tamamen değişsin.”

Ali ise, kendisinden çok değil, 5 yaş büyük olan abisi olmasa, şu anki “Ali” olamayacağını söylüyor. Bu çalışmalar, onun deyimiyle koca bir dünyaya açılmasının öncüsü olmuş. Radikalizme, her türlü aşırılığa, şiddete ve hoşgörüsüzlüğe hâl diliyle karşı koyan abi-kardeş çalışmasının takdir görmesini beklemese de, en azından “Müslümanlar radikalizmle yeterince mücadele etmiyorlar.” ithamının bu kadar rahat dile getirilmemesini arzu ediyor belki de.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar