Savaş Sonrası Irak'ta Yaşam İnsan Kanıyla Sulanan Bir Ülke: Irak

Son yıllarda Irak’ı iki kelimeyle anlatmak gerekirse herhâlde en uygun kelime “mezhepler çatışması” olacaktır. Sünni-Şii çatışması, mezhepler üzerinden ayrımcılık ve güvenlik sorunları arasında Irak’ta Sünnilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri oldukça zor. Öyle ki, savaşın olduğu bölgelerde akraba ziyaretleri dahi askıya alınıyor, aileler parçalanıyor ya da toplu taşıma araçlarında siyasi tartışmalar üzerinden halk ayrışıyor. Irak, fillerin tepişirken ezayı çimenlerin çektiği bir ülke ve kısa vadede bu durum değişmeyecek gibi görünüyor.

Irak, Orta Doğu’nun en karışık ülkesi. Mezhep çatışması, farklı ideolojilerin çatışması, farklı etnik grupların çatışması ve askerî darbelerle ülkede çatışma namına her ihtimal, her gün 29 milyonluk nüfusun gözleri önünde tekerrür ediyor.

Orta Doğu’nun bu kanla sulanan ülkesinde anne babalar her an bir yerlerde bir bombanın infilak etmesiyle can verebilecek çocuklarını sabah okula gönderirken, “Acaba onu tekrar görebilecek miyim?” düşüncesiyle yaşıyorlar. Anne babalar bu endişelerin yanı sıra bir de mümkün mertebe, olan bitenlerin birçoğunu çocuklarına aksettirmeme kaygısıyla boğuşuyorlar. Güne “daha az kötü bir gün geçirmek” hayaliye uyanılan bir ülkede bu oldukça zor bir imtihan olsa gerek.

Servis şoförleri çocukları okula götürürken daha az riskli olan arka yolları kullanmaya çalışıyor. Ayrıca okul çıkışında çocukları kaçıran çetelere karşı tedbirli olmak için çocuklar dağılmadan önce okulda kalmak zorundalar.

İnternet ve sosyal medya ortamı her ne kadar günümüzde aile içi ilişkileri ve akraba ziyaretlerini zayıflatmış gibi görünse de, Irak gibi şiddetin günlük yaşamın en doğal parçası hâline geldiği coğrafyalarda sosyal medya, ilişkilerin devam edebilmesine imkân tanıyan en önemli unsurlardan biri. Bir akrabanızı veya arkadaşınızı ziyaret maksadıyla bir yerden başka bir yere gidene kadar birçok noktada ölüme teğet geçiyorsunuz. İnternet ise her ne kadar ev ziyaretlerinin yerini tutmasa da Iraklılara en azından güvenli bir “sıla-i rahim” imkânı sunuyor.

Ülkedeki bölünmüşlük ve kargaşa ortamı her yerde kendini gösteriyor. Örneğin toplu taşıma araçlarında şoförün veya bir yolcunun herhangi bir şeyden yakınması, aracın radyosunda yayımlanan haberlerde araç içerisindekilerden birinin hoşuna gitmeyecek bir şeyden bahsedilmesi ve bunun gibi birçok basit neden hemen oracıkta bir mini parlamentonun kurulmasına; grupların birbirlerine sataşmaya başlamasına yol açıyor.

Yüzde 25’lerde seyreden işsizlik oranına sahip, her üç çocuktan birinin eğitimden yoksun olduğu, 6 milyona yakın yetimin yaşadığı bir ülke Irak. 2013 yılında dünya genelinde terör saldırıları neticesinde 60 ülkede 17.958 kişi hayatını kaybetmişti. Bu ölümlerin yüzde 80’i Irak, Afganistan, Pakistan, Nijerya ve Suriye olmak üzere 5 ülkede gerçekleşirken en yüksek oran 2.492 saldırı ve yaşamını yitiren 6.362 kişi ile Irak’a ait. Ayrıca bu oran Irak’ta bir önceki yıla ait olan oranın yüzde 162 üstünde. Hâliyle ne dükkânını açmak için yola koyulan esnafın, ne evine ekmek götürmek amacıyla ter döken emekçinin, ne ilim tahsil etmeye çalışan öğrencinin, ne de ibadet etmek üzere ibadethaneye giden insanın can güvenliği var.

Ne kadar doğrudur bilinmez, Saddam Hüseyin’in asılırken kendisine “Cehenneme git!” diye seslenen bir askere “Artık cehennem Irak.” diye cevap verdiği söylenir. Patlama ve silah seslerinin günlük yaşamın sıradan gürültülerinden biri hâline geldiği, resmiyette bölünme olmasa da pratikte çok bariz bir bölünmenin yaşandığı, gayriresmî güçlerin resmî güçlerden daha fazla alanı idare ettiği Irak’ı tarif ederken “cehennem” kelimesi ilk akla gelen kelime oluyor. Bölge üzerinde hesapları ve planları olan aktörlerin çatışmaları en çok yetimleri, mazlumları, sıradan vatandaşları mağdur ediyor. Irak’taki bu mazlum insanların hâl-i pür melalini en iyi anlatan belki de şu Afrika atasözü: “Filler tepişirken olan çimenlere olur.”

Nitekim Şii milislerin en son 2015’in Şubat ayında Irak’ın Diyala vilayetindeki Mukdadiyye ilçesindeki Sünni köylerine baskın yaptığı ve onlarca erkeği öldürdüğü yönünde haberler kamuoyuna yansıdı. Basına sızanlara göre Şii milisler Irak askerlerinin müdahalesi olmaksızın evlere baskın yapıp, erkekleri uzakta kurşuna dizdiler. IŞİD’le mücadele etmeleri için Irak askerlerinin silah dağıtımında bulunduğu Şii milislerin kontrolden çıktığı bu tarz katliamların soruşturulması Birleşmiş Milletler Irak Özel Temsilcisi Nickolay Mladenov tarafından talep edildi. Mevcut durumda Irak’ta IŞİD milislerinden arındırılan şehirler, ne yazık ki diğer milislerin katliamlarına sahne oluyor. Böylece Irak’taki şiddet spiralinin sonu gelmeyecekmiş gibi görünüyor.

Can güvenliğinin yokluğu sebebiyle ismini ve kim olduğunu açığa çıkartabilecek bilgileri vermekten kaçınan bir aile ile konuşuyoruz. Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi altındaki Süleymaniye kentinde yaşayan bu aile -biz onlara Saidi Ailesi diyelim- bir apartmanda yaşıyor. Saidi ailesinin babası mühendis, anne ise ev hanımı. Ailenin üç çocuğunun ikisi yurt dışında üniversite eğitimi görürken, sadece biri Irak’ta bir Alman okulunda öğrenim görüyor. Baba Saidi eğitimini Almanya’da almış, akademisyen bir ailenin çocuğu. Almanya’ya misafir işçi olarak gelen bir ailenin kızı olan eşiyle yine Almanya’da üniversitede tanışmış. Saidi ailesi daha sonra Irak’a kesin dönüş yapmış. Maddi açıdan oldukça iyi bir konuma sahip olan Baba Saidi Irak Araplarından, anne ise Türk.

Baba Saidi aile fertlerinin diğer dinlerin mensuplarıyla sosyal ilişkilerinin yok olduğunu söylüyor: “İlişkiler ‘din’ üzerinden değil, ırk bağlantıları üzerinden yürüyor. Türkler Türklerle, Araplar Araplarla, Kürtler Kürtlerle ilişki hâlinde.”

Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra hem siyasi durum hem de dinî cemaatlerin durumu oldukça karışık bir hâle geldi. Saddam Hüseyin’in Şii gruplara baskısı neticesinde yurt dışına çıkmak zorunda kalan dinî cemaat liderleri ülkeye geri döndü ve böylece zaten hâlihazırda karmaşık bir sosyal altyapıya sahip olan Irak’ta yeni dinî gruplar da şekillenmeye başladı. Saddam Hüseyin’in uzun seneler süren baskıcı politikalarının ardından öncelikle Şii Müslümanlar bir araya gelerek gruplaşmaya başladı ve bu gruplar siyasette daha etkili olabilmek için yeni cepheler oluşturdular. Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından nüfusun yüzde 63’ünü oluşturan Şiiler güç kazanmaya, nüfusun yüzde 34’ünü oluşturan Sünniler ise etkilerini kaybetmeye başladılar.

Ülkedeki Sünni-Şii ayrımı partiler üzerinden de kendisini gösteriyor. İslami Davet Partisi en önemli Şii Partisi ve İran’dan mali destek sağlıyor. İslami Davet’e göre daha sağcı ve muhafazakâr bir parti olan diğer bir Şii Partisi Irak İslam Devrim Konseyi. Bunun yanında radikal Şii gruplar da bulunuyor. Baba Saidi, “Eski yönetim diktatörlüktü. Şimdiki yönetimin adı demokrasi, fakat demokrasiden oldukça uzak. Şiilerden başkasını kabul etmeyen bir iktidar bu.” diyor.

Öte yandan Baba Saidi’ye göre mezhep çatışmalarının arkasında yatan asıl neden başka: “Mezhep çatışması suni bir çatışma, asıl mesele iktidar ve para. Mezhep çatışmasının ortadan kalkması için siyasi bir çözüm bulunması gerek. Bu siyasi çözüm, Sünnilerin siyaset ve ekonomiye eşit ve adaletli bir şekilde katılımlarıyla ancak mümkün olabilir. Irak, her zaman farklı halklar ve dinlerin bulunduğu bir ülkeydi ama bu durum, farklı unsurların uzun yıllar bir arada barış içerisinde yaşamalarına engel olmadı.”

Ülkede Arap Sünniler siyasette artık pek söz sahibi olamasalar da partilerde temsil edilebiliyorlar. Muhsin Abdülhamid etrafındaki Irak İslam Partisi hem Kürtlere hem de Şiilere yönelik ilişkilerde itidal istiyor örneğin. Öte yandan ayrımcılık kronikleşmiş durumda: Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere yatırım yapılmıyor, elektrik, su gibi temel ihtiyaçlar daha az ve düzensiz veriliyor. Baba Saidi, “Mesela şu anda IŞİD’ten kaçan Sünniler, Şiiler sebebiyle Bağdat’a alınmıyor.” diyor.

Bu durumda Sünni Saidi ailesinin gelecekten beklentisi de “birlik” üzerinde yoğunlaşıyor. Baba Saidi, “Daha çok birlik istiyorum.” diyor örneğin. “Kur’an’ı esas alan, ırkçılıktan, mezhep çatışmalarından uzak bir birlik.” diyor. Baba Saidi için bu tarz bir birlik aynı zamanda güvenlik demek. Ailenin yaşadığı Kürt bölgesinde şu anda bir sıkıntı yok, “Herkes birbiriyle iyi geçiniyor.” diyor Anne Saidi. “Ama bunu mültecilere sorunca durumun böyle olmadığı anlaşılıyor.” diye de ekliyor: “Çünkü burada Kürt-Arap ayrımı oldukça yoğun.”

Şiilerin Sünnilere karşı savaşı Irak’ta birçok aileyi parçalamış ama Baba Saidi, “Aynı zamanda bu savaş birçok aileyi de bir araya getirdi.” diyor.

Baba Saidi’ye göre Irak’ta aile ilişkileri çok önemli. Saidi ailesinin mensupları da boş zamanlarında aile ziyaretleri gerçekleştiriyorlar. “Burada büyük aile olarak yaşanıyor. Bu nedenle aile ilişkileri çok önemli ve yoğun.”

2008’de Amerikalıların ülkeden çekilmesinin ardından işgalle bozulan istikrar Irak’ta hâlâ sağlanamadı. İnsanlar toplu taşıma araçlarına takla attırmak amacıyla otobüs şoförlerini vurmak için pusuya yatan keskin nişancılar, insanları fidye almak için kaçıran çeteler, silahlı milisler ve hukukun kendisine işlemeyeceğinden emin olan resmî güvenlik güçlerinin namluları önünde savunmasızlar. Fakat yaşam her şeye, tüm çatışmalara ve umutsuzluklara rağmen Irak’ta devam ediyor.

Fotoğraf: ©Flickr.com/DVIDSHUB

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar