Türkiye'de Seçimler Türkiye’deki Partilerin Yurt Dışı Seçmene Yaklaşımı Nasıl?

Yurt dışı Türkler için seçim tarihi yaklaşırken partilerin yurt dışı seçmene yönelik beyanları da arttı. Bu anlamda “Türk Partilerinin Yurt Dışı Türklere Yönelik Seçim Beyanlarının Karşılaştırması” gibi bir çalışma da kaçınılmaz hâle geldi.

Rümeysa Aydın 1 Mayıs 2015

Kamuoyu yoklamalarına göre en fazla oyu alacağı tahmin edilen ilk altı partinin yurt dışı seçmene yönelik söylemlerinde de farklılıklar var. Bu farklılıklar kendisini en başta kullanılan kavramlar üzerinden göstermektedir. Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) yurt dışı Türklere yönelik hitabını “yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımız” olarak dile getirmektedir. Seçim bildirgesini “Yaşanacak Bir Türkiye” başlığıyla yayımlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) “yurt dışındaki insanlarımız/yurttaşlarımız” ifadelerini kullanırken, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) “yurt dışındaki Türkler” hitabıyla seçmenine çağrıda bulunmaktadır. Buna karşın Halkların Demokratik Partisi (HDP) “Türkiyeli göçmenler” ifadesini kullanırken, Saadet ve Büyük Birlik Partisi (BBP) ittifakı “Türkiye kökenli insanlarımız” hitabını tercih etmektedir.

Partilerin yurt dışı seçmene yönelik hitaplarındaki tercihleri kadar yaklaşımları da oldukça ilgi çekici. Seçimlere iktidar partisi olarak girecek olan AK Parti, “Parti programınızda yurt dışında yaşayan Türkiyeli göçmenlere yönelik ne tarz bir ajanda söz konusu?” sorusuna şöyle yanıt veriyor örneğin: “AK Parti kurulduğundan beri her zaman yurt dışında yaşayan soydaşlarımıza yönelik ajandası olan bir parti oldu. Yurt dışındaki vatandaşlarımız dış politikamızın en önemli unsurlarından. Dünyanın dört bir yanındaki vatandaşlarımızın menfaatlerini koruyacak çalışmalar yaptık. Bulundukları topluma entegre olurlarken kültür ve dillerini muhafaza edebilmeleri yönünde hem AK Parti hem de hükûmet olarak birçok adım atıldı. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bunun en bariz örneğidir. Konsolosluklarımızı vatandaşlarımızın evi hâline getirdik. AK Parti olarak vatandaşlarımızın sadece başları sıkıştığında onların yanında olmakla kalmayıp uzun vadeli politika üretmeyi tercih ediyoruz.”

Ana muhalefet partisi CHP’nin seçim beyannamesinde yurt dışı seçmene yönelik ifadeleri ise “eğitim, kültürel etkileşim, diplomatik girişimler, temsiliyet, askerlik, yurt dışındaki hizmetler ve Türkiye’deki hizmetler” gibi başlıklar altında somut seçim vaatleri şeklinde listelenmiş durumda. Seçim bildirgesindeki bu seçim vaatlerinin yanında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu 25 Nisan 2015’te Düsseldorf’ta düzenlediği mitingte katılımcılara şöyle hitap etti: “55 yıl önce geldiniz, bugün aranızda akademisyenler, politikacılar var. Hayatın her alanında gücünüz var. Biz bu gücü Türkiye için de kullanmak istiyoruz. Çünkü Türkiye’nin demokrasiye, özgürlüğe, birlikte yaşamaya ve temiz siyasete ihtiyacı var. Sanmayın ki sizin sorunlarınızı izlemiyoruz. Aştığınız zorluklardan biri Deniz Feneri faciasıdır. İslami dernekler aracılığıyla Almanya’da alın terinin nasıl sömürüldüğünü de biliyoruz. CHP olarak biz her türlü sorununuza en duyarlı yaklaşımı üreten partiyiz.”

Bu çalışma yapıldığı sıralarda henüz seçim beyannamesini yayımlamayan MHP’nin yurt dışı seçmene yönelik yaklaşımına ancak satır aralarından ulaşmak mümkün. Devlet Bahçeli, beyannamenin geç yayınlanması ile ilgili sorulara “Siyasi taktik icabı böyle yapıyoruz.” cevabını verirken, 26 Nisan 2015’te Almanya Oberhausen’daki konuşmasında yurt dışı seçmene şu şekilde seslendi: “Bilmenizi isterim ki, Türk milletinin gurbet ellerdeki gönül ve kültür elçileriyle buluşmanın tarifsiz sevinç ve mutluluğunu yaşıyorum. Avrupa’nın hangi ülkesinde hayat ve geçim mücadelesi verirse versin, milletimin asil ve tertemiz evlatlarını özlemle, muhabbetle ve samimiyetle kucaklıyorum. Siyasi görüşü ne olursa olsun, ideolojik tercihi nasıl olursa olsun, Türk milletine mensubiyetten iftihar duyan, Türkiye ismini duyunca kalbi çarpan her insanımı bu vesileyle selamlıyorum. Avrupa Türklüğü özünü ve özgüvenini kaybetmeden varlık ve birlik yolunda kararlı adımlarla yürümektedir. Biz bundan gurur duyuyoruz.”

İnsan hakları ve özgürlükleri öne çıkaran yaklaşımıyla dikkat çeken ve barajı geçip geçemeyeceği merakla beklenen HDP’nin yurt dışı seçmene yönelik söylemlerine de genel olarak partinin Türkiye’deki meselelere dair yaklaşımı yansımış durumda: “Partimiz, parti programında belirttiği temel ilkelerin sadece Türkiye sınırlarını esas alarak değil, dünya ölçeğinde savunulmasının bir görev olduğu bilinciyle hareket etmektedir. Parti programımızda yer alan, ‘Partimiz, halklarımızın eşit, özgür ve barış içinde gönüllü bir ortak gelecek kurabilmelerinin önündeki başlıca engel olan, farklılıkların inkârına dayanan ‘tek’çi anlayışın ortadan kaldırılmasını gerekli ve zorunlu görür, asimilasyonla ve inkârcılıkla her düzeyde mücadele eder.’ ifadesi evrensel bir ilkedir. Yurt dışında yaşayan yurttaşlarımıza da aynı ilkelerle yaklaşmaktayız. Türkiyeli göçmenlerin sistematik ve/veya dolaylı yollardan asimilasyona tabi tutulmasına karşıyız.”

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi ittifakının yurt dışında seçmene yönelik ajandasında sivil toplum kuruluşları öne çıkarılmakta ve yurt dışında yaşayan vatandaşların kendi çabalarıyla oluşturdukları oluşumlara dikkat çekilmektedir: “Yurt dışında yaklaşık 6.5 milyon Türkiye kökenli insanımız yaşamaktadır. Yarım asrı aşan bir süre önce Avrupa ülkelerine giden vatandaşlarımızın çocukları bulundukları ülkede doğmuş ve kendi öz kültürlerinden uzak yetişmektedir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız bulundukları ülkelerde kendi sorunlarını kendileri çözmeye gayret etmektedir. Bunun için çeşitli sivil toplum kuruluşları ve cami dernekleri kurarak kendilerini, aile bütünlüklerini ve temel değerlerini korumaya çalışmaktadırlar. Yaşadıkları ülkelerin yönetimleri ve Türkiye temel sorunlarını çözmek için üzerine düşeni tam anlamıyla yapmamaktadır. Biz, vatandaşlığı devam etsin veya etmesin yurt dışında yaşayan kardeşlerimizin en başından beri yanında olduk, onlara çocuklarının temel inanç ve değerlerine uygun olarak yetişme ortamlarının hazırlanması gibi konularda yardımcı olduk, olmaya da devam edeceğiz.”

Partilerin Diaspora Uzmanları Yok

Partilerin diasporaya yaklaşımlarını ve politikalarını belirleyecek birimler ise genellikle “Dış İlişkiler” başlığı altında yer alıyor. Örneğin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Yasin Aktay, partinin yurt dışı soydaşlara yönelik politikalarını koordine ederken, bu alan CHP’de Parti Örgütü, Örgüt Yönetimleri ve Yurt Dışı Örgütlenmeler Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl tarafından dolduruluyor. MHP’de Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş, HDP’de Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür bu görevi yürütüyor. Saadet Partisi’nde bu görevi Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Temel Karamollaoğlu yürütürken, Büyük Birlik Partisi’nde ise Dış İlişkiler ve Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Şanverdi diasporaya yönelik çalışmaları koordine ediyor.

Diğer yandan hemen hemen bütün partilerde bulunan bu birimlerdeki çalışmaların büyük çoğunluğu teşkilatlanma üzerine yoğunlaşmış görünüyor ve “diaspora”, “azınlıklar” gibi temel alanlara dair parti politikaları üretecek diaspora uzmanları partilerde yer almıyor. Yani yurt dışında bulunan uluslararası organizasyonlar, Avrupa Parlamentosu, aynı ideolojik çizgideki partiler ve yurt dışı temsilciliklerin koordinasyonu ile yurt dışı vatandaşların sorunları ile ilgilenen birimler aynı. Bu ise diasporaya yönelik etkin içeriklerin üretilmesini engelleyecek gibi görünüyor.

Bunun haricinde partilerin “diaspora” kavramına yaklaşımları da birbirinden farklı. AK Parti, “diaspora” kelimesi ve bu kelimenin verdiği hisse daha temkinli yaklaşıyor: “Biz yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın kendilerini diasporada hissetmelerini istemeyiz. Bulundukları ülkeleri kendilerine yurt edinerek güçlü olmalarını isteriz. Türkiye güçlendikçe yurt dışındaki vatandaşlarımız da güçlenmekteler. Türkiye’nin yükselişi yurt dışında yaşayan soydaşlarımıza itibar ve saygınlık kazandırmaktadır. Bunun için son yıllarda özellikle dış temsilciliklerimizde titiz bir çalışma yürütülmüş, eskisi gibi vatandaşını öteleyen değil kabul eden, orada yerli olmalarına yardımcı olabilecek temsilciliklerimiz bulunmaktadır.”

CHP seçim bildirgesinde diplomatik girişimlere önem vermiş, çifte vatandaşlık hakkının kazanılması için gereken tüm diplomatik girişimlerin sağlanacağını, yurt dışındaki vatandaşların can ve mal güvenliğinin artması için de yine aynı girişimlerin sürdürüleceğini vurgulamıştır. Bunun yanında gümrük kapılarındaki sorunlar, emeklilerin yurt dışından getirdikleri araçların Türkiye’de daha uzun süre kullanılabilmesi, yurt dışında verilen “askerlik yapamaz” raporlarının Türkiye’de kabul edilmesi gibi çok somut ajandalar da dikkat çekmektedir.

MHP ise daha çok “Türklüğe mensubiyet” kavramı üzerinde durmakta. Bahçeli bu durumu şöyle dile getiriyor: “Sizler Avrupa’daki sözümüz, dünyaya dönük çehremizsiniz. Sizler Türkiye’siniz, sizler Türk vatanısınız, sizler Türk milleti sevdasıyla yoğrulmuş millî yüreklersiniz. Milletimizin tüm haslet ve özelliklerini hevesle temsil ediyorsunuz. Gelenek ve göreneklerimize yüz çevirmeden hayatlarınızı idame ettirmeye çalışıyorsunuz. Avrupa toplumları, Türklerin gerçek vasıflarını sizinle tanımış, inancımızın safiyetini sizlerde görmüştür. Yaşadığınız topraklara yüksek kültür ve ahlak değerlerinizi kattınız. Bugün Türklüğe mensubiyeti koruyarak, yaşadığınız ülkelerin saygıdeğer bir unsuru olmayı alın terinizle, irfanınızla, ülkülerinizle ve uyumlu tavrınızla gerçekleştirdiniz.”

HDP de diaspora kavramını daha çok 80 Darbesi ve Kürt sorunu sebebiyle Türkiye’den kaçan insanlar bağlamında değerlendiriyor: “‘Diaspora’ vatandan kopmayı ifade eden bir terim olmakla birlikte, siyasal ve hukuki açıdan çözülmesi gereken temel sorunlara sahiptir. HDP, özellikle 12 Eylül askerî darbesi sebebiyle yurt dışında yaşamak zorunda bırakılan yurttaşlarımızın ülkelerine dönebilecek koşulların hazırlanması için çok sayıda soru ve araştırma önergesi vermiş, hâlâ ülkeye dönüşlerin sağlanabilmesi için gerekli girişimlerde bulunmaktadır. 90’lı yıllarda köyleri yakıldıktan sonra Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan onbinlerce Kürt yurttaşımız için de benzer bir çaba söz konusudur. Ezidi, Süryani, Ermeni yurttaşlarımızın da vatanlarına özgürce dönebilecekleri yasal düzenlemeler için çalışmalarımız devam edecektir.”

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin ise bu kapsamda daha kuşatıcı bir dil geliştirdiği görülüyor: “Partimiz dini, ırkı, ten rengi ayırmaksızın her insanın saadetinin temin edilmesini savunur. İnsanların doğuştan yaşama, mülkiyet, malın korunması, neslin korunması ve aklın korunması hakları vardır. Bunlar ecdadımızın da ana prensipleriydi. Ecdadımızın kurduğu kadim İslam medeniyetlerinde Engizisyon’dan kaçan Sefarad Yahudilerine ve Nazi Almanya’sındaki katliamdan kaçan Yahudilere kucak açılmıştır. Balkanlardan, Kafkaslardan, bugün de Suriye’den mültecilere kapılarını açmışlardır. Bize göre bu gezegen insanların ortak malıdır. Diasporanın inancı, dili, kültür ve folklorunun koruması için ülkeler azami çabayı göstermelidir. Bu bir lütuf değil, bir vazifedir.”

Bu farklılıklara rağmen, asimilasyona karşı CHP hariç bütün partilerin birleştiği görülüyor. AK Parti’nin bu konuya yaklaşımı şu şekilde: “Azınlıkların kendi kimliklerini kaybetmeleri için devlet eliyle yapılan asimilasyona karşıyız. Toplumlarda yaşayan azınlıkların bulundukları toplumun düzenine, hukukuna ve kültürüne yüzde yüz saygılı ve benimseyen düsturda olmaları elbette beklenen ve olması gerekendir. Ancak bunu yaparken kişilerin benliklerini, kültürlerini, dillerini unutmalarını ya da yok saymalarını istemek faşist bir yaklaşımdır. AK Parti olarak asimilasyon konusuna yaklaşımımız da bu doğrultuda şekillenmekle beraber ister göçmen olsun ister vatandaş olsun bireylerin her zaman bulundukları topluma katkı sunmaları olması gerekendir.”

CHP ise “asimilasyon” kelimesine vurgu yapmamakta, kültürel kimliğin korunması konusunda özel bir plan belirtmemektedir. Kılıçdaroğlu Almanya Düsseldorf’ta yurt dışı seçmene şöyle seslenmiştir: “Sizler Avrupa’nın, uygar dünyanın bir parçasısınız. Sizler mücadele ettiniz çalıştınız, Avrupa’nın, Almanya’nın Belçika’nın, Fransa’nın, Hollanda’nın kalkınmasına katkıda bulundunuz. Bizi, uygar dünyaya taşıyacak olan, Türkiye’yi uygar dünyanın parçası hâline getirecek olanlar sizlersiniz. Bizim Avrupa’daki temsilcilerimizsiniz, baş tacımızsınız. (…) 7 Haziran’da yeni bir başlangıç için yola çıkacağız. Siz oylarınızı daha önce kullanacaksınız. Sizden isteğim, bir görev yapın, partiye değil; çocuklarımıza, torunlarınıza karşı. Yeni bir başlangıç yapacağız. Huzurlu bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Sizden isteğim sandığa gidin ve oyunuzu kullanın. Sadece siz değil, arkadaşlarınızı da, dostlarınızı da götürün. Türkiye’ye karşı sizin borcunuz var. Biz yaşanabilir bir Türkiye’yi sizlerin desteğiyle kuracağız.”

MHP lideri Bahçeli’nin Oberhausen’daki konuşmasının odak noktasını ise Ermeni sorunu ile ilgili dile getirilen iddialar oluşturdu. Bahçeli’nin asimilasyon ile ilgili yurt dışı seçmenin Türkiye ile duygusal bağına daha fazla vurgu yaptığı gözlemleniyor: “Göçün üzerinden 54 yıl geçmiş olsa da ülkenizden kopmadınız, kimliğinizden ödün vermediniz. Ay yıldızlı al bayrağı görünce gözleriniz yaşardı. Memleket türküleri dinleyince içinizi duygu seli kapladı. Yüreğinizi yakan hasret ateşini vatan aşkıyla söndürdünüz. Zorluklara göğüs gerdiniz, çileleri azık ettiniz, dert ve tasaları âdeta omuzladınız. Yarım asrı geçen zaman diliminde kimliğinizle oynadılar, takılmadınız. Kişilik haklarınıza saldırdılar, tınmadınız. Dininize, dilinize, dirliğinize sataştılar, kaya gibi durdunuz, çelik gibi dayandınız. Türklüğün derin ve tarihî emanetlerine hazımsızlık ve hakaret seferleri düzenlediler, aldırmadınız. Irkçı çeteler, İslamofobi’den geçinen çevreler evinizi yaktılar, işyerlerinizi bastılar, canınızdan ettiler; teslim olmadınız. Türklüğün Avrupa’da parlayan incileri oldunuz. Anavatanınızda sizler için dua eden, yolunuzu gözleyen, kavuşmak için gün sayan sevdiklerinizi, yakınlarınızı, akrabalarınızı, hemşehrilerinizi mahcup etmediniz.”

HDP, Avrupa’daki “leitkultur” tartışmalarını Türkiye’den tanıyan bir halk kesiminin temsilcisi olarak asimilasyona daha hassas bir şekilde yaklaşıyor: “HDP, asimilasyonu bir insanlık suçu olarak görmektedir. İnançsal ya da kültürel bağlamda her insanın özgürce kendisini ifade edebilmesi ve sahip olduğu kültürel ve inanç değerlerine göre yaşayabilmesini savunmaktayız. HDP devlet tarafından desteklenen ‘baskın’ nitelikteki bir kültürün, diğer kültürleri ve yaşam tarzlarını kendisine benzetmek yerine farklı kültürlerin baskın kültür ile eşit haklara sahip olabilmesini savunmaktadır.”

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi ise Avrupa’nın çifte standart politikasından bahsediyor ve şu ibareleri kullanıyor: “Uluslararası hukuku Avrupa belirliyor. Belirlerken sadece kendisini düşünüyor, diğerlerini hesaba katmıyor; böylece insan hakları ihlallerine zemin hazırlıyor. Avrupa insan haklarında çifte standartçıdır. Kendi ülkelerine çalışmak için gelen yabancıları entegrasyon politikalarıyla asimile etme çabasındadır. İşin aslında herkes kendi kültürel kimliğini muhafaza edebilmeli, ülkeler de bunun için ortam hazırlamalıdır. Kimse kimsenin diline, inancına, düşüncesine karışmamalı, farklı inanç ve düşüncelerden de korkmamalıdır.”

Arasında kısmen sembol politikalarının izlerine, kısmen yurt dışı seçmenle hiç alakası olmayan yaklaşımlara, kısmen de somut bazı sorunlara rastlanabilen bu demeçlerin ötesinde yurt dışı seçmen sorunlarına doğrudan çözüm bekliyor. Bu çözümün mevcut seçim bildirgelerinde sinyallerinin verilip verilmediğine yurt dışı seçmen kendisi karar verecek. Fakat öte yandan inkâr edilemeyecek bir gerçek de var: Yurt dışı seçmen, artık yadsınamayacak, görmezden gelinemeyecek çok ciddi bir potansiyel ve tüm partiler bu potansiyeli dikkate almak zorunda.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Foreign and Commonwealth Office

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar