İsviçre'de İslam İsviçre’de Halk İnisiyatiflerine Karşı Ayakta Durabilmek

İsviçre Müslümanlarla ilişkisi bağlamında 2009 yılındaki minare yasağı ve burka yasakları ile ismini oldukça olumsuz bir şekilde duyurmuş bir ülke. Doğrudan demokrasi ile yürütülen ülkede kantonlardaki sağ popülist seçmenlerin hayata geçirdiği inisiyatiflerle Müslümanlar kendi durumlarının her an değişebilmesi gibi bir tehlikeyi de yaşıyorlar. Sema ve Mehmet, İsviçre’de doğup büyümüş bir çift olarak Müslüman yaşamının pek de bilinmeyen yönlerini anlattı.

Rabia Şanlıalp 1 Temmuz 2015

İsviçre, Batı Avrupa’da Avrupa Birliği üyesi olmayan görece ufak bir ülke. Burada Müslümanların sayısı toplam nüfusun sadece yüzde 5’ini teşkil ediyor. Bu hâliyle İsviçre; Fransa, Avusturya, Hollanda ya da Almanya gibi ülkelerden daha az bir Müslüman nüfusa sahip olan bir ülke profilinde. Ülkede en fazla Müslüman nüfus Zürih kantonunda yaşıyor ve ülke genelindeki Müslümanların çoğu misafir işçi olarak gelenler, onların çocukları ya da ülkelerindeki savaştan kaçan mülteciler. Bu bağlamda ülkedeki İslam daha çok Boşnak, Arnavut ve Türk motifleriyle örülmüş durumda.

Sema ve Mehmet, İsviçre’de Bodensee’ye nazır Rorschach şehrinde üç odalı bir evde 4 aylık çocuklarıyla yaşayan Müslüman bir çift. 25 yaşındaki Sema moda tasarımcısı, fakat şu sıralarda ufak bir bebeğin anneliğinin getirdiği sorumluluklar sebebiyle çalışmıyor. İnşaat mühendisi olan 32 yaşındaki Mehmet ise bir inşaat barajında pazarlama müdürü olarak çalışıyor. Her ikisi de İsviçre’de doğmuş, orada okumuş ve büyümüşler. Aile maddi açıdan sıkıntı çekmeyen, orta sınıf bir aile. İsviçre’deki Müslümanların ekonomik statüleri Avrupa’daki diğer ülkelerdeki Müslümanlara nazaran daha iyi olsa da Seda ve Mehmet, Müslüman cemaatin sosyal ve kültürel duyarlılıklarının zayıf olduğunu gözlemlediklerini söylüyorlar.

Sema sabah eşiyle kahvaltı yaptıktan sonra oğluyla oyunlar oynadığını ya da ailece göl kenarında dolaşmak gibi sıradan aktiviteleri gerçekleştirdiklerini, boş zamanlarını ise genelde aile ziyaretleri ve çeşitli ülkeleri gezerek geçirdiklerini söylüyor: “Fakat vaktimizin ve ilgimizin merkezinde evladımız var. Oğlumuz henüz küçük olduğu için gecemiz gündüzümüz onunla ilgilenerek geçiyor.”

Kamu Hukuku’na Göre Tanınma

İsviçre’de Reform Kilisesi ve Katolik Kilisesi birçok kantonda Kamu Hukuku’na göre dinî cemaat olarak tanınmış durumda ve böylece kilise vergisi alma hakkına sahipler. Fakat ülkede en büyük üçüncü inanç toplumu olan Müslüman cemaat, 400 bini aşkın nüfusuyla hiçbir kantonda Kamu Hukuku’na göre dinî cemaat statüsüne sahip değil. Bu durum Müslüman cemaatin hiçbir kamu desteği almadan sadece bağışlarla ayakta durması gibi bir zorluğu beraberinde getirirken Müslüman mezarlarının kurulması, imamların eğitiminin tesis edilip ilahiyat fakültelerinin kurulması, yaşlılar yurdu ve hapishane gibi yerlerde helal gıda sunulması gibi düzenlemelerin de zorlaşması anlamına geliyor.

Bununla birlikte İsviçre’deki Müslüman öğrenciler, camilerden aldıkları bir belgeyi öğretmenlerine verdikleri taktirde bayramın ilk gününü evde geçirebiliyor, fakat çalışanlara aynı hak tanınmıyor. Müslüman aileler ve çalışanlar da bayramları bir arada geçirebilmek için iş yerindeki tatil haklarından kullanmak zorunda kalıyor. Yine de bu şekilde bir yolu benimseyen Müslümanların sayısı oldukça az.

Sema okul ve iş ortamlarından tanıdıkları Hristiyan, Budist ya da Yahudi arkadaşlarının olduğunu söylüyor. Çift iki farklı camiye devam ediyor ve camilerin gençlik kollarına üye. Çifte göre bilhassa Müslüman gençlerin aktif olması, daha etkin bir profilde topluma katılım sağlamaları oldukça önemli: “Eskiden dine sadece yaşlı insanların, tabiri caizse yaşamın bütün ‘lezzet’lerini tatmış olan insanların yöneldiği düşünülürdü. Oysa şimdi durum böyle değil, sadece yaşlılar değil, genç yaştaki birçok kardeşimiz de İslam’ı hakkıyla temsil edecek yüce ahlaka sahipler. Birçok genç Müslümanın çok erken zamanlarda mübarek topraklara gitmek istemesi, dinimizi araştırıp bu alanda yetkin isimler hâline gelmesi oldukça sevindirici.” İstatistikler de Mehmet’in bu düşüncesini destekliyor. Hristiyanlar ve Yahudilerin mabet ziyaretleri genellikle yaşlı dindarlar tarafından gerçekleştirilirken Müslümanlarda camileri ziyaret edenlerin yüzde 43’ü 18-35 yaş arasındaki Müslüman gençler. Bu durum, ülkede dinamik bir Müslüman genç nüfusun bulunduğunun da işareti.

Aile Türkiye’ye kesin dönüş yapmak istekleri olduğunu söylüyor. Bu dönüş isteğinin nedenini şöyle anlatıyor Sema: “Türkiye’deki yaşam kalitesinin daha iyi olduğunu düşünüyoruz. Her yer cıvıl cıvıl, insanlar daha sıcak kanlı. Buradaki hayat ise oldukça monoton. Sanki yaşam sadece çalışmaktan ibaret.” Bu kararda İsviçre’nin havasının oldukça soğuk olduğunun ve ülkede Müslümanlar ve İslam bağlamındaki olumsuz gelişmelerin de etkili olduğunu söylüyor Mehmet: “Minare yasağı ya da cami saldırıları gibi üzücü gelişmeler, bizlerin doğup büyüdüğümüz bu ülkeye ya da birlikte yaşadığımız insanlara karşı bir soğukluk hissetmemize neden olabiliyor. Fakat en çok da çocuğumuzun bu ülkedeki geleceği için endişeleniyoruz. Bu durumda bazen buradan gitmek kurtuluş gibi geliyor bize.”

İsviçre’de ulusalcı-muhafazakâr ve hatta kimi zaman da sağ popülist parti olarak görülen ve Ulusal Meclis’te en fazla sandalyeye sahip olan İsviçre Halk Partisi (SVP – Alm. “Schweizerische Volkspartei), aynı zamanda minare yasağının da savunuculuğunu yapan parti. Öte yandan 2009 yılında yürürlüğe giren ve toplumsal bir histeri ve ülkenin “İslamlaşması” üzerinden yapılan minare tartışması, ülkedeki birçok Müslüman’ı derinden sarsmış. Minarelere karşı hayata geçirilen inisiyatifler, kullanılan dil ve ayrımcı söylemi meşrulaştırmaya yönelik popülist argümanlar İsviçre’deki birçok Müslüman için kendilerinin ülkedeki mevcudiyetlerini de sorguladıkları bir süreç hâline dönüşmüş. Bu durum ayrıca Müslümanlar içerisinde de çoğunluk toplumuna karşı genel bir ön yargının oluşmasına sebep olmuş. Örneğin Seda ve Mehmet bir bütün hâlinde İsviçre medyasının İslam’ı durmaksızın kötülediği ve böylece insanların zihinlerinde yanlış bir İslam imajının oluşturulduğu görüşünde.

SVP aynı zamanda İslam’ın tanınması gibi istekleri “İsviçre’nin Hristiyan bir ülke olması” sebebiyle reddediyor. Fakat siyasi arenada SVP’nin, toplumsal arenada ise sağ muhafazakâr çevrelerin yegâne sorunu sadece Müslümanlarla değil, yabancı kökenli birçok insan da bu karşı propagandadan nasibini alıyor. Parti, vatandaşlığa geçişlerin sınırlandırılmasını, yabancıların kendi istekleri ve maddi ölçüleri çerçevesinde entegre olmak zorunda olduklarını belirtip, “İsviçre vatandaşı olmanın” bir onur ve ayrıcalık olduğunu ve tabii bir durum olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor örneğin. Bunun yanında partinin belki de en ilginç yaklaşımı, ülkede yürürlükte olan Irkçılıkla Mücadele Yasası’nın, ifade özgürlüğünü kısıtlaması sebebiyle yürürlükten kaldırılması isteğinde bulunması. Parti seçim kampanyalarının neredeyse tamamını yabancılardan gelebilecek tehlike ve bunların önlenmesi üzerine bina etmesiyle de dikkat çekiyor.

Parlamentodaki en güçlü partinin öncülüğünde bu şekilde meşrulaşma tehlikesi gösteren İslam ve yabancı düşmanlığına karşı Müslüman cemaatler de çalışmalar yapıyorlar. Farklı cemaatler arasında koordinasyon sağlayıp siyasete karşı tek bir ses hâlinde konuşmak amacıyla 30 Nisan 2006 yılında 12 çatı organizasyonun katılımıyla kurulan İsviçre İslami Çatı Organizasyonları Federasyonu (FIDS – Alm. “Föderation islamischer Dachorganisationen Schweiz”) mevcut durumda ülkedeki en büyük İslami organizasyon konumunda. Ülkede 240 caminin 170’ten fazlasını bünyesinde barındıran FIDS aynı zamanda kamuoyunda Orta Doğu’daki sorunlara paralel olarak yükselen İslam düşmanlığı ile ilgili bilgilendirme çalışmalarını da yürütüyor. Bunun yanında kurumun ana amaçlarından bir tanesi İslam’ın Kamu Hukuku’na göre bir dinî cemaat olarak tanınması ve diğer dinlerle eşit bir hukuki statüye kavuşması.

Ülkede gayrimüslimlerle Müslümanlar arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve ön yargıların azaltılması amacıyla FIDS, İsviçre Dinler Konseyi (Alm. “Rat der Religionen”) isimli oluşumun da üyesi. Hatta FIDS’in 14 Mayıs 2015 tarihinde vefat eden başkanı Hisham Maizar, vefatından önceye kadar bu konseyin başkanlığını yapıyordu.

Devlet kurumlarıyla Müslüman cemaatlerin ilişkisi ise ülkedeki kantonlar arasında farklılık gösteriyor. Sağ popülist partilerin yönetiminde söz sahibi olduğu kantonlarda bu iletişim daha zor yürürken, başka kantonlarda Müslümanlar açısından daha sorunsuz bir iletişim mümkün hâle gelebiliyor. Bu siyasi diskurun etkisini şöyle anlatıyor Mehmet: “İsviçreliler arasında açık görüşlü olup İslam ve Müslümanları tanımak isteyen, sorular sorarak iletişim kuran insanlar da var; bizlere düşmanlıkla bakıp geri kafalılıkla suçlayan, hatta ‘terörist’ yakıştırmasında bulunanlar da…”

Sema ise bu ayrımcılığın bilhassa başörtülü Müslüman kadınlar söz konusu olduğunda ayyuka çıktığını ifade ediyor: “Başörtülü kadınların Müslüman oldukları ilk bakışta anlaşıldığı için dışlayıcı ve baskıcı söylemlerin ilk muhatabı da onlar oluyor. Birçok insan, diğer ülkelerde de sıkça rastlandığı üzere Müslüman kadınların kocalarının baskısı sebebiyle başlarını örttüğünü düşünüyor. Bu kararın kadınların kendi öz iradeleriyle verilebileceğine inananlar çok az. Sadece seküler ya da herhangi bir dine sempati duymayanlar değil, diğer dinlerin mensupları, örneğin dindarlığa en çok saygı göstermesi gereken Hristiyanlar da başörtüsünün kadının kendi kararı olabileceğine inanmıyor. Bu nedenle de Müslüman kadınlar küçümseniyor; kendi dindarlıklarıyla ilgili bir karar alamayan, sürekli baskı altında yaşayan insanlar olarak görülüyor. Birçok insanın başörtülü kadınlarla konuşmaya tenezzül etmediğini bile gördüm. Ülkede okullarda sürekli tartışılan başörtüsü yasakları da Müslüman kadınlara yönelik ön yargıyı destekler ve besler nitelikte.”

Mehmet ve Seda, Müslümanların yaşamlarının kolaylaştırılmadığı anlarda gidebilecekleri başka bir ülkenin hayalini kurabiliyorlar. Fakat savaştan kaçan ve doğduğu ülkeye bir daha dönemeyecek olan binlerce Müslüman için İsviçre’deki ağır Müslüman karşıtı söylem, mevcut atmosferin olduğundan çok daha ağır bir şekilde hissedilmesine neden oluyor.

 

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar