Rohingya Müslümanları Myanmar’da Irkçılık Yasalarla Destekleniyor

Myanmar’da azınlıklara yönelik uygulanan ve radikal yasalarla desteklenen politika Budist olmayanların, özellikle Rohingya olarak bilinen Müslüman azınlığın hayatını zorlaştırmaya devam ediyor. 8 Kasım seçimleri de Rohingyalar açısından umut vadetmiyor.

Cennet Yılmaz 1 Kasım 2015

Rohingyalara yönelik “sessiz soykırım”ın bir ayağı da bu senenin Ağustos ayında kendisini gösterdi: Irkçı Myanmar Vatanseverler Birliği (kısa adıyla Ma Ba Tha) rahiplerinin desteklediği yasalar Devlet Başkanı Thein Sein liderliğinde onaylandı.

Müslüman azınlığa yönelik ırkçı tutumuyla bilinen Budist Ma Ba Tha rahipleri tarafından meclise sunulan ve kabul edilen dört maddelik yasa “Irk ve Din Yasaları” olarak biliniyor. Ülke dinini ve ırkını koruma adına oluşturulduğu savunulan yasa farklı dinden insanlar arasındaki evlilikleri ve Budist olmayanların çocuk sahibi olmalarını sınırlıyor. Getirilen kısıtlamalarda Budist olmayan erkeklerin Budist kadınlarla evlenmelerinin yetkili makamlarca kontrol edilmesi, yine Budist olmayan erkeklerin Budist eşlerini din değiştirmeye zorlamaları durumunda 2 yıla kadar hapse mahkûm edilmeleri ve para cezasına çarptırılmaları öngörülüyor. Çocuk sahibi olma yönünde getirilen sınırlamada ise Budist olmayan kadınların doğum yaptıktan sonra 3 yıl beklemeleri zorunlu hâle getiriliyor.

Açık bir ırkçılığı, ayrımcılığı ve din düşmanlığını tetikleyen bu yasalar insan hakları örgütleri, dinî ve siyasi liderler tarafından eleştirilmelerinin yanı sıra uluslararası basında da yer aldı. Myanmar Katolik Başpiskoposu Charles Maung Bo parlamentoda kabul edilen tasarıyı azınlıklara yönelik bir nefretin sonucu ve zehirlenen demokrasinin yansıması olarak adlandırdı. İnsan Hakları İzleme Örgütü ise Myanmar’da “din ve ırkı korumak adına” onaylanan tasarının başta Rohingyaları hedef aldığını ve bu yasaların ileride endişe verici neticeler doğuracağını işaret ediyor. Siyasi otoritenin Rohingya Müslümanlarına en temel insan haklarını geri vermesi yönünde çağrıda bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü Asya temsilcisi Brad Adams, Myanmar yönetiminin Rohingyaların temel haklarını sistematik olarak ihlal ettiğini belirtiyor. ABD Başkanı Barack Obama da Myanmar yönetiminin azınlık politikasına duyarsız kalmayıp insan hakları ihlali devam ettiği takdirde Myanmar rejimine yönelik baskılarını arttıracağını kaydederken, 2014 senesinin sonunda Birleşmiş Milletler Konseyi Myanmar yönetiminin ırkçı azınlık politikasını eleştirmiş ve azınlık haklarının geri verilmesi yönünde benzer bir çağrıda bulunmuştu.

Bu çağrılara rağmen geçtiğimiz yıllarda marjinal Budist çeteler tarafından Müslüman köylere saldırılar düzenlenmesi, Rohingyaların evlerinin ateşe verilmesi ve binlerce Müslüman’ın katledilmesiyle dünya gündemine düşen Myanmar rejimi bütün sahteliğiyle dünyaya gülümsemeye devam ediyor. Batılı siyasetçiler Myanmar’a resmî ziyaretlerinde ülkenin demokrasisini ve ekonomik piyasasındaki gelişimleri methedip ülkede azınlıklara uygulanan şiddet ve katliamlara sağır ve dilsiz kalırken, rejimin övgü toplayan demokrasisi farklı etnik ve dinî grupları sessizce yok etmeye devam ediyor. Bu gidişatla Myanmar Batı dünyasının “barış” ve “demokratik” gelişimlerine gıpta ettiği ve sadece Budistlerin yaşadığı, turizmin gözdesi bir ülke olacak. Günden güne sindirilen, göçe zorlanan ve katledilen Rohingyaları ise hatırlayan olmayacak. Oysa gerçekte Myanmar’da neredeyse milyonu aşan Müslüman nüfus sessizce ve yasalar aracılığıyla meşrulaştırılan bir soykırıma maruz.

Myanmar’ın batısında yasa dışı sığınmacılar olarak kamplara yerleştirilen Rohingyalar yıllardır en temel haklarından mahrumlar. Bulundukları kamplarda şiddete maruz kalan, ne sağlık ne de çalışma ve eğitim hizmetlerinden yararlanabilen ve nesillerdir yaşadıkları Myanmar topraklarında vatandaşlıkları ellerinden alınan Rohingyalar sonunda insan kaçakçılarıyla temas kurup farklı ülkelere göç ediyorlar. Çoğu Rohingya çevre ülkelere bırakılırken, birçoğu da açık denizlerde ölüme terk ediliyor. Nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ı Budist olan Myanmar’da nüfusun yüzde 4’ünü oluşturan Müslüman Rohingyalar ülkenin ulusal güvenliğini tehdit ettikleri gerekçesiyle açıkça yok edilmek isteniyor.

Myanmar Parlamentosu’nda Rohingya meselesine değinilmediği gibi ne mevcut rejim, ne ana muhalefet partisi National League for Democracy (NLD), ne Myanmar’daki demokrasi yanlıları, ne de insan hakları savunucuları “Rohingya meselesi”ni çözecek siyasi iradeye sahip değil. Bilhassa 1991 Nobel ödülüne layık görülen NLD Genel Başkanı Aung San Suu Kyi, Rohingyalar’ın durumu karşısında sessiz. Ülkede demokrat ve barışçıl profiliyle rol model olan Suu Kyi, Rohingyalara yönelik ırkçı tutumun aktörlerinden biri; sadece onun ırkçılığı mevcut rejim ve Ma Ba Tha örgütünün ırkçılığından biraz daha hafif.

8 Kasımda ülkede yapılacak Genel Seçimlerde vatandaşlıkları ellerinden alınan Rohingyalar seçmen olamadıkları gibi, seçim öncesi Demokrasi ve İnsan Hakları Partisi’nden adaylıklar Myanmar Seçim Komisyonu yetkililerince reddedildi. Çoğunluğunu Müslüman üyelerin oluşturduğu Demokrasi ve İnsan Hakları Partisi’nden seçimlere katılmaya hazırlanan 18 üyeden 17’sinin adaylığının “vatandaş olmadıkları” gerekçesiyle kabul edilmediği açıklandı. Anayasaya göre seçimlere katılabilecek ve meclise girebilecek bir partinin en az 3 üyesinin aday gösterilmesi gerektiği için Demokrasi ve İnsan Hakları Partisi de böylece seçim listelerinden elenmiş oldu. Oysa 2011 yılında askerî cunta ile başa getirilen Thein Sein’in Birlik, Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP) özgür ve tarafsız bir seçim sözü vermesine rağmen, ordu ve Ma Ba Tha baskısının ağırlığı seçim öncesi verilen ani kararlar ve onaylanan yasalarda kendisini belli ediyor. İktidar partisi USDP üyesi Shwe Mann, ana muhalefet partisi NLD ile birlikte çalışabileceği ve gelecek dönemde Devlet Başkanı olabileceği yönündeki açıklamalarının ardından Genel Başkan Sein tarafından azledilmişti. Seçimlerde kimlerin devlet başkanlığına aday olacağı bilinmiyor. Ana muhalefet partisi NLD’nin iktidar olması durumunda Suu Kyi anayasal düzenlemeye göre akrabalarının yabancı uyruklu olması nedeniyle devlet başkanı olamayacak. USDP’deki görevinden azledilen Mann’ın NLD’ye katılıp devlet başkanı olması da olası. Bu karmaşık seçim sistemi hangi partinin zaferi ile sonuçlanırsa sonuçlansın Rohingyalara karşı beslenen ırkçı tutumun ve hak ihlallerinin süreceği kesin. Ülkede ordunun siyaseti ve ekonomiyi kontrol etmesi, Ma Ba Tha rahiplerinin din ve ırklarını “muhafaza etme” adına halk tarafından seçilmiş parlamentoya müdahil olmaları ve Myanmar rejiminin Müslümanlara karşı ayrıştırıcı, ırkçı ve soykırım yanlısı tutumu değişmediği sürece Rohingyaların hakları her hâlükârda ihlal edilmeye devam edecek.

 

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar