Almanya'da Okullarda Ayrımcılık İslam Karşıtı Irkçılık Öğretmenler Odasında

Almanya’da İslam karşıtı ırkçılık kendisini toplumun her alanında gösterirken okullardaki öğretmenler odası da bu durumdan nasibini alıyor. Bilhassa öğretmenlik eğitimi sonunda staj gören adaylar İslam karşıtı ırkçılığın en savunmasız muhatapları.

KarIm FereIdoonI 1 Nisan 2016

Federal Almanya Şansölyesi Merkel, “Göçmen kökenli daha fazla öğretmene ihtiyacımız var.” dediğinde Almanya’da son birkaç yıldır eğitim politikası, eğitim idareleri, okul ve sendikalar gibi farklı alanlarda yinelenen bir talebi ortaya koyuyordu. Özellikle göçmen kökenli öğrenci sayısında gözlemlenen sürekli artış ve bu öğrencilerin Alman eğitim sisteminde karşılaştıkları dezavantajlar göz önüne alındığında göçmen kökenli öğretmenlerin bir zenginlik ve ihtiyaç olduğu açık.

Peki, durum bu öğretmenlerin perspektifinden nasıl görünüyor? Şimdiye kadar öğretmenlerin bakış açısı özellikle sosyal bilim araştırmalarında fazla dikkate alınmadı. Bu durumda göçmen kökenli öğretmenlerin ve stajyerlerin Alman eğitim sisteminde karşılaştığı ayrımcılık ve ırkçılık olaylarını masaya yatırmakta fayda var. Bunun için en temel soru da Müslüman (ya da Müslüman olduğu varsayılan) öğretmen adaylarının meslek eğitimleri veya öğretmenlik faaliyetleri sırasında Müslümanlık karşıtı ırkçılığa maruz kalıp kalmadıkları.

Bu satırların yazarının araştırmasında ortaya çıkan sonuçlar açık olarak gösteriyor ki, araştırmaya katılan öğretmenlerin çoğunluğu (yüzde 60) iş yerinde ayrımcılık ve ırkçılık deneyimleri yaşıyor. Öğretmenler hem kurumsal, hem de doğrudan ayrımcılık deneyimleriyle yüz yüzeler. Kurumsal ayrımcılık kapsamında Müslüman (ya da Müslüman olduğu varsayılan) öğretmenlerle aday öğretmenler “başörtüsü yasağı” sebebiyle doğrudan ırkçı ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Doğrudan ayrımcılık deneyimleri ise doğrudan meslektaşlar ya da amirler eliyle gerçekleştiriliyor.

Araştırmanın sonuçları Müslüman öğretmenlerin diğer dinlere mensup veya herhangi bir dine mensup olmayan öğretmenlere kıyasla daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığını belgeliyor. Dinî mensubiyetin yanı sıra öğretmenlerin ayrımcılık ve ırkçılık deneyimleri ile beslenme ve giyinme şekillerinin ve ibadetlerin uygulanması arasında da bir bağlantı var. Hangi inançta olduklarından bağımsız olarak mensup oldukları dinin öngördüğü gıda maddelerini tüketen, dinin ön gördüğü kıyafetleri giyen ve ibadetlerini gerçekleştiren öğretmenler bunu yapmayan öğretmenlere göre daha fazla ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

Bu durumun değerlendirmesi yapıldığında ayrımcılık ve ırkçılık deneyimleri ile dinî beslenme ve giyim kurallarına riayet etme arasındaki bağlantının Müslüman öğretmenlerde Hristiyan öğretmenlere ve herhangi bir dine mensup olmayan öğretmenlere göre daha belirgin olduğu dikkat çekiyor. Ayrıca araştırmaya katılan başörtülü sekiz öğretmenin hepsi mesleki bağlamda ırkçı ayrımcılığa maruz kalmış. Müslüman öğretmenler Hristiyan öğretmenlerden daha yoğun bir şekilde ayrımcılığa maruz kalıyor. Ayrıca başka dine mensup olan veya herhangi bir dine mensup olmayan öğretmenler de Hristiyan öğretmenlerden daha fazla ayrımcılık deneyimi yaşıyorlar.

Örneğin başörtülü Müslüman bir stajyer olan Yasemin Pir öğretmenliğe hazırlık hizmetinin başında kendisini mesleğe hazırlayan bir öğretmenin onunla çalışmak istemediğini, çünkü “başörtüsünün kadınlara uygulanan baskının bir sembolü olduğunu” söylediğini anlatıyor.

Stajyer öğretmen olan Pir başka bir öğretmenle de benzer bir olay yaşamış: “Kendisi öğretmenler odasında bana: ‘Bayan Pir sizinle birlikte çalışmak istemediğimi fark etmiyor musunuz? Çocuğumu da başörtüsü takan bir öğretmenin çalıştığı bir okula göndermezdim.’ dedi.”

Pir meslektaşlarından kabul görmediğini anlatarak devam ediyor. Hissettiği bu kabul görmeme duygusunu stajyerliğinin başında eğitmen bir öğretmenle yaşadığı olayları anlatarak gerekçelendiriyor. Eğitmen öğretmenin sınıfındaki ilk dersten sonra öğretmenin Pir’e tepkisi öyle büyük olmuş ki eğitmen öğretmen Pir’le birlikte çalışmaya devam etmemek için okul müdürünün onayını almış. Buna gerekçe olarak da kendi hayal ürünü olarak ortaya attığı Pir’in başörtüsü sebebi ile baskılandığı düşüncesini öne sürmüş. Bu gerekçe okul müdürü tarafından da kabul görmüş. Pir ve eğitmen öğretmenin arasındaki eğitim süreci derhal sonlandırılmış. Böylece eğitmen öğretmenin Pir’e karşı sergilediği reddedici tutum da onay görmüş.

Eğitmen öğretmenin Pir’e eğitim vermeyi reddetmesi, başörtülü bir kadına karşı sahip olduğu ırkçılıkla ilişkili ön yargıların bir sonucu, zira eğitmen öğretmen başörtüsünü kadına yönelik baskı ile özdeşleştirmiş durumda.

Burada ilginç olan eğitmen öğretmenin Pir’in gerçekten baskı altında olup olmadığını, yani başörtüsü takmaya zorlanıp zorlanmadığını bilmemesi, dolayısıyla bu değerlendirmesinin zeminini gerçeklerin değil kendi hayal gücünün oluşturuyor olmasıdır. Burada atfedilen baskılanmışlığın arkasında başörtülü Müslüman kadınların babaları, eşleri veya erkek kardeşleri tarafından zorlanan, tutsak ve bağımlı kurbanlar olduğu yönündeki ırkçı bakış açıları yatmaktadır.

Hayal ürünü bu “baskılanma” stajyer öğretmenin eğitmen öğretmenden eğitim alma hakkının okul müdürünün onayı ile elinden alınması ile gerçek bir baskılanmaya yol açmaktadır.

Eğitmen öğretmen burada kadınlığa ilişkin kendi görüşünü stajyere kabul ettirmek istediği için paternalist ırkçı bir tutum sergilemektedir. Eğitmen öğretmenin başörtüsü takan kadınla birlikte çalışmayı reddetmesinin alt yazısı şudur: “Başörtüsü taktığın için baskı altına alınmış bir kadınsın ve bunun farkında bile değilsin. Bunu anlaman için bana ihtiyacın var. Bana bir bak. Ben baskı altında değilim. Ben özgürüm. Ben sadece benim gibi baskı altında olmayan kadınlara eğitim veririm.” Böylece eğitmen öğretmen Pir’in özgür iradesi ile başörtüsü takmaya karar vermesi ihtimalini kategorik olarak göz ardı etmekte ve başörtüsü takmakla özgürlük arasında bir bağdaşmazlık ilişkisi kurmaktadır. Buna göre başörtüsü takan bir kadın doğrudan başkaları tarafından yönetilmektedir ve bağımlıdır. Bu örnekte ırkçılık ve cinsiyetçilik kesişimi belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır, çünkü Pir sadece dinî gerekçeyle Müslüman karşıtı ırkçılığa maruz kalmamakta ayrıca başörtüsü takan Müslüman bir kadın olarak eğitmen öğretmen ve okul müdürü tarafından cinsiyeti sebebiyle de ırkçı ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Okul müdürü tarafından onaylanan, eğitmen öğretmenin iş birliğini reddetmesi Pir’i durumu değiştirme imkânının bulunmadığı bağımlı bir konuma düşürmektedir.

Pir’in içinde bulunduğu bu bağımlılık durumu kendisine eğitim verecek başka bir eğitmen öğretmen bulamadığı için daha da artmıştır. Pir başka bir meslektaşının daha kendisine eğitim verme konusundaki reddedici tutumu ile karşılaşana kadar meslektaşlarının ortak bir tepki içinde hareket ettiğini düşünmemiştir. Mesleğe yeni başlayacak bir öğretmeni eğitmek için gerçekleştirilmesi gereken iş birliğini reddedici tutum, başörtüsü takan bir kadının öğrenciler üzerinde kötü bir etkisi olacağı gerekçesi ile açıklanmıştır. Meslektaşın mesajının alt yazısı ise şöyledir: “Başörtülü bir öğretmen öğrenciler için tehlikelidir. Başörtülü öğretmen benim çocuğuma zarar verebilir. Bu sebeple başörtüsü takan bir stajyere eğitim vermem.” Bu gerekçe kalıbı Pir’i çocuklar için bir tehlike olarak kurgulamakta, böylece başörtülü öğretmen kurban olarak lanse edildiği ilk tutumun yanı sıra ikinci durumda bir de fail olarak gösterilmektedir. Baskı altında olduğu varsayılan stajyere atfedilen tehlike, stajyerin fail konumuna sokulması ile aşikâr bir tehlike kurgusuna dönüşmektedir.

Bütün bunların yanında anayasada yer alan din özgürlüğü (paragraf 4, madde 1 ve 2) ve meslek özgürlüğü (paragraf 12, madde 1) gibi değerler memur statüsündeki eğitmen öğretmenler ve okul müdürü tarafından ihlal edilmektedir. Hâlbuki memurlar anayasaya karşı sadakat yemini ederek bu değerlerin korunmasına ilişkin sorumluluk taşırlar. Öğretmenler anayasaya uygun hareket etmemiştir, çünkü hem küçük ölçekte (meslektaşlar içinde) hem de büyük ölçekte (federal Alman toplumu) başörtüsünün reddedilmesi yönündeki geleneksel “makul düşünceyi” kabul etmişlerdir. Pir tarafından anlatılan her iki olayda yaşanan ırkçılık deneyimi de asimilasyon talebini göstermektedir: “Başörtünü çıkar.” Pir’in tecrübelerinde bir “tek dinli Alman okulu” ve “baskılanmış/tehlikeli Müslüman kadın” gibi kurgular farklı kişiler tarafından paylaşılmaktadır. Pir Müslüman karşıtı atıflardan kurtulmaya çalışırken meslektaşları ve okul müdürü kendi atıflarını, reddedici tutumları için esas olarak almaktadır.

Ne Yapılmalı?

Araştırmama katılanların Müslüman karşıtı ırkçı muamele gördüğü kişiler onların sadece meslektaşları ve amirleri değil, aynı zamanda bu iki grup, öğretmenlerin ırkçılık yaşaması durumunda en önemli iletişim partnerleri aslında. Eğitim kurumlarında amaç tüm öğretmenlerin eğitim almasının sağlanabilmesi için aktörlerin ayrımcılık ve ırkçılık konusunda hassas bir tutum sergilediği, ayrımcılık ve ırkçılık hususunda gerekli hassasiyetin hâkim olduğu bir eğitim alanı oluşturmak. Ancak bu sadece bu alanda çalışan kişilerin ayrımcılık ve ırkçılık konusundaki kendi tutumlarını sorgulamasıyla sağlanabilir. Odak noktasında toplumun tamamının bulunduğu ırkçılığı sorgulayan araştırmaların yanı sıra eğitim fakültesi öğrencilerinin aldığı yetersiz ırkçılık karşıtı eğitim ve bunu müteakip eğitim sisteminde öğretmenlerin sergilemesi beklenen ırkçılık hassasiyeti arasındaki boşluğun kapatılması için ırkçılık karşıtı eğitimdeki açıklar bertaraf edilmelidir.

Stajyer öğretmenlere yönelik verilen eğitim hazırlık hizmeti eğitim fakültesi öğrencileri, stajyerler ve öğretmenler için bağımsız şikâyet merkezlerinin kurulması ile kalıcı bir şekilde demokratikleştirilebilir. Irkçılık hassasiyetinin hâkim olduğu örnek okulların amacı ırkçılık ve ırkçılık tecrübeleri hakkında bir diyalog gerçekleştirmek için ortak bir dil oluşturabilmek olmalıdır.

Öğretim personelinin çeşitlendirilmesi isteği ve göçmen kökenli öğretmenlerin okullarda ağır ayrımcılık olayları ile karşılaştığı statüko arasındaki tezatlık eğitim politikaları açısından incelenmeye değer. Bu durumda daha fazla göçmen kökenli öğretmen isteyen talep sahiplerine şunu sormak anlamlı olacaktır: “Peki, göçmen kökenli öğretmenleri meslek hayatında ayrımcılık ve ırkçılıktan korumak için ne yapılmalı?”

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar