Dosya: "Cami Saldırıları" Cami Saldırıları Polis İstatistiklerinde Yanlış Kategoride

Cami Saldırıları

Almanya’daki Müslümanlar uzun bir süredir Müslüman karşıtı suçların ayrı bir kategoride kaydedilmesini talep ediyor. Artan cami saldırılarının durdurulması için atılacak ilk adım olan bu talebin karşılık bulması, saldırıların gerçek boyutlarını da ortaya koyacak gerekli verinin polis istatistiklerine girmesi demek.

Taner Aksoy 3 Nisan 2016

Orta Doğu’daki gelişmelerin, Madrid, Londra, Paris ve Brüksel’deki saldırıların da etkisiyle dünya üzerinde küresel düzlemde “İslam karşıtı” bir tutum gözleniyor. Almanya’da Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen “Göç Sonrası Almanya” isimli araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde 70’i Almanya’daki Müslüman nüfusun aslında bilinenden daha fazla olduğunu ileri sürüyor. Almanya’da yaşadığı tahmin edilen Müslüman sayısı ile insanların kendilerini tehdit altında hissetme duygusu arasında bir ilişki var: Müslüman oranını olduğundan daha yüksek olarak tahmin eden kişiler aynı zamanda “Almanya’daki Müslümanlar bu toplumda iyi ve doğru bulduğum birçok şeyi tehdit ediyor.” ifadesini de en çok onaylayan kişiler.

İslam birçok kişi için sözde Batı değerleri ile bağdaşmayan, kısıtlayıcı, geri kalmış, orta çağa ait ve modası geçmiş bir ideoloji olarak görülüyor. Böylece Müslümanların birçok bağlamda “terörist” ve daha hafif tabirle “gayrı medenî” olarak damgalandığını görüyoruz.

2000’li yılların ortasından itibaren kendisini son zamanlarda özellikle Almanya’daki Müslümanlara ve camilere karşı gerçekleştirilen saldırılarla belli eden Müslüman karşıtı ırkçılık Avrupa çapına yayılmış durumda. Berlin Transatlantik Güvenlik Bilgi Merkezinden Gerhard Piper’in 10 Eylül 2011 tarihli “Cami Saldırıları: Gizlice Yaklaşan Kristal Gece” başlıklı makalesine göre Almanya’da 1981 ve 2011 yılları arasında 120 cami saldırısı gerçekleşti. Ayrıca Piper cami saldırılarının 2001-2011 arasındaki on yıllık dönemde, yani 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren, bundan önceki on yıllık döneme (1991-2001) göre iki kattan daha fazla arttığına da dikkat çekiyor. Piper’in araştırmasına göre 11 Eylül 1991 ila 10 Eylül 2001 yılları arasında 30 saldırı, 11 Eylül 2001 ile 10 Eylül 2011 yılları arasında ise toplam 81 saldırı kaydedildi.

Sol Parti’nin Federal Parlamentoya verdiği soru önergesine Federal Hükûmetin verdiği cevaba göre 2001 ve 2011 yılları arasında yıllık ortalama 22 cami saldırısı gerçekleşti. 2012 ve 2013 yılları arasında ise bu sayı 35 veya 36’ya kadar yükseldi. Ayrıca 2012 yılı başından Mart 2014’e kadar 78 saldırı kaydedildi.

Sadece geçtiğimiz yılın ilk yarısında bile camilere yönelik toplam 23 saldırı tespit edildi. Buna rağmen Müslümanların inançları sebebi ile ne sıklıkla ırkçı saldırıların hedefi hâline geldikleri hâlâ bütünüyle bilinemiyor.

Müslüman Karşıtı Suçların İstatistiki Kaydı

Almanya’da 2001 yılında Suç Kayıt Biriminin faaliyete geçmesi ile birlikte Müslüman karşıtı suç ve şiddet olguları bu isim altında değil, “nefret suçları” kategorisinin “yabancı düşmanlığı” başlığı altında toplanıyor. Dolayısıyla Müslüman karşıtı saldırılar da raporlanamıyor ve bunlara ilişkin bir istatistik tutulamıyor. Oysa Antisemitizm nedeniyle işlenen suçlarda örnek teşkil edecek bir uygulama var: Antisemitizm saikiyle işlenen her suç doğru tespit edilmesi amacıyla ayrı bir şekilde kaydediliyor. Ayrıca Berlin Eyaleti birkaç yıldır cinsel yönelim sebebiyle işlenen suçları “nefret suçu” kategorisindeki “cinsel yönelim” alt başlığı altında topluyor.[1] Şu ana kadar dikkate alınmayan ve bu sebeple polis istatistiklerinde kaydı tutulmayan Müslüman karşıtı saldırılar da “nefret suçu” başlığının altında bir alt başlıkta toplanabilir.

Federal Hükûmetin 22 Aralık 2010 tarihinde Sol Partinin soru önergesine verdiği yanıt göz önüne alınırsa Hükûmetin mevcut durumu değiştirmek gibi bir niyeti yok. Ayrıca Federal Hükûmet 3 Haziran 2013 tarihinde yine Sol Partinin soru önergesine verdiği yanıtta Suç Kayıt Biriminde “siyasi suç” alanında kayıt altına alınan mevcut durumun değişmesinin sadece tüm eyaletlerin onayı ile mümkün olduğuna dikkat çekti. Siyasi suçlar konu başlığının bu şekilde genişletilmesi İçişleri Bakanlığı Konferansının yetkili makamları tarafından 2011 yılında ele alındı ancak ortak karar sonucu bu konu takip edilmedi.

Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyalet Meclisi 4 Temmuz 2014 tarihinde SPD, Yeşiller ve Korsan partilerinin ortak dilekçesini kabul etti. Bu dilekçede Eyalet Parlamentosu “siyasi suç” kategorisinin güncellenmesi için federal düzeyde çalışma talep ediyor ve Müslüman karşıtı suçların nefret suçları konu başlığının altında ayrı bir suç konusu olarak kaydedilmesini ön görüyordu. Eyalet Parlamentosunun federal düzeyde ortak bir düzenlemenin mümkün olmaması hâlinde KRV için ayrı bir istatistiki düzenlemenin mümkün olup olmadığı incelemesi isteniyordu.

Bavyera Eyalet Parlamentosunda da Birlik 90/Yeşiller parlamento üyeleri 2014 yılının ağustos ayında bir dilekçe ile “siyasi suçlar” kategorisine Müslüman karşıtı suçların eklenmesini talep etti.

Bu talep Aşağı Saksonya’da da devam ettirildi. Yeşiller burada da İslam düşmanı suçların polis tarafından ayrı bir başlık altında kaydedilmesini talep etti. Örneğin Yeşiller Milletvekili Belit Onay NDR info’ya yaptığı bir açıklamada suçların daha ayırıcı bir şekilde kaydedilmesi gerektiğini ve İslam düşmanlığı kriterinin de siyasi suçlar başlığı altına eklenmesinin gerekli olduğunu söyledi.

Aşağı Saksonya İçişleri Bakanı Boris Pistorius ise 17 Eylül 2015 tarihli cevabında Müslüman karşıtı suçların kayda geçmeyeceğini belirtti.[2] Pistorius camilere gerçekleştirilen saldırıların ya da camilerin tahrip edilmesinin ayrı bir suç teşkil etmediğini, bir saldırı ya da tahribatın daha çok münferit olaylara bağlı olarak farklı suç unsurları barındırabileceğini ifade etti. Onay’a göre tam da bu uygulama eyaletin kendi eliyle bir karanlık oda oluşturmasına neden oluyor.

Cami Saldırılarına Dair Soruşturmalarda Polisin Tutumu

Bazı cami saldırılarında soruşturmayı yürüten polislerin tutumu da dikkat çekici. Örneğin Mölln’de 16-17 Ağustos 2014’te gerçekleştirilen ilk cami saldırısı iki hafta boyunca gizli tutuldu. Polis teşkilatı bu sayede saldırının taklit edilmesini önlemeyi amaçladığını açıkladı.
Bielefeld’de 11 Ağustos 2014’te gerçekleştirilen cami kundaklamasında Kur’an nüshaları yakılmış olmasına rağmen polis bunun bir hırsızlık vakası olduğunu düşündü.

İlçe Belediye Başkanı Monika Herrmann Berlin’deki Mevlana Camii’nin kundaklanması vesileyle verdiği demeçte komplo teorileri üretmek istemediğini ve soruşturmanın neticelerine güvenilmesi gerektiğini belirtmişti. Polis burada ilk etapta ırkçı bir motifi göz ardı etmiş ve yangının teknik bir arıza veya yanıcı maddelerin ihmalkâr kullanımı sebebi ile ortaya çıktığını düşünmüştü. Emniyet Müdürü ancak iki hafta sonra polisin adli soruşturma birimi yangın kalıntılarında yanıcı bir sıvının izlerini tespit ettikten sonra olayda bir kasıt söz konusu olduğunu dile getirmişti. Hâlbuki mağdur olan cemaat buna soruşturmanın ta en başında dikkat çekmişti.

Saldırının İlk Mağduru: Cemaat

Almanya’da yaklaşık 1.5 sene önce sadece iki aylık bir süre zarfı içinde (11 Ağustos-11 Ekim 2014) toplam on caminin saldırıların, tahribatların ve kundaklamaların hedefi olduğu göz önüne alındığında hem söz konusu cami cemaatler hem de Almanya çapında İslami topluluklar içerisinde artan bir endişe gözleniyor. Tam da bu nedenle Müslüman cemaatlerin endişe ve korkularının siyasetçiler tarafından dikkate alınması ve şimdiye dek çokça dile getirilen Müslüman karşıtı suçların siyasi suçlar başlığı altında listelenmesi talebinin yerine getirilmesi gerek.

Müslüman Karşıtı Suçlarda Açık Sinyaller

Müslüman karşıtı suçların ayrı bir kategoride listelenmesine dair adım bir defa atıldığında etkin değerlendirmeler, kapsamlı araştırmalar ve kalıcı projeler için istatistiki bir zemin de hazırlanmış olacak. Bu bağlamda polis tarafından yürütülen soruşturmalardaki yetersiz uygulamalar istatistikler sayesinde sorgulanabilecek. Böylece siyasete tavsiyeler ve iyileştirme önerileri sunulabilecek ve dolayısıyla polisin bu alandaki çalışmalarının daha da uygun hâle getirilmesine katkıda bulunulabilecek.

Müslüman karşıtı suçların ayrı bir kategoride kaydedilmesi Almanya’daki Müslümanlar tarafından uzun bir süredir talep ediliyor. Çünkü Müslüman karşıtı suçların kapsamının ve sayılarının belirlenebilmesi için başka bir araç yok. Ancak bu adım atıldıktan sonra camilere yönelik saldırıların da “nefret suçu” kapsamına değil, “Müslüman karşıtı suçlar” kapsamına alınması ve bu şekilde etkili önleyici tedbirlerin hayata geçirilmesi mümkün olabilecek.

[1] Wahl, Klaus, Einleitung, in: Fremdenfeindlichkeit, Antisemitismus, Rechtsextremismus, Bundesministerium des Inneren (Hrsg.), Berlin 2001, S. 21.
[2] Kleine Anfrage der Abgeordneten Belit Onay, Filiz Polat, Meta Janssen-Kucz, Helge Limburg und Julia Wilie Hamburg (GRÜNE) vom 17.09.2014, LT-Az.: II / 725-856

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar