Dosya: "Sağ Popülizm ve Aşırı Sağ" Avusturya’da Sivil Toplumun Geleceğini Müslümanlar Belirleyecek

DOSYA

Aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) koalisyon ortaklığına yükseldiği Avusturya’da Müslüman toplumun bir sivil toplum alanı olarak ırkçılıkla mücadelesi, “sivil Avrupa” geleneğinin kaderinde etkili olacak.

Mehmet Enes Beşer 1 Mart 2018

Hâlihazırda aşırı sağcı bir partinin hükümette yer aldığı tek Avrupa ülkesi olan Avusturya’da, sağcı koalisyonun hükümet programı ülkedeki Müslümanların durumu hakkında ciddi endişelere yol açıyor.

Brexit ve Trump’la ivme kazanan “domino etkisi”nin en dikkat çeken parçası olarak görülen Avusturya’da 61 gün süren arayışların ardından yeni Başbakan Sebastian Kurz’un Halk Partisi (ÖVP) ile aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ) koalisyon hükümeti kurmak için anlaşmıştı. FPÖ’nün gizleme ihtiyacı duymadığı ırkçı eğilimleri, ülkede yalnızca Müslümanların değil azınlıkta kalan tüm diğer grupların geleceği noktasında da endişeleri beraberinde getiriyor.

 

Bir “Tehlike Potansiyeli” Olarak İslam

Açıklanan programda “İslam” kelimesi 21 yerde zikrediliyor. “Avusturyamız İçin Birlikte” başlığını taşıyan metnin ulusal güvenlik düzeyinde odak noktası “Siyasal İslam” ve “Radikal İslam” kavramları oldu. İslam ve Müslümanları bu anlamda bir güvenlik tehdidi olarak betimleyen programda, son yıllarda artışa geçen ırkçı saldırılar hakkında bir atıf yer almıyor.

 

“Avusturyamız İçin (Kimle) Birlikte”?

Avusturya Federal Anayasayı Koruma ve Terörizmle Mücadele Dairesi’nin (BVT) verilerine göre 2014’te 1.200 olarak kayda geçen aşırı sağ motivasyonlu vakalar 2015’te 1.690’a kadar yükselmişti. Benzer bir tabloya Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin (ODIHR) raporlarında da rastlamak mümkün. Avusturya’da polise intikal eden nefret suçları 2014’te 186 iken bir sonraki sene 395’e, 2016’da 425’e çıkmıştı. Aynı kurumun uluslararası organizasyonlar ve yerel sivil toplum kuruluşlarından topladığı bilgilere göre 2016 yılında Avusturya’da Müslümanları hedef alan 21 fiziki saldırı gerçekleştiği, farklı yerlerde 16 mülke zarar verildiği ortaya çıkıyor.

Hâl böyleyken, bırakın hükümet programını, bir lise ödevi bile olsa, “Avusturyamız İçin Birlikte” başlıklı herhangi bir metinde katlanarak artan İslam karşıtlığı hakkında tek bir cümleye rastlamamak tuhaf değil mi? Belki de normal olan budur. Çünkü programın altında imzası bulunan iki partiden biri, İslam karşıtlığını “siyaset çizgisi” olarak belirlemiş durumda. Diğeri ise özellikle seçim kampanyası esnasında sıkça Müslüman kuruluşları hedef almıştı Bu yüzden beklentiye girmemek; metindeki sığlığa şaşırmamak gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde başkent Viyana’da toplanan on bine yakın kişi de böyle düşünüyor olmalı ki taleplerini oldukça net biçimde pankartlara işlediler: “Irkçılara hayır!”. Kentin en işlek caddelerinden Ringstrasse’yi trafiğe kapatan göstericiler “Siyah (ÖVP) – Mavi (FPÖ) hükümetine hayır” sloganlarıyla çiçeği burnunda koalisyonun ırkçı gruplarla açıktan temas kurmasına tepki gösterdi. Zira gösterinin yapıldığı gün, Özgürlük Partisi, Viyana’daki Hofburg Sarayı’nda aralarında bazı Neonazi grupların da bulunduğu aşırı sağcı oluşumları bir baloya çağırmıştı.

 

Her Şey Daha Mı Kötü Olacak?

İslam karşıtlığını sıkça vurgulayan FPÖ’nün ortağı olduğu koalisyonda Müslümanların güvenlik açısından bir tehdit olarak görüleceğine dair ön görülerin haklılığı, hükümet programının açıklanmasıyla ortaya çıkmıştı. Program metninde kullanılan dil, Avusturya Müslümanları “ülkenin bir parçası” değil  bir “potansiyel tehdit unsuru” şeklinde değerlendiriyor.

Konuya ilişkin El Cezire’ye demeç veren İslamofobi uzmanı Fared Hafez, Avusturya’daki durumun daha da kötüleşeceğine dair emareler bulunduğunu aktarıyor. Metindeki kavram kullanımının kritik olduğunu belirten akademisyene göre “önümüzdeki 5 yılda daha önce görmediğimiz şeylere tanık olabiliriz.”

 

Avusturyalı Müslümanlar Özgürlükçü Geleneğin Onurunu Koruyor

Fared Hafez’ın değerlendirmesi bir nebze korkutucu gelse de pek abartılı bir temele sahip değil. “İlkleri yaşayan” Avusturya’da daha kötü ilklerle karşılaşmak bu aşamadan sonra şaşırtıcı olmayacaktır. Bu görüşü desteklemek için koalisyonun kuruluşundan hükümet programına kadar çok sayıda gösterge de mevcut. Örneğin, programda İslam’a ilişkin ifadelerin muğlak oluşu (“siyasal/ radikal İslam”), bu kavramların siyasi karar alıcılar tarafından keyfî biçimde yorumlanmasına kapı aralıyor. Hangi kuruluşların ve uygulamaların “siyasal”, hangilerinin “makbul” İslam’a gireceğine ise şu durumda devlet karar verecek.

“Avusturyamız İçin Birlikte” en iyisini planlayan koalisyon ortakları, önümüzdeki günlerde bu muğlaklığı gidermek adına “radikal ve siyasal İslam”ın somut tanımını yapabilir. Ancak ülkenin kültürel ve sosyal yapısının önemli bir parçası olan bir dinî inancın tanımını tümden devlete bırakmak, Avrupa sivil toplum birikimi göz önüne alındığında oldukça problemli bir olay görünümünde. Hükümet programında “siyasal İslam” kavramıyla kendi karşıt pozisyonuna bir meşruiyet zemini oluşturan FPÖ, toplumda düşman olarak algıladığı kesimleri bir çırpıda pekala hedef tahtasına oturtabilir.

İstihbarat, emniyet gibi devlet imkanlarını elinde bulunduran bir aşırı sağcı oluşumun sivil yapılara tahakküm kurmasının önünde elbette bazı engeller var. Hukuk bunların başında geliyor. Yine de burada şöyle bir durumu göz önünde bulundurmak gerek: Avrupa’nın hemen hemen her ülkesinde Müslümanlar, ayak bastıkları günden bu yana ayrımcılığa, ırkçı uygulamalara farklı yoğunluklarda olsa da maruz kaldılar, kalıyorlar. NSU örneğinde yaşandığı gibi, bu saldırılarda bazı devlet görevlilerinin kasti ihmali yahut doğrudan dahli bulunabiliyordu. Fakat Avusturya, sağ koalisyonun kurulmasıyla oldukça farklı bir konuma gelmiş oldu.

Şimdiye kadar toplumsal planda ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele durumunda bulunan Müslümanlar, artık “ırkçılığın devlet bulmuş hâli”yle yüz yüze geliyor. Burada, İslam düşmanlığını stabil politik çizgi hâline getirmiş bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yapının İslam’ı ısrarla “radikalleşme potansiyeli yüksek” ve hatta “zaten radikalleşmiş bir şiddet kaynağı” şeklinde gösterme çabasının karşısına Müslümanlar sivil toplum formasyonuyla çıkacak. Kaderin güzel cilvesi o ki, bugün Avrupa’nın küresel düzeyde savunuculuğunu yaptığı evrensel değerleri ortaya çıkaran “devlet karşısında sivil toplum mücadelesi”, şimdi, “Avrupa’nın ötekisi” olarak görülen Avusturyalı Müslümanların gayretine kalıyor.

Allah muvaffak etsin.

©Flickr.com/michaelgubi

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar