GÜNDEM Hollanda’da Seçimlerin Ardından Göçmen Partilerinin Geleceği

Hollanda'da 21 Mart'ta düzenlenen yerel seçimlerin ardından gözler ülkedeki göçmenleri ve göç kökenlileri temsil iddiasındaki partilere çevrildi. Bu partileri önümüzdeki dönem yoğun tartışmalara sahne olacak belediye meclisleri bekliyor.

İffet Subaşı 1 Nisan 2018

Hollanda’da 21 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde bütün gözler Rotterdam’a çevrilmişti. Çünkü Hollanda Temsilciler Meclisi’nde hâlihazırda temsil edilen tüm partilerin belediye seçimlerine katıldığı tek belediye Rotterdam’dı. Göçmen kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı bu şehir ve bütün siyasi partilerin varlığı, kenti “boks ringi”ne çevirmişti. Rotterdam’dan çıkacak olan seçim sonucu, tüm partilerin ulusal popülerliklerinin bir göstergesi olarak değerlendirilecekti.

Seçimlerde taban tabana farklı siyasetler yürüten Geert Wilders’in ırkçı partisi ve göçmenleri temsil eden Tunahan Kuzu liderliğindeki DENK partisi seçimlerde karşı karşıyaydı. Önem arz eden diğer bir faktör ise hem göçmen partilerinin (NIDA-DENK), hem aşırı sağcı partilerin (PVV-Leefbaar Rotterdam) aynı şehirde, aynı tabana hitap etmesiydi. Seçim sonuçları geldiğinde ise NİDA 2 koltukta kalırken, DENK ilk defa girdiği bu seçimde 3 koltuk kazandı. Leefbaar Rotterdam 11 koltuk kazanırken, PVV ise 2 koltukla istediği sayıya ulaşamadı.

Hollanda’da Seçimler Sonrası Yeni Siyasi Dönem

Sonuçları değerlendirirken koltuk sayısından daha önemlisinin belediye meclislerindeki mevcudiyet olduğunu hatırlamakta fayda var. Yeni siyasi dönemin okumasını DENK ve NİDA’nın aynı mecliste, aşırı sağ partilere karşı nasıl bir tavır koyacağına bağlı olarak yapabileceğiz. Hollanda’da alışılmıştan farklı bir dönem olacağı kesin. Başkent Amsterdam’da da yine DENK ve BİJ1 isimli partiler “göçmen partileri” olarak aşırı sağcı parti FvD (Demokrasi Forumu) karşısında meclise giriyor. Hangi partilerin koalisyon kuracağı henüz belli olmasa da belediye tartışmalarının çekişmeli geçeceği belli.

21 Mart’ta Hollanda’da halkın üçte biri oyunu geleneksel partilerden ziyade, yeni kurulan veya sırf belediye çapında siyaset yapan partilerden yana kullanmayı tercih etti. Sonuçlara göre Müslümanlar, Türkler ve diğer göçmen azınlıkların büyük oranının kendisini yerel partilere yakın bulduğunu söyleyebiliriz.

Ülkedeki etnik azınlıklar, 2017 yılının mart ayındaki genel seçimlerden bu yana (ve tabii daha öncesinde) yaşanan tartışmalardan yola çıkarak, “kurtuluşun” artık klasik sol ve merkez partilerde olmadığına kesin olarak inanmaya başladı. 21 Mart’taki yerel seçimi farklı kılan, tam da bu mesajın açık ve net bir şekilde verilmiş olması oldu. Geleneksel soldaki tıkanıklar, azınlıklara yönelik dışlamacı kültür, siyasi söylemin parçası hâline gelen ucuz popülizm, Hollanda’nın aşırı sağ eğilimine yenik düştüğüne işaret. Sol bunun bedelini 21 Mart’taki seçimle ödemiş gözüküyor. Yeşil Sol hariç sol partiler göz ardı edilemeyecek bir kayba uğradı. İşçi Partisi (PvdA) 2014’te oyların yüzde 9,8’ini alırken bu seçimde 7,3’lük bir oy oranına düştüğü görülüyor. Demokratlar (D66) ise yüzde 11,9’dan yüzde 9’a geriledi. Hollanda seçimlerinin galibi sağ partiler oldu denilebilir. CDA (Hristiyan Demokratlar) ülke bazında yüzde 0,6 puanlık bir kayıpla en büyük parti olarak kalmayı başardı.

Hollanda seçmeninin geleneksel partilerden umudunu kesmiş olması her ne kadar yenik düşmenin bir göstergesi olsa da, seçmenin yeni oluşumlara şans tanıması bir nevi umut verici. DENK partisinin 21 Mart itibarı ile 14 belediyede 24 meclis üyesinin bulunması büyük bir başarı. Parti büyük şehirlerde varlığını gösterme imkânı bulacak ve bu varlığı muhtemelen uzun sürecek.

Küçük Partilerin Siyasi Varlığı

Hollanda’da Yeşil Sol, diğer partilerden farklı olarak seçime damgasını vurmayı başardı ve DENK ile birlikte seçimden en kazançlı çıkan parti oldu. İki partinin belediyelerde koalisyon kurması iyi bir fikir gibi görünse de, pratikte imkânsız gözüküyor. Seçimlerden sonra Tunahan Kuzu, meclisin Ermeni Soykırımını tanıması üzerine Türk kökenli milletvekillerinin taraflarını belli etmeleri gerektiğini söylemişti. Bunun üzerine Yeşil Sol, “DENK ile iş birliği yapar mısınız?” sorusuna “pek olası değil” cevabını vermişti. Bu Türk vatandaşlarından bazılarının Yeşil Sol ile aralarına mesafe koyması için bir sebep olarak görülüyor. Hollanda hükümeti Türk gençlerine, “Türkiye’de yaşanan tartışmaları ülkemize getirmeyin” çağrısında bulunurken, diğer yandan bu çağrıya muhatap olanlar, “Hollanda meclisi Türkiye-Ermenistan’ın bile çözemediği bir konu hakkında ahkam kesmeyi neden doğru buluyor?” sorusunu soruyorlar.

Yine Rotterdam’da Müslümanların Yeşil Sol’a olan kırgınlığı da tartışılan bir konu. Yerel seçim öncesi sağ partilere karşı kurulan, 4’lü ittifakın (SP, PvdA, GroenLinks, NIDA) içerisinde bulunan NIDA partisinin, 4 yıl önce sosyal medya hesabından “Biz diyoruz ki, Siyonizm eşittir Daeş, düşünce özgürlüğü” şeklindeki paylaşımının gündeme getirilmesi ve bu paylaşımın geri çekilmemesi üzerine birlik kopmuştu. Yeşil Sol genel başkanının baskı yapması sonucu ittifak bozuldu.

Ülkedeki azınlıkları temsil etme iddiasında olan göçmen partilerinin yaşadığı dışlanmaya paralel olarak bu partilerin ve seçmenlerinin kendi varlıklarını göstermeleri gerektiğine olan inanç da baskın olmaya başladı. Sosyal bilimci Paul Hindriks’in Hollanda vatandaşlarının etnik azınlıkların siyasette varlığına tepkilerini ölçtüğü araştırması bu açıdan yol gösterici. Genel olarak katılımcılar etnik azınlıkların siyasi katılımlarını oldukça olumlu buluyorlar, ancak Müslümanlar siyasete aktif olarak katılmak istediklerinde çoğunluk toplum tarafından daha olumsuz tepki gösteriliyor. Hindriks bu durumu şöyle yorumluyor: “Hollandalılar, göçmenler siyasette aktif hâle geldiklerinde, toplumdaki kendi konumlarını kaybetmekten korktukları için bu gelişmeyi hoş karşılamıyorlar.”

Anlaşılıyor ki, önümüzdeki dönem göçmen partileri bir yandan görünür olmaya çalışırken, diğer yandan imaj mücadelesi vermek zorunda kalacaklar.

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar