Dosya: "Avrupa'da Başörtü Yasakları" Belçika’da Başörtüsü Yasakları: “Yeni Bir Siyaset Kültürüne İhtiyaç Var”

Avrupa'da Başörtü Yasakları

Belçika, başörtüsü kısıtlamalarında Fransa örneğini takip eden bir ülke. Hukukçu ve siyaset bilimci Mehmet Saygın’la ülkede Müslüman kadınlara yönelik kıyafet kısıtlamalarını konuştuk.

Zeynep Fauser 1 Temmuz 2018

Belçika’da uygulanan başörtüsü yasağı neye dayanıyor?

Öncelikle anayasal ve yasal olarak söz konusu yasağı meşrulaştıran herhangi bir zemin yok, bunu hatırlatmak lazım. Özel sektörde, eğitimde, hatta bir takım devlet kurumlarında uygulanan yasağın iç tüzük düzeyinde uygulandığı görmemiz gerekiyor. Belçika Anayasası ve yasaları din özgürlüğü ile eşitliği teminat altına alarak ayrımcılığı yasaklıyorlar. Dolayısıyla pek çok özel ve devlet kurumunda uygulanan yasakların aslında yasadışı ve hatta Anayasaya aykırı olduğunu vurgulamak lazım.

Başörtüsü yasağı farklı ülkelerde farklı zeminlerde tartışılıyor. Laiklik, tarafsızlık, kadınların özgürleştirilmesi, kamu güvenliği başörtüsü yasağını savunanlar tarafından kullanılan söylemlerden bazıları. Peki bu tartışma Belçika’da çoğunlukla hangi zeminde yürütülüyor?

Doğrudan İslam korkusu ve ırkçılık üzerine söylemler kullanan aşırı sağ grupları bir kenara koyarsak Belçika’da ağırlıklı olarak kullanılan söylemler devlet tarafsızlığı ve kadın-erkek eşitliği ilkeleri etrafında şekilleniyor. Devlet tarafsızlığı ilkesi, Belçika’nın kurumsal yapısında önemli bir yere sahip. Kadın-erkek eşitliği konusunda ise yaklaşık 20 yıldır büyüyen bir hassasiyeti gözlemlemek mümkün. Özellikle siyasette ve sivil toplum dünyasında kadınlara fırsat eşitliği sağlamak için pek çok yasal ve anayasal değişiklikler yapıldı.

Fransa ve Hollanda’da yürütülen başörtüsü tartışmaları Belçika’daki Fransızca ve Felemenkçe konuşulan bölgeleri etkiliyor mu?

Hollanda’daki tartışmaların Belçika Flaman bölgesini önemli derecede etkilediğini gözlemlemiyorum. Buna karşılık Fransa’daki tartışmaların Belçika Frankofon tarafını bir hayli etkilediğini söylemek mümkün. Fransa’nın jakoben ve evrensellik adı altında dayattığı tektiplilik kültürü, tarihsel bir takım sebeplerden dolayı Belçika Frankofonlarını etkiliyor. Hatta bununla ilgili bir deyim de var: “Fransa hapşurduğu zaman Belçika hastalanır.”

Müslüman kadın kıyafetlerine yönelik medya ve siyasi arenadaki tartışmalara baktığımızda konunun çoğunlukla burka ve nikap üzerinden tartışıldığını görüyoruz. Fakat Avrupa genelinde burka ve nikap giyen kadın sayısı oldukça az. Bu kıyafetleri tercih eden kadın sayısının oldukça az olmasına rağmen konunun çok büyük bir mesele gibi ele alınmasının sebebi sizce ne?

Ortalama bir vatandaş için burka ve nikap demek, Taliban-Afganistan-Daeş demektir. Yasağı savunmak maksimum prim yapıyor. Bu konuda yasaklara karşı durmak kolaylıkla sanki medeniyete karşı olmakmış gibi gösterilebiliyor. Hâliyle burka ve nikap popülist gruplar ve siyasiler için fevkalade kullanışlı bir konu, her ne kadar sosyolojik karşılığı marjinalden de az olsa da.

Belçika’da başörtüsü yasağı ile ilgili Samira Achbita’nın davası medyada büyük yankı uyandırmıştı. Konuyu hatırlayacak olursak Belçika’da özel bir kuruluş olan G4S Secure Solutions NV (G4S) 2006 yılında şirketlerinde 3 yıldır resepsiyonist olarak görev yapan Samira Achbita’yı başörtüsü takmaya başlamasından sonra tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle işten çıkarmıştı. Bir hukukçu olarak konuyla ilgili görüşünüz nedir?

Bu davada Avrupa Birliği Adalet Divanı, özel sektörde aktif olan bir şirkette çalışanlar için devlet tarafsızlığı ilkesi adına dinî simge takma yasağının meşru olabileceğini söylüyor. Bu çok vahim bir karar. Devlet tarafsızlığı ilkesi ontolojik olarak sadece devlet kurumlarında geçerlidir. Devlet kurumlarını ilgilendiren bir ilkenin özel sektörde de geçerli olabileceğini söylemek yanlıştır. Adalet Divanı bazı temel ilkeler etrafında oluşan kafa karışıklığının zeminini genişlettiği için hayal kırıklığına uğrattı. Nitekim G4S gibi şirketlerin de elini güçlendirdi. Sonuçta eşitlik ve özgürlüğün alanının daraldığına tanık olduk.

Anatomi Serisi

Laiklik Nedir?

14 Temmuz 2019

Bir başka önemli mevzu ise 2013 senesinde Belçika’da bulunan devlet okulları yönetimi GO!’nun (Fl. “Gemeenschapsonderwijs”) dinî semboller yasağı. Alınan kararla birlikte başörtüsü, Flaman bölgesindeki bütün devlet okullarında yasaklandı. Tüm devlet okullarına getirilen bu yasak sizce din ve vicdan özgürlüğü açısından nasıl yorumlanabilir?

GO!, devlet tarafsızlığı ilkesini gerekçe göstererek yetki alanına giren bütün Flaman okullarında dinî sembol yasağı getirdi. İlkesel olarak böyle bir gerekçe tartışmalıdır. Tarafsızlık, sadece devlet adına hizmet veren kişileri bağlar, devletten hizmet alan kişileri değil. Bu, devlet adına hizmet verenler için dinî simge takma yasağının meşru olduğu anlamına gelmez. Polis, hâkim, öğretmen gibi otorite içeren fonksiyonlar dâhil, tüm devlet çalışanları için tarafsızlık, verilen hizmetle alakalıdır; devlet çalışanlarının dış görünüşleriyle alakalı değildir. Zaten herhangi bir dış görünüşün tarafsız olduğunu iddia etmek imkânsızdır. Böyle bir iddia, hiçbir objektiflik ve meşruiyetle temellendirilemez. Objektif bir şekilde ölçülebilecek tek parametre hizmetin kendisidir.

Öte yandan öğrenciler, devletten eğitim hizmetini almaktadır. Onların tarafsız olmalarını istemek zaten yersizdir. Ayrıca din özgürlüğü açısından da böyle bir yasak sorunludur. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, gerekse Belçika Anayasası’na göre herkes dinini hür bir şekilde hem kamuya kapalı hem de kamuya açık şekilde yaşayabilmelidir. GO!’nun getirdiği yasak, din özgürlüğünü ihlal etmektedir.

Benim de yönetim kurulu üyesi olduğum Adalet ve Demokrasi (İng. “Justice and Democracy”) adlı sivil toplum kuruluşu 2013’te GO!’nun kararını Belçika Danıştayı’na şikayet ettiğinde yukarıdaki argümanları sunmuştu. 2014’te verdiği kararla Danıştay, çok ilginç bir şekilde GO!’nun kararına ne onay, ne de reddiye getirebileceğini belirtti. Sebep ise GO!’nun “kararı”nın aslında bağlayıcı bir karar değil, sadece bir tavsiye olduğuydu. Yani bağlayıcıymış gibi sunulan GO!’nun kararı aslında yok hükmünde.

Avrupa’da gittikçe büyüyen Müslüman nüfusa rağmen Müslümanların siyasi arenada temsili oldukça zayıf. Sizce bu durum başörtüsü tartışmalarının siyasi arenada ele alınışı açısından ne gibi zafiyetler doğuruyor?

Sayısal açıdan “Müslüman” olarak nitelendirilen kişilerin siyasi arenada varlıkları kayda değer bir düzeyde. Sorun sayıda değil, nitelikte. Daha doğrusu Müslümanların siyasete olan yaklaşımlarının profesyonelleşmesi lazım. Burada doğrudan partilerde faal olanları kastetmekle beraber daha ziyade seçmen sıfatında olan vatandaşları kastediyorum. Siyasetin nasıl işlediğini ve kararların hangi mercilerde alındığını iyi okumak lazım, ona göre stratejiler oluşturmak ve nihayetinde siyasi partilere “bizsiz zor” mesajını vererek din özgürlüğünü savunmanın götürüsü değil, aksine getirisi olduğunu düşünmelerine yok açmak lazım. Bu bir günde olacak şey değil, uzun vadede yeni bir siyaset kültürü elzem.

Sizce başörtüsü kısıtlamaları karşısında sivil toplum organizasyonlarına hangi görevler düşüyor? Konuyla ilgili ne gibi çalışmalar yapılıyor?

STK’lara düşen görev, devrin zorluklarına rağmen eşitlik, özgürlük ve ayrımcılıkla mücadele ilkelerine sadık kalmalarıdır, devir zor diye gemiyi terk etmemeleridir. Bu mücadele kolay değil, ancak çok önemli. Bu alanda da zaman zaman hayal kırıklığı yaşamak mümkün; ama seminer, konferans, mahkemeler nezdinde dava açma gibi çalışmalar da olası.

Belçika’daki mevcut siyasi ve toplumsal durumu göz önüne aldığınızda başörtüsü kısıtlamalarıyla ilgili ne gibi bir gelecek öngörüyorsunuz?

Kısa vadede zorlukların daha da büyüyeceğini öngörüyorum: İslam düşmanlığı, “yabancı”lara karşı düşmanlık, popülizm, siyasi fırsatçılık, tahammülsüzlük, tüm bu sorunlar her geçen gün derinleşiyor. Pek çok ülkelerde olduğu gibi Belçika’da da aşırı sağ fikirleri prim yapıyor. Hatta mevcut federal hükümetin en önemli üyesi olan N-VA partisinin de gitgide radikalleştiğini gözlemlemek mümkün.

Tüm bunları söylemekle birlikte daha uzun vadede olumlu bir gelecek öngörüyorum. Mevcut neslin dik duruşu sayesinde çocuklarımız pasifize olmuş bir toplumda eşit vatandaşlar olarak büyüyecekler.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar