Almanya Arabaları Yakıldı, Evleri Boyandı: Türk Ailenin Irkçı Komşuyla Mücadelesi

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyâletinde bulunan Herne şehrinde yaşayan Yiğit Ailesi, uzun zamandır komşularının ırkçı ve İslam düşmanı saldırılarına maruz kalıyor. Yıllardır çalmadık kapı bırakmayan Türk aile ile yaşadıklarını konuştuk.

12 Ekim 2018

Almanya’da ırkçı ve Müslüman karşıtı saldırılarda son senelerde artış var. 2018 yılı ilk yarısında işlenen 320 Müslüman karşıtı saldırının neredeyse tamamı aşırı sağcılar tarafından işlenirken, saldırıların bir önceki seneye göre şiddetini arttırdığı gözleniyor.

Irkçı saldırılara maruz kalanlar için durum, istatistiklere yansıyandan çok daha vahim. Mağdurlar çoğu zaman uğradıkları saldırıların yanında güvenlik güçlerini mağduriyetlerine inandırabilme konusunda da mücadele vermek zorunda kalıyor. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyâletinde bulunan Herne şehrinde yaşayan Yiğit Ailesi de uzun zamandır yaşadıkları saldırılara karşı tek başına mücadele veriyor. Irkçı ve İslam düşmanı komşularının önce tehdit ve hakaretleriyle başlayan saldırıları, son iki senedir şiddetini artırarak korkutucu boyutlara ulaştı. İki sene önce bir gece yarısı evlerinin önünde park halindeki araçları kundaklanan aile bu saldırıdan bahçeye açılan arka kapıdan kaçarak kurtulabildi. Bunu takip eden süre içerisinde aile fertleri, araç ve evlerinin aynı kişi tarafından birçok kez hedef alındığını, ancak şimdiye dek polis tarafından yeterli delil olmadığı gerekçesiyle şüpheli hakkında soruşturma açılmadığını söylüyor. İki senedir kâbus yaşayan Yiğit ailesi ile yaşadıklarını konuştuk.

Almanya Yiğit ailesi 2

Evinize ne zaman taşındınız ve Alman komşunuzla yaşadığınız problemler nasıl başladı?

Buraya 2012 yılında taşındık, yaklaşık 6 sene olacak. Başlangıçta hiçbir komşumuzla bir sorunumuz yoktu. Sonra geceleri evimizin önünden geçen birinin Kur’an’a, dinimize hakaret ettiğine şahit olduk. Kimseyle bir sorunumuz olmadığı için bu kişinin kim olduğunu ilk başta anlayamadık. Daha sonra bunu bir komşumuzun yaptığını öğrendik. 

Farklı farklı komşularınız mı yoksa hep aynı kişi mi yapıyordu bu sözlü tacizleri?

Hep aynı kişi yapıyordu. Bitişiğimizdeki yaşlı Alman komşumuz da o şahısla samimi ve zaman zaman o da bize sözlü tacizlerde bulunuyordu, ancak daha ileriye götürmedi.

Polisle ilk ne zaman irtibata geçtiniz?

Komşumuzun hakaretlerini ilk başta görmezden duymazdan geldik, belki bir süre sonra vazgeçer ümidiyle herhangi bir şikâyette bulunmadık. Fakat komşumuz hakaretlerini devam ettirdi. Hanımla istişare yaptık ne yapabileceğimize dair. Polise şikâyette bulunursak bu işin geri dönüşü olmaz diye düşünüyorduk. 2015 ocak ayında Paris’teki Charlie Hebdo saldırıları sonrası o gece saat bir buçuk civarı bu şahıs aşırı alkollü bir şekilde evimizin önüne gelerek “Sizin dininiz adam öldürüyor” diye bağırmaya başladı. Dışarı çıkmak tehlikeli olabileceğinden evden çıkmadan polisi aradık, durumu anlatıp yardım istedik. 

Bu tip saldırılar devam etti. Kapımızın üzerine “AIDS’e fırsat verme” (Alm. “Gib AIDS keine Chance”) kampanyasından esinlenerek hazırlanmış “İslam’a fırsat verme” (Alm. “Gib Islam keine Chance”) yazılı kağıtlar yapıştırıldı. Olayı polise bildirdik, geldiler ancak parmak izi bile alınmadı. Zaten biz söylemeden kendileri de kimin yaptığını tahmin ettiler. Arabamın pek çok kez lastikleri kesildi. Evimizin duvarına siyah ve kırmızı renkli boyalarla üzeri karalanmış “İslam barıştır” (Alm. “Islam ist Frieden”) yazıldı. Polis adamın evinde duvarımıza yazılan renkteki boyalardan buldu ama bu boyalar her yerden alınabileceği için bir şey ispatlamayacaklarını söylediler. Kapımıza yapıştırılan etiketlerden de adamın evinin çevresinde bulundu ama yine bir şey yapılmadı. Dinimize yapılan hakaretler de “ifade özgürlüğü” denilerek dikkate alınmadı.

Yiğit ailesi ırkçı saldırı

Komşunuzla hiç yüz yüze gelip neden bu şekilde davrandığını konuşma girişiminiz oldu mu?

Evet, bir gün bizimle sorununun ne olduğunu sormak için önüne çıktık. Bu işin bu şekilde devam edemeyeceğini ve problem neyse çözmemiz gerektiğini söyledik. Bir saate yakın konuştuk ve mevzu dine geldi. “Ben size karşı değilim, siz normal bir ailesiniz ama benim sizin dininizle problemim var” dedi. Ayrıca benim kızımı Türkiye’de zorla evlendirdiğimi, kapattığımı iddia etti. Ona böyle bir şey olmadığını, ayrıca dinimizde zorla evliliğin caiz olmadığını söyledim. Bunu ona bizim bitişiğimizdeki yaşlı Alman komşumuzun dediğini söyledi. Bu kadar ileri gidebileceklerine inanamadım, çünkü tamamen asılsız bir yalandı. Polise yaptığımız şikâyetleri geri çekersek bir daha bir şey yapmayacağını söyledi. Konuşmamızdan sonra iyi niyetimi göstermek için polise yaptığım şikâyetleri geri çektim. Bir süre iyi-kötü merhabalaştık. Fakat sonra tekrar alkol alıp arkadaşlarıyla birlikte sözlü hakaret ve tacizlerine devam etti.

Birebir sizi hedef alan, mesela çocuklarınız veya eşinize yönelik saldırılar da yaşandı mı?

Evet oldu. Bir gece yarısı hoparlörlü drone ile tüm sokağa kendi sesinden peygamber efendimize hakaret ifadeleri dinletti. Ezan sesi ve arkasından taramalı sesleri duyulan bir ses kaydı daha vardı. Polisi çağırıp şikâyette bulunduk. Polisler gittikten sonra aynı gece bisikletle evimizin önünden geçerken kapının önünde bulunan eşim ve çocuklarıma biber gazı sıktı, gözlerimle gördüm. Tekrar polisler geldi, şikâyet tutanağı tutuldu ve biz mahkemeye çıktık. Hepimiz şahit olarak gittiğimiz halde sadece eşimi duruşma salonuna çağırdılar şahit olarak. Savcı “Sıkılan şeyin biber gazı olduğunu nereden biliyorsun, rengi nasıldı, kokusu nasıldı?” gibi sorularla eşimin ifadesini çürütmeye çalıştı, sıkılanın saç spreyi olabileceğini ileri sürdü. “Bu şahsın bu kadar tehlikeli olduğunu biliyorsunuz madem neden dışarı çıktınız?” gibi sorular sordular. Hâkim drone ile yapılan hoparlörlü saldırının ses kayıtlarını bile dinlemek istemedi. Karşı taraf eşimin kendisini sopayla darp ettiğini ve bazı gençlerin kendisini korkutup tehdit ettiğini ileri sürdü. Hâkim, biber gazı saldırısını ispatlayamadığımız ve karşı tarafın da darp edildiği iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı düşürdü.

2016 Aralık ayında gece yarısı arabanız yakıldı. Saldırıyı nasıl fark ettiniz?

Emine Yiğit: Saat gece 3’tü. Bir patlama sesi duydum. Otobana yakın oturduğumuz için lastik patladığı zaman ara sıra bu tip sesler duyuyorduk. Uykumun arasında “Acaba lastik mi patladı” diye kalkıp camı açıp baktım ve alevleri gördüm. Meğerse yangının etkisiyle bizim arabanın lastiği patlamış. 10-15 dakika daha geç farkına varsaydık ne olurdu bilemiyorum. Araba evin hemen giriş kapısında park halinde olduğundan ve evin ön tarafı yandığından evi arka bahçe kapısından terk ettik.

Almanya Yiğit ailesi yangın

Bu çok ciddi bir saldırı. Arabanızın ateşe verilmesi sonrası polis nasıl bir soruşturma yürüttü?

Bilirkişi geldi ve arabanın kendi kendine alev alıp yanmış olabileceğini ima etti. Ben de arabanın aynı anda hem önden hem de arkadan yandığını, bunun da kendi kendine olamayacağını ve kesinlikle kundaklama olduğunu düşündüğümü söyledim. Kundaklama olduğunu kabul ettiler, ancak “muhtemelen ırkçı kundaklama” denildi ve bir süre sonra dosya kapatıldı. Arabamız yandığında bu saldırılar nedeniyle polise aynı şahıstan şüphelendiğimizi belirttik. Bunun üzerine polis evimizi 3 ay kamera ile gözetledi. Bundan sonra da arabamıza çok kez saldırı yapıldı ama polis kamera kayıtlarında saldırıları kimin yaptığının görünmediğini söyleyerek görüntüleri bize göstermedi. 

Başlangıçta polisler bize sabırlı olmamızı, ellerinde bir şeyler olduğunu ve meselenin yakında çözüleceği sözünü verdiler ama bu sözün devamı gelmedi. Polis bize bir ara taşınmamızı bile tavsiye etti. Sonradan ise “Taşınsanız bile bu adam sizi rahat bırakmaz.” dediler. Çünkü bu adamın nasıl biri olduğunu kendileri de biliyor. 

Peki size yaptığı saldırılardan dolayı bu şahsın hiç mahkûmiyet aldığı oldu mu?

Evet, oldu. 4 farklı sözlü saldırıdan dolayı para cezasına çarptırıldı. Fakat arabama ve evime yapılan büyük saldırıların hiçbirinden sonuç alamadık. 

Yiğit ailesi yangın

Kendinizi korumak için ne tür önlemler aldınız? 

Polisin takip kamerasından bir sonuç alamayınca evimizin dış cephesine güvenlik kamerası taktırdık. Bu defa kendi evinin girişinde de kamera olan ırkçı komşumuz karşımızdaki Polonyalı komşumuza gidip bizim güvenlik kameramızın onun evini çektiğini ve fotoğrafları da sosyal medyada yayımladığımızı söylemiş. Bunu bize bizzat polisin kendisi söyledi. Böyle bir şey kesinlikle yok, kendilerine de isterlerse kamera kayıtlarından kameranın nereyi çektiğine bakabileceklerini söyledik. Polonyalı komşumuzun şikâyeti üzerine kapımıza gelerek yasal olmadığı gerekçesiyle bize ceza yazmak isteyen polise ırkçı komşumuzun evinin önündeki kameraları hatırlattım ve onun da kameralarının sökülmesi için şikâyette bulunacağımızı söyledim. Bunun üzerine polis hakkımızda herhangi bir işlem yapmadan gitti ancak bu defa da Polonyalı komşumuzla yine bu şahsın asılsız iddiaları nedeniyle kameralar yüzünden mahkemelik olduk. Mahkeme süreci henüz devam ederken bu yaz Türkiye’de izinde olduğumuz sırada kameralarımızın kırıldığını öğrendik. Kapımıza ve pencerelerimize de inşaat tutkalı sıkılmıştı.

Polisin tutumu nasıl oldu?

Daha önce yaptığı tüm saldırılar nedeniyle tüm oklar bu şahsı gösterdiği hâlde polis somut kanıt olmadığı gerekçesiyle şikayetimizi ciddiye almadı. Biz de bunun üzerine Türkiye’den dönüşümüzde kameraları kimin kırdığına dair delil olarak polise güvenlik kamerası kayıtlarımızı sunduk. Görüntülerde beyaz tulumlu, beyaz başlıklı, eldivenli ve maskeli birinin gelerek elindeki sopayla kameralarımızı kırdığı açıkça görülüyor, evin anten ve cereyan kablolarını kesiyor. Yürüyüşü ve eşkâlinden bu saldırıyı yapanın da yine aynı komşumuz olduğu belli oluyor zaten. 

Peki bu konuyu sosyal medyaya taşımaya nasıl karar verdiniz?

Kameralarımızın kırıldığını öğrendiğimizde Türkiye’de olduğumuzdan ilk etapta biz dönene kadar evimizi koruyacak birilerine ulaşmak için Facebook üzerinden bir duyuru yaptık. Ama yardım çağrımız kar topu gibi büyüyerek dağıldı ve olayın medyaya yansıması da bu şekilde gelişti. Sonra insanlar sağ olsun bize destek vermek ve nöbet tutmak için ziyaretimize geldiler, evimizin önünde toplanmalar oldu. Ancak bir süre sonra olayın maksadını aşmasını ve kontrolden çıkmasını önlemek için gelenlere toplanılmaması için ricada bulunduk. Çünkü birisi yanlış bir hareket yapsa sorumlusu biz olacaktık. 

Yiğit ailesi

Meselenin sosyal medyanın ardından görsel ve yazılı medyada da yer bulması sizin için olumlu bir sonuç verdi mi?

Evet, olayın duyulmasının ardından polis 2 defa hâl-hatır sormak için geldi, konunun İçişleri Bakanlığına aktarıldığını ve meseleyle ilgilendiklerini söylediler. Hatta bize “sesinizi duyurdunuz” itirafında bulundular. Biz de medya sayesinde yetkili kurumlar ve kişiler üzerinde konunun çözümlenmesi için bir baskı oluşmasını umuyorduk. Çünkü burada bu kişinin ya kasıtlı bir kollanması ya da polisin işini ciddi yapmaması söz konusu. Olayın medyaya yansımasının olumlu neticelerini görüyoruz. Polislerin bizimle konuşmaları bile değişti. Önceden hepsinde olmasa da çoğunda tavırlı bir yaklaşım söz konusuyken, şimdi böyle bir tavır yok. 

Resmî mercilerden sizinle bu mesele ile ilgili olarak iletişime geçen veya sizi ziyaret eden oldu mu?

Arabamız yandığında konsolosluktan gelmişlerdi. Bu son olaylardan sonra da Essen Başkonsolosu Şener Cebeci ziyaretimize geldi. Ayrıca Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Meclisinden SPD’li Milletvekili Alexander Vogt ile Herne Belediye Meclisinden SPD Grup Başkanı Udo Sobieski, Herne Belediyesi SPD’li Meclis Üyesi Nurten Özçelik, Herne Uyum Meclisi Başkanı Muzaffer Oruç ve Başkan Yardımcısı İbrahim Baltacı da ziyaretimize geldiler. Görüşmeler çok olumlu geçti, çok ilgilendiler, destek oldular. Milletvekilleri o şahsın evini kendi gözleriyle de gördüler ve evin etrafındaki jiletli telleri görünce onlar da çok şaşırdılar. En basit ifadeyle bunun bir görüntü kirliliği olduğunu ifade ederek kaldırılması gerektiğini söylediler. Ancak ben o şahsın evinin o şekilde bırakılması taraftarıyım, ki insanlar bu kişinin nasıl biri olduğunu evinin hâlini görüp anlasınlar. 

Yiğit ailesi ev

Bu saldırılar yüzünden evinizi satıp taşınmayı düşündüğünüz oldu mu?

Evet, oldu. Hatta bir ara ciddi bir şekilde kiralık ev aradık, çünkü bu evden çıkarsak tekrar ev almayı düşünmüyoruz, bunu artık kaldırabilecek psikolojimiz kalmadı bu olaylardan sonra. Ama birincisi taşınmak kolay değildi. Çocukların okulları dolayısıyla uygun bir ev bulamayınca, belki devam etmez bir yerden sonra peşimizi bırakır bu adam diyerek vazgeçtik taşınmaktan. İkincisi, polisin kendisi de bize “Taşınsanız bile bu kişi sizi rahat bırakmaz.” demişti. Zaten burada bizi mağdur eden şey o adamın yaptıkları değil, polisin uğradığımız saldırılar karşısındaki kayıtsız tutumu. Hâl böyleyken taşınmak şu an için bir çözüm sunmuyor. 

Bundan sonra bu konuda nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?

Başlarda biz bu olayı Türk medyasına veya Türk mercilere taşımak istemedik, çünkü meseleyi polisin çözüme kavuşturacağına inanıyorduk ve olayın bir Türk-Alman sorunuymuş gibi algılanmasını veya polisin onlara güvenmeyip onları şikâyet ettiğimizi düşünerek hakkımızda olumsuz bir kanıya kapılmasını istemiyorduk. Ama gelinen noktadan sonra yaşadıklarımızı herkese anlatmaya karar verdik ve bu niyetimizi öncesinde polisle de paylaştık. Eğer yine bir sonuç alamazsak meseleyi yeniden medyaya taşımayı düşünüyoruz.

 Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Daha önce yaşadığımız yerdeki komşularımızdan böyle bir davranış görmedik. Hatta eski Alman komşumuz bizi bu olaylardan sonra ziyarete geldi destek oldu, anahtarını bize bırakacak kadar yakın dostluğumuz vardı. Bu İslamofobi’den başka bir şey değil. Bunu bu şahsın kendisi de yüzümüze söyledi zaten, “Sizinle problemim yok, dininizle problemim var.” şeklinde. Zaten tüm saldırılarında dinimize hakaret ediyor. Dolayısıyla bu problem sadece bizim ailemizin problemi değil. Devletin kökeni ve inancı ne olursa olsun vatandaşına sahip çıkıp güvenliğini sağlaması gerekiyor.

ETİKETLER:
    • Yigit ramis
      2018-10-12 18:05:40

      Yigit ailesi olarak perspektif dergisine özellikle meltem hanim ve ailesine bu konuyu ele aldiklari tessekür ederiz. Saygilarla yigit ailesi

    1 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar